Özümüz Ehl-i Beyt?tir


Geçenlerde işyerimde istirahat saatinde Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın İmam Hasan adlı eserini okuyordum. Bir çalışma arkadaşım ne okuyorsun diye sordu. Ben de Ehl-i Beyt?in hayatını okuyorum dedim. Kısa bir süre sessizlik oldu. Anladım ki arkadaş Ehl-i Beyt derken neyi ifade ettiğimi anlamamıştı. Benim birilerinin hayatını okuduğumu anlamıştı ama Ehl-i Beyt kimdi?

Evet, toplumumuzun geldiği nokta bu... Ehl-i Beyt, toplumumuzun özü, İslam?ın özü. Toplum olarak, her kademede özümüzden o kadar uzaklaşmışız ki. Nerden nereye...

Ehl- i Beyt?in önce kelime manasını ifade edersek; Ehl ile ahali aynı köktendir. Kişiler demektir. Beyt ise ev demektir. Yani ev ahalisi manasına gelir. Anlam olarak Ehl-i Beyt Hz. Muhammed (sav) in ailesi demektir. Bu aile ?Hamse-i Al-i Aba? diye ifade edilen Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin?den oluşmaktadır.

Toplumumuzun her kademesinde Ehl-Beyt?in izi vardır. Hepimizin bildiği gibi ülkemizde en çok kullanılan isimler Mehmet (Muhammed), Ali; Hasan; Hüseyin, Fatma (Fatıma)?dır. Hepimizin ailesinde bu isimlerden biri veya bir kaçı vardır. Bu isimlerin hepsi de Ehl-i Beyt?i oluşturan 5 kişinin isimleridir.

Ehl-i Beyt soyundan gelenlere de Seyyid ve Şerif denir. Türk tarihine baktığımızda hep Seyyid ve Şeriflerin özel yeri olmuştur. Tarihimizde Ehl-i Beyt ve onların asırlar içerisinde uzanan nesilleri de her dönemde yadigâr-ı peygamberî olarak büyük hürmet ve itibara mazhar olmuştur. O derece ki Osmanlı?da sadece Peygamber soyundan gelenleri tespit ve ailelerinin şerefine uygun yaşamalarını temin için ?Nakibüleşraflık? denilen resmi bir kurum oluşturulmuş; bu kurum üyelerine protokolde özel yer ayrılmıştır. Tarihimizde Ehl-i Beyt?in yerinin farklı olmasının bir sebebi de Türklerin Müslüman oluşunun Ehl-i Beyt vesilesi ile olmasından olsa gerektir.

Dinimiz İslam?a büyük hizmetlerde bulunmuş ve Hz. Peygamberimizin (sav) övgüsüne mazhar olmuş biz Türkler, İslam?ı bizzat Ehl-i Beyt?in kaynaklarından öğrenmişizdir. Türklerin İslam?la tanışıp Müslüman olma sürecini; Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın Yeni Mesaj Gazetesinde yayımlanan günlük makalelerinden birinden alıntı yaparak sunmak istiyorum:
?Kerbela?da Hz. Hüseyin?in şehit edilmesinden sonra, Hz. Peygamber?in (sav) torunları Türkistan?a göçtüler. Horasan ve Maveraünnehir?e yerleştiler.
İmam Hasan (as) ve İmam Hüseyin?in (as) soyu 8. yüzyılın başlarından itibaren İran, Horasan, Daylam, Tabaristan, Türkistan bölgesine yayılmışlardır.
Bundan sonra başlayan süreçte Ehl-i Beyt imamlarının Türkleri İslam?a daveti büyük bir muhabbetle gerçekleşmiştir.
İmam Musa Kazım (as) ve oğlu İmam Rıza (as ) Horasan bölgesinde yaşamış olup, kendileri ve çocukları yerli halkla evlenmişlerdir.
İmam Zeynelabidin (as) oğlu Zeyd soyu, İmam Cafer?in (as) oğlu İsmail ve onun oğlu Muhammed soylu imamların Türklerle yakın ilişkileri olmuştur.
Halife Memun?un, İmam Rız?ı (as) veliaht tayin etmesi ile Türkler Abbasi ordusunda ve yönetiminde önemli mevkilere getirilmişlerdir.
Abbasiler, İmam Naki?yi (as) Samarra?da yaşamaya mecbur ettiklerinde, İmam Naki (as) de bu bölgede Türklere İslam?ı tebliğ etmiştir.
Türklerin Kur?an?ın Türkçe anlamını öğrenmeleri, Hz. Peygamberin sünnetini, İslam?ın temel prensiplerini kavramaları hep Ehl-i Beyt imamları kanalı ile olmuştur.
Anadolu?nun İslamlaşmasında ve Türkleşmesinde en önemli isim Ahmed Yesevi?dir. Belh, Buhara ve Horasan taraflarından gelen erenleri bu coğrafyalara yerleştirmiştir. Ahmed Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Sarı Saltuk, Geyikli Baba, Abdal Musa ve Horozlu Dede gibi alperenleri Anadolu?ya göndermiştir.?

Toplumumuzun şu anki halini bir analiz edelim. Adil, müreffeh, ölçülü ve anarşiden arınmış bir toplumda yaşadığımızı ne derece iddia edebiliriz? Haklı hakkını alabiliyor mu? Haksıza haddi bildiriliyor mu? Vatandaş, günlük yaşantısında bile hakkı olan şeylerden doya doya istifade edebiliyor mu? Toplumda ne ölçü kalmış, ne düzen.
Yüce Peygamberimiz Hadisi Şeriflerinde de; ?Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlar Allah?ın Kitab?ı ve benim Ehl-i Beyt?imdir.? (Sahih-i Müslim, Kitab-u Fezail-i Ali ibn-i Ebi Talib, c.7, s.122) buyurmuştur.

Toplumumuzun geçmişte olduğu gibi birlik ve beraberliği, düzeni, tabir caizse Peygamberi ifade ile sapıklığa düşmemesi yukarıda aktardığımız Hadis-i Şerif?te belirtildiği üzere Allah?ın Kitab?ına ve Ehl-i Beyt?e sarılmakla mümkündür. Eğer toplum olarak daha mutlu ve huzurlu bir yaşamak istiyorsak; yanlıştan dönmek ve gereğini yerine getirmek zorundayız.

Bu noktaya gelmişken toplum olarak son dönemde uzaklaştığımız özümüzü bizi hatırlatan, bizleri tabir caizse Ehl-i Beyt ile yeniden tanıştıran Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza şükranlarımızı sunar; kendisine muvaffakiyetler dileriz.

Dr. Ali Bestami Kepekçi / 19/04/12