8 Mart’la Ne Değişir?

Belki on yıldır bu gazete sütunlarında 8 Mart yazısı kaleme alıyorum. Önceki makalelerime baktığımda bugün yazmayı düşündüğüm kadın sorunlarının azalacağına arttığını görmek çok acı…


8 Mart’la Ne Değişir?

Toplumumuzun yarı nüfusunu oluşturan kadınların yaradılıştan gelen hakları artık tamamen hiçe sayılıyor. Kadir Has Üniversitesi’nin “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması 2018” rakamları açıklanmış. 2016’da % 53, 2017’de % 55 olan kadına şiddet oranı 2018’de % 61’e yükselmiş. Bu her yüz kadından 61’i şiddete maruz kalıyor demek. Yine aynı araştırmaya göre, işsizlik ve eğitimsizlik 2. ve 3. sıradaki sorunlar… Geçen yıllara oranla, namus cinayetlerinin artması, sokak ortasında kadınların dövülmesine kimsenin ses çıkarmadan seyretmesinin haberlere konu olması, 21. y.y.’da halen çocuk gelinlerin engellenememesi maalesef toplumsal gerilemenin de göstergeleri. Kadın konusu sosyo-ekonomik bir sorun. Hukukun yetersizliği, cezaların caydırıcılığını yitirmesi elbette çok önemli ama asıl sorun insan meselesi. Allah korkusunu ve hesap verme şuurunu yitirmiş bir topluma dönüşüyoruz süratle. Siz bu gözü kara ve deyim yerindeyse hayvani hislerle hareket eden insana hangi kanunu getirirseniz getirin netice değişmiyor, tam tersine toplumsal yaralar kangrenleşiyor. Ekonomik sıkıntı da aile bireylerini cinnet noktasına getiren problem… Siyasi irade ve iktidara talip olanların, kadınla ilgili ilerlemenin sağlanması için, insan meselesine ve ekonomik sorunlara eğilmesi gerekiyor. Yoksa, ne cezaların ağırlaştırılması, ne caydırıcı olduğu iddia edilen tedbirler ne de günü kurtarmadan öteye gidemeyen hukuk reformları işe yaramaz. İnsan meselesi deyince tek söz sahibi siyasi, Prof. Dr. Haydar Baş Bey. Önce insan diyor belki 40 yıldır. Hak adına kendi yararına kazanılmış bireyler. Bıçak kasabın elinde et keser, annenin elinde soğan doğramaya yarar, katilin elinde öldürmek için kullanılır… Yani araçlar aynı olsa da kullanan zihniyet ona yön verecektir. Mesuliyet duygusu olan ve ‘hesabını vereceğim’ diyerek hareket eden bireyler olmadan toplumda huzur ve adalet temini imkânsızdır. Sayın Baş’ın önce insan tezi, dünyaya mal olmuş Milli Ekonomi Modeli’nde de hayat bulmuş. Milli Ekonomi Modeli, insanı merkeze alan, tüketenden, ezilenden yola çıkılarak hazırlanan tek tez. Kapitalizm bir avuç azınlığa, Sosyalizm bir guruba hizmet ederken Milli Ekonomi Modeli; işçiye, memura, ev hanımına, dula, yetime el uzatıyor. Tüketim eksenli olması, işsizliği önlemesi, adil gelir dağılımını sağlaması tezin farkları. Sosyal devlet projeleri ile ev hanımlarına maaş vermesi, doğum ikramiyesi, vatandaşlık maaşı, öğrencilere burs imkânı sunması, dul ve yetimlere sahip çıkması… Hülasa toplumun her kesimine hayatını idame ettirecek baba devlet destekleri ile toplumsal barışın teminini sağlayabilecek tek sistem. Sosyal patlama yaşayan Türk toplumu için insanın manevi eğitimini hayata geçirecek; ekonomik rahatını temin etmeyi formülleştirecek bir lidere acil ihtiyaç var. Yılardır aynı şeyleri yazıyoruz. Okuyor, beğeniyor ama bir kere de bunu deneyelim diyemiyorsunuz. Sevgili hanımlar, bu sefer Prof. Dr. Haydar Baş diyelim. Bu sefer kendimizi düşünelim.

Sinem BAŞ

(Kilis Postası Haber Merkezi)