Teknolojik kuşatma ve sömürü


Yenidünya düzeninde sömürü araçlarından biri de teknolojidir. Teknolojik üstünlüğü elinde bulunduran ülkeler bu teknolojileri ihraç ettiği ülkeleri hem sömürmekte hem de kendilerine bağımlı hale getirmektedirler.

Özellikle elektronik ve dijital alanda bu kendini daha bariz bir şekilde göstermektedir. Mesela haberleşme alanında insanımızın adeta bağımlı hale geldiği telefon özellikle cep telefonlarına bir göz atalım. Neredeyse hemen her ay değişen cep telefonlarının üstün teknolojik modelleri, insanımızın bu telefonlara sahip olma isteği nedeni ile bir nevi sömürü aracı olmuştur.

Bu telefonların yurt dışından ithal edildiği göz önüne alınırsa ödenen paraların hiçte küçümsenmeyecek rakamlarda olduğunu görürsünüz. Bu şu manaya gelir sadece ülkemizden cep telefonu vesilesi ile yurt dışına yani küresel şirketlere beklide on milyarlarca dolar para aktarılmaktadır.

Haberleşme aracı olan Telekom’un ve Gsm şirketlerinin yabancılara ait olduğu düşünülecek olursa yarın karşımıza şöyle bir tablo çıkabilir. Olağan üstü bir hal olursa bir savaş esnasında Telekom’un ve GSM şebekelerinin şartellerini kapatırlarsa biz haberleşmeyi nasıl sağlayacağız. Maalesef ülkemiz haberleşmede de tamamen bir kuşatma altındadır.

Şimdi gelin birde araçlardaki teknolojik bağımlılığı ve sömürüyü dile getirelim. 2003 yılından bu yana yani AKP iktidarından bu yana ülkemizde bulunan bütün araçlar ( otomobil, minibüs, kamyonet, kamyon, tır, otobüs, helikopter, uçak tank vs.) elektronik ve dijitaldirler.

Bu şu demektir, bu araçlar, araçta bulunan elektronik beyin vasıtasıyla çalışır ve hareket ederler. Her aracın beyni kod numarasıyla birbirinden farklıdır. Bir aracın beyni bir başka araçta asla çalışmaz ancak çalışacak aracın beynine o araca ait motor şasi numaralarını kotlamak lazımdır. Bu kotlamayı da ancak o aracı üreten fabrika kotlayabilir, bu kotlama işi bilgisayar ortamında şifreleme yoluyla olur.

Bu anlattıklarım tamamen teknik meselelerdir. Peki, bunları niye anlattım, şunun için anlattım:
Şimdi kullandığımız araçlar her ne kadar bizim kontrolümüzde imiş gibi görünse de aslında biz o araçların sadece sürücüleriyiz. Asılında o araçların kontrolü araçları üreten ülkelerin elindedir, istedikleri zaman bu araçları istedikleri yerde durdurabilirler.

Sizin kullandığınız araç mesela Renault marka bir otomobil olsun Fransız firması olan Renault fabrikasının yetkilileri isterse aracınızı seyir halinde iken isterse motor şasi numaralarından şifreleme sistemi ile kotlarını girerek aracınızı devre dışı bırakarak istop ettirebilir. Uydudan yapılan bu işlem sonucunda o aracı bir Allahın kulu bir daha çalıştıramaz. Bu işlemler sivil araçlar (otomobil, minibüs, kamyon, tır, otobüs vs) için de aynı, askeri araçlar (uçak, helikopter, tank vs.) için de aynıdır.

Şimdi gelelim bu teknolojik bağımlılığın tehlikesine. Bütün bu araçlar 95 yıl önce ülkemizi işgal eden ülkelere aittirler. Yarın bölgemizde veya ülkemizde bir savaş vuku bulursa biz bu savaşta hangi araçları kullanacağız. ABD ve AB ülkeleri istemezlerse hiçbir aracı çalıştırıp hareket ettiremeyiz, hiçbir uçağımızı veya helikopterimizi havalandıramayız, savaş için gerekli olan hiçbir haberleşmeyi yapamayız. Biz cepheye silah ve mühimmat sevkıyatını kağnı arabalarıyla mı yapacağız. Yanı biz daha savaşmadan savaşı kaybederiz. Korkarım ki bu vahim ve tehlikeli sona doğru adım adım gidiyoruz Ülkemizdeki ve bölgemizdeki gelişmeler bize bunu haber veriyor.

Kısaca her sahada olduğu gibi teknolojik sahada da ülkemiz tam bir kuşatma altındadır ve bu sahada da bal gibi sömürülüyoruz.

Mehmet İNEKÇİOĞLU
minekcioglu@hotmail.com