İnsana ait hiç bir şey yok

İnsana ait hiç bir şey yok

İnkar eden kadar zayıf bir mahluk da yoktur. Niye? Düşün ki kainatın sahibini, kendi sahibini inkar ediyor.

18 Ocak 2021 - 13:42 - Güncelleme: 19 Ocak 2021 - 10:08

İşin esasını düşünürsek, insana ait hiç bir şey yok. Hepsi emanet. Gözlerimiz, kulaklarımız, ellerimiz, yüzümüz, canımız, ruhumuz, bedenimiz, her şeyimiz... Bize ait bir şey var mı? Hepsi Allah'a ait.

Kulluğun nüktesi, senin sahibine ait olan teslimiyetindir. O'nu sahibimiz olarak bilip düşünürsek ve bu manada O'na teslim olursak, o zaman da insan olarak aramızda olan ilişkilerimiz, birbirimizi rencide eden değil, onurumuzu okşayan, seven, büyüten, taltif eden bir anlayış şeklinde ortaya çıkar. Kulluktaki nükte işte budur.

Sen, O'nu hiç tanımadın mı, hiç saymadın mı, "Adam sen de, O yok" gibi korkunç bir badireye düştün mü, o zaman da, o mutlak iradenin Rab sıfatı, ilahlık sıfatı tecelli ediyor ve "Onun hesabını sana, Ben ahirette soracağım" (Tekasür; 18) diyor. "O (inkârcı) insanı görmedi mi: Biz onu bir nutfeden yarattık. Şimdi de aşikâr bir mücadeleci (düşman) kesiliverdi" (Yasin suresi, ayet 77).

Nutfe; meni damlası demektir. Kokmuş bir su. Düşünebiliyor musun (!) o su görüyor, işitiyor, hissediyor. Muhakeme ediyor, icat yapıyor, keşif yapıyor. Projeler imal ediyor. Hülasa kalkıp da bütün bu kabiliyetleri bir su damlasına mal etmenin, elbette ki seni yaratan Rabb'in hoşuna gitmez.

İşte kulluktaki şuur, kulluğun esprisi, "Hayır! Ben bir su damlasıyım. Benden bir şey olmaz. Asıl, sahibimdir" deyip sırtını O'na dayamaktır. O zaman da insan, kendini çok güçlü, kuvvetli biliyor ve öyle yaşıyor.

İnkar etmek zayıflıktır

İnkar eden kadar zayıf bir mahluk da yoktur. Niye? Düşün ki kainatın sahibini, kendi sahibini inkar ediyor.  Oysa O'nsuz hiç bir şey olup, bir hiçlik noktasına gidiyor. Bu adamın gücü olur mu? Morali olur mu? Olmaz. Olmadığı için dikkat ederseniz kafirin sonsuz bir hesabı da olamaz. Onun hesabı sadece dünyalıktır. Dünya hayatına razı olurlar. Dünya hayatı onlar için bulunmaz bir hayattır. Bunun ötesi yoktur. Onun için onun cenneti de, cehennemi de her şeyi burasıdır. Mü'min öyle değildir. Müslüman, Allah'a teslim olarak, Cenab- ı Hakk'ı bilerek yaşar. Kulluktaki nükte budur.

En üstün makam kulluk makamıdır

Teslim olmak ne ile olur? "Ben, Allah'a teslim oldum. Ben Allah'ı sevdim" demekle mi? Günümüzde hepimiz bunu söylüyoruz.

Peki, Allah'ın, sana "yapın" diye emrettiği taatler, ibadetler var. Bunları eda ediyor musun? Ediyorsan sen iyi bir kulsun, hiç merak etme. Yapmıyorsun, o zaman kendini kandırıyorsun.

Şimdi biz, kendi kendimize soralım: Cenab-ı Hakk'ın, "yapınız" diye emrettiklerini, -hangi neviden olursa olsun. Namaz olur, oruç olur, hac olur, zekat olur, sadaka v.s. olur, yapıyor muyuz?

Yasak ettiklerinden, "haramdır" dediklerinden kaçınıyor muyuz? "Haram" dediklerine elimizi uzatırken, gözümüzü çevirirken tüylerimiz diken diken oluyor mu? Eğer oluyorsa, sen doruk noktada bir kulsun. Öyle bir kulsun ki, Allah seni bu alemdeyken cenneti ile cemali ile müjdelemiştir. Nasıl mı? Senin halin ihsan halidir. O'nu görmüyorsun. Amma O seni görüyor.

Bu idrak seviyesinde, O'na yönelip kul olman münasebetiyle sen, O'nun hem cennetini, hem cemalini kazandın. Hiç onda tereddüdün olmasın. Zaten bu idrakin halidir kulluk.

Kulluk insana ait bir makamdır. Bir rütbedir. En yüce bir rütbedir: "Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra suresi, ayet: l)

Ayette "biabdihı" kelimesi geçiyor. Yani "kulu Muhammed'i" diyor Allah. Hâlbuki Allah'ın, Muhammed Mustafa'sına verdiği birçok sıfat var. Ve bize göre en büyük sıfat, "resullüktür/peygamberliktir", öyle değil mi? "Resulü Muhammed'i" diyebilirdi . "Nebisi Muhammed'i" diyebilirdi. Ama burada görüyoruz ki kulluk hepsinin üstünde bir makam. Kul olacak, O Muhammed (as) kendini fani kabul edecek ki Allah' la beraber olsun.

"Sen, sende olmayasın ki, O sende olsun"

"Sen sende olmayasın ki, O sende olsun." İşte ölçü bu. Hz. Musa Kelimullah Efendimiz, Cenab-ı Hakk'a; "Bana cemalini göster" diyor. "Beni göremezsin" cevabı geliyor.  Arifler diyor ki, "Yani sen, sende iken ya Musa, Beni göremezsin. Sen o, 'ene'ni/benliğini bir dağıt bakalım. Yık, at! Bak o  zaman nasıl görürsün."  O Tur denilen dağ, senin nefsindir. Onu dağıtıyor, atıyor. Bir de bakıyor, Allah oraya tecelli edince mahvolup gidiyor.

Allah! Allah! Bu ne sevda. İki varlık, iki aslan bir postta oturmaz. Bir ben, bir de O olunca, gelir mi Allah, senin olduğun yere. Onun için Kur'an'ın buradaki nüktesi çok büyük, yüce bir ifadedir. Allah anlayanlardan eylesin!

Muhammed (sav) kendi benliğini kaybedip, Hakk'ı benliğinde hakim kılmış. Yani O'na kul olmuş. Benliği olsaydı, O Muhammed kul olmayacaktı. "Abd" olmayacaktı. Ne olacaktı? Beşer olacaktı.

Bir nükte ile "Ben, sizin gibi bir beşerim" de diyor. "O yönüm de var" diyor. Ama kulluk o kadar üstün ki, O'na çıkmak/miraç etmek için illa da kul olmak lazım. Burası çok mühimdir.

"Beni zikret Ben de, seni zikredeyim"

O halde, "Arif- i billah/Allah ' ı bilmek" kadar kullukta büyük bir gaye yoktur. Allah ' ı bilmek. " Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat 56 ).

Ariflerin birçoğu, ayette geçen, "liya'budun/ibadet etmek için" kelimesini, " Allah' ı tanımak, bilmek" olarak anlarlar. Ben de şimdi ikisini birleştiriyorum. Yani ariflerin dediği ile alimlerin dediğini. Nasıl?

Şöyle ki, itaatle, ibadetle Allah, kulunun kalbine tecelli eder. İbadet ediyorsun. Namaz kılıyorsun. Bilesin ki Allah, kalbine tecelli ediyor. Başka; "Beni zikret ben de, seni zikredeyim." (Bakara suresi 152) buyuruyor.

Peki, ibadetle arif olmak nasıl bir arada oluyor?

Sen, Allah'a, itaatle, ibadetle yaklaştıkça, O'nun ismini andıkça, O'na yöneldikçe kalp kapıların açılıyor. Kalbin O'na doğru yöneliyor. Allah da, O'na yöneldiğin için sana nurani tecellilerle tecelli ediyor. Ve o tecellilerden O'nu tanıyorsun. " Beni zikret Ben de seni zikredeyim." Allah'ı görmek  istiyor musun? " Evet istiyorum!" . Öyleyse Allah' ı bu şekilde severek zikretmeye çalış, vallahi ve billahi O' nu mutlaka tanır ve bilirsin.

Allah'ın, seni zikretmesi, O ' nu tanımandır. Onun için kullukta ki, "arif-i billah " olma, yani Allah ' ı tanıma ne ile mümkün oluyor? İbadetle. Daha ne ile oluyor? Nehiy ,yasak, haram, mekruh vs. diye çizdiği bir sınır var Allah'ın.

Mademki sen imtihan için varsın, kulluktaki nükte de imtihan sırrıdır. İmtihan için varsın. Her şey helal oldu mu, o zaman ne anlaşıldı kulluğundan? Bir sınırın olması lazım. Bir çizgiyi koruman lazım. İradene, nefsine hakim olman lazım. Burada işte o nehiy/yasak sınırı başlıyor. Kendini, o yasaklardan kolladın mı, korudun mu, hiç merak etme, Allah'ın sevip, seçtiği, nebileri, velileri, şühedası, uleması ile haşrettiği bir kul namzetisin. Allah, bize o makamı nasip etsin! (Prof. Dr. Haydar Baş, Hikmetin Sırları Birinci sohbetten)

Hazırlayan: AknAydn

(Kilis Postası Haber Merkezi)

Bu haber 707 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
Reklam
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Jandarmadan Kadınlara Karanfil
Jandarmadan Kadınlara Karanfil
Aysel Masmanacı Beşoğlu:
Aysel Masmanacı Beşoğlu: "Kilis Yeşil ve Siyahtır"