Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)

Yarın akşam Hz. Peygamber'in ruh ve beden olarak göğe yükseldiği geceyi, Mi'rac gecesini kutlayacağız.

12 Nisan 2018 - 12:55 - Güncelleme: 12 Nisan 2018 - 15:49

Resûlullah'ın en büyük mucizelerinden biri olan Mi'rac hadisesi, Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılır: “Mümtaz kulunu, ayetlerimizden bazısını kendisine gösterelim diye bir gece Mescid-i Haram'dan alıp, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya kadar götüren Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir, eksikliklerden uzaktır. Her şeyi işiten ve gören O’dur.” (İsra, 1). Bu ayet-i kerimede geçen "O’nu, O'na" mânâsındaki 'Hu' zamirinde iki yön vardır. İlkine göre Mi'rac'ın hikmeti, "O'na ayetlerimizden bazısını göstermek için" buyruğu gereğince Hz. Peygamber'e Hakkın kudret ve azametini tanıtmaktır. Diğer yönden ise, Allah'ın Sevgilisi Muhammed Mustafa'yı 'bir ayet' olarak kâinata takdim etmektir. Ayetin devamı ise; "Hakikaten O kuldur, ancak kelamımızı işiten ve Zatımızı gören” tarzında mânâlaştırılmıştır. "Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım" hitabına mazhar olan Resûlullah (s.a.v.) bu yönüyle sebeb-i âlemdir.

O, aynı zamanda Rahmeten-li'l Âlemin'dir; âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Sadece asi ve mücrimlerin değil, veli ve nebilerin de şefiidir. Rûz-i mahşerde peygamberler, Peygamberimizin şefaat etmelerini niyaz etmesinden sonra Cenab-ı Vacibu'l-Vücud'un emir ve müsaadesi ile şefaat edebileceklerdir. Yani Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Şefi-i Rûz-i Ceza'dır. Hz. Peygamber'in vazifesi konusunda "Biz Seni (ümmetine) şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik" (Fetih, 8) ayeti önemlidir. Resûlullah (s.a.v.) müjdeleyici olduğu kadar uyarıcıdır da... Bu sebeple O, tebliğ vazifesini hiç çekinmeden hangi şartta ve kime olursa olsun yerine getirmiş ve "Bana uyun kurtulun, aksi halde helak olursunuz" İlahi ikazında bulunmuştur.

Hıristiyan ve Yahudi olan toplumlara elçiler göndermiş, kendisi bizzat mektuplar yazmış ve İslam'a davet etmiştir. Hz. Peygamber'in diğer din temsilcilerini tevhid akidesine davet ettiği mektuplara baktığınızda, O’nun getirdiği dinin üstünlüğünü görürsünüz. İslam ve diğer dinler arasında bir diyalog mantığı kesinlikle olmayıp; çağrı, bâtılda olanların Hakka davetidir. Davet mektuplarının girişinde yer alan hitaplar da bunu gösterir: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile... Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed'den, Rumların başbuğu Heraklius'a... Ben seni tam bir İslam daveti ile İslam’a çağırıyorum." "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile... Allah'ın Resûlü Muhammed'den, İranlıların büyük başkanı Kisra'ya...

Hidayet yoluna girip ona tâbi olana; Allah'a, O'nun kulu ve Resûlüne iman edene; Allah'tan başka tanrı olmadığına; O'nun bir tek ve ortaksız bulunduğuna şahadet edip bunu kabul edene selam olsun." Görüldüğü gibi, çağrı İslam'adır ve kabul etmeyene hoşgörü nazarı ile bakılmamıştır. Bilindiği gibi Mescid-i Aksa, Hz. Peygamber'in göğe yükselmeden evvel tüm peygamberlere imamlık yaparak iki rekât namaz kıldırdığı kutsal mekândır... Hz. İsa ve Hz. Musa da, diğer peygamberler gibi burada O’na cemaat olan peygamberlerdendir. Günümüzde büyük bir kavgaya dönüşen Kudüs konusu, Hz. İsa’nın ve Hz. Musa'nın Mi'rac esnasında vurguladığı mânâ yakalanarak halledilebilir. Yani Mescid-i Aksa mü'minlerin ilk kıblegâhı ve Mi'rac'ın ilk durağı olması münasebeti ile Müslümanlara teslim edilmeli ve tüm Müslümanların başkenti ilan edilmelidir. Allah Resûlü için, "O, hevadan konuşmaz, O (O'na inen Kur'an veya O'nun söylediği sözler) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir" (Necm, 3-4) buyrulur. İslam'a karşı yapılan taarruzlara karşı savaş meydanında müşriklere verdiği mücadele de heva ve hevesinden konuşmayan Hz. Peygamber'in tebliğ metodudur esasen. Hz. Peygamber (s.a.v) en üstün örnektir, yüce ahlak sahibidir, sabır abidesidir, merhametlidir, hilmin kemâli O'ndadır. Cömerttir, üstün tevazu sahibi olmasına rağmen, bu, heybetini eksiltmemiştir. Bir kudsî hadiste buyurulduğu gibi, "O, Allah'ın terbiye ettiği kuldur." O’nu bu İlahi ölçüde değerlendirmeye mecburuz. Farklı bir bakış açısı, Hz. Peygamber'i (s.a.v.) ayetlerle ve hadislerle belirtilen mükemmelliğinin dışına çıkaracağı için; bu yanlış yorum, yapan kişiyi imanından eder. Ahlakı Kur'an olan Peygamberimiz sabretmiştir.

Ancak bu sabrediş, ne İslam'a hakarete müsaade ettirmiş ve ne de tebliğ vazifesinden geri durdurmuştur. Bugün misyonerlik çalışmaları ile Müslümanların din değiştirmesine uğraşılmakta… İnsanımız; Hz. Muhammed'siz (s.a.v.) bir İslam anlayışına ya da Hz. Peygamber'e inanmanın kemâl mertebesi olduğuna ikna edilmeye çalışılmakta… Diyalog faaliyetlerinden maksat, maalesef "Sizin aslınız Türk değildir" noktasına vatandaşlarımızın taşınmasıdır. Bu çerçeveden değerlendirildiğinde diyalog, silahsız işgaldir denebilir. Herkesin istediğine inanması ve inancını yaşaması anayasal hakkı. Ancak İslam'ın Hıristiyan ve Yahudilerle ilgili hükümlerini hiçe sayan veya çarpıtan uygulamalar, vatandaşlarımızı İslam dairesinden çıkarıyor; milli bütünlüğü tehdit ediyorsa buna topyekûn karşı durmak gerekiyor. Çare Hz. Muhammed Mustafa'ya ve O’nun Ehl-i Beyt'ine sarılmaktır. Allah şefaatlerinden ayırmasın. 

Prof. Dr. Haydar BAŞ

(Kilis Postası Haber Merkezi)

Bu haber 759 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kilis’te Festival, Tuğba Yurt Konseri ile Kapandı
Kilis’te Festival, Tuğba Yurt Konseri ile Kapandı
Kilis'te Festival Coşkusu Meydana Taştı
Kilis'te Festival Coşkusu Meydana Taştı