Yaparak Ve Yaşayarak Öğrenme Süreci


Bir çocuğun karakteristik özellikleri, anne karnında başlar, 6 yaşına kadar oluşur. Sabrı, inatçılığı, hareketliliği ya da sakinliği bu dönemde şekil alır. Kişi, zamanla, kendi iradesiyle, bu özelliklerini pekiştirir ve süsler. Ebeveynler, sürekli olarak yetiştirdikleri çocuklarının her hareketini, takip, tahlil ve kontrol eder. Bu davranış çok yerinde bir davranıştır.

Fakat!...

Çocuğuna 0-6 yaş döneminde veremediği şeyleri 11-12 yaş döneminde vermeye çalışmak ve bu davranışı onda görebilmek için baskı yapmak çok yersiz ve karşılıksız bir davranıştır.

Küçük yaşta çocuklarının başına bir şey gelir ya da bir yerini incitir korkusuyla onları dizinin dibinde büyütenler belli bir döneme gelince çocuklarından sosyallik bekliyorlar.

Hele de 20’li yaşlara geldiğinde onu halen kendi kontrolünüzdeymiş gibi görmek, onu hayata atmaya çalışırken sürekli arkasında olduğunuzu hissettirmek kadar, lüzumsuz bir tutum olamaz!

Anne ve babaların şunu iyi bilmeleri gerekir.  Çocuğunuzu kendiniz için yetiştirirseniz, o çocuk bağımlı yaşamaya alışır. Bu bağımlılık anne ve babayla sınırlanmaz! Arkadaş ya da eş’e bağımlılık boyutuna gider. Çünkü bu şekilde yetiştirilen çocuklar, hayatta tek başına karar alamaz, tek başına duramaz. Sürekli birilerinin güdülmesine muhtaç hale gelirler. Bu güdüm anne ve babayla başlar, çevreyle devam eder, eşle sonuçlanır. Yani “ aman çocuğum, bana bağımlı olsun, annesine babasına düşkün olsun “ diyerek, dar bir dünyada yetiştirdiğin evlatlarınız, zamanla, gözünü yumarak sizden vazgeçerler!

Peki, yapılması gereken nedir?

Bu soruya bir örnekle cevap vermek isterim. Anaokullarında “montessori” (yaparak-yaşayarak öğrenme) diye bilinen bir eğitim sistemi vardır. Bu sistem, çocukların yaptıkları, hatalarının farkına vararak öğrenmesini sağlar. Mesela, buz deneyi yapan çocukların buzu ellerinde çok tutmasıyla oluşan soğuğun vermiş olduğu acı, o çocuğa sıcak-soğuk anlayışını fark ettirir. Ya da sert bir zeminde yere düşmesini istediğiniz çocukların, yavaşça kendini yere atması, o çocuğun can güvenliğini “TEK BAŞINA ” öğrendiğini gösterir.

Bence bu sistemin en güzel uygulandığı ortam, hayvanlar alemidir. Yavrusunu ite-kalka ava götüren aslanın, dev file meydan okuması karşılığında yemek yiyebilmesi, ya da başaramazsa aç kalmayı göze alması,  onun yaparak-yaşayarak öğrenmesini, yani montessori eğitim sistemini uygulamasını sağlıyor.

Siz çocuklarınıza gerekli eğitimi, yeterli bilgiyi verin, onları bilinçli bir şekilde yetiştirin, kendi hayatınızı da görsellerden örnek gösterin, gerisi çocuk oyuncağı…

Buradaki en önemli konu onu hayata atabilmektir. Tehlikelere karşı dirençli olabilmesini sağlamak için yalnız bırakmaktır. Bırakın! bir düşer, iki düşer, üçüncüde kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenir. Şunu unutmayın, insanların yaparak ve yaşayarak öğrendikleri süreç kadar verimli ve kalıcı bir süreç yoktur. Bu durum, her yaşta ve her türde insan için geçerlidir. Ayrıca her türlü alanı da içine kapsar. Gerek duygusal, gerek bilinçsel, gerekse sosyal alanlar içinde durum böyledir.

Eğer ona gerekli olan bilinci ve ölçüyü vermişseniz, hayatınızla da örnek olmuşsanız, geriye çekilin ve seyredin. Ara-sıra hatalarını düzeltmeye yardımcı olun ama asla onu kontrol altına almaya çalışmayın.

Ve korkmayın…

O çocuk sizin her zaman yanınızda olur, elinizi öper. Çünkü onun ayakta durmasına siz ortam hazırladınız. Bunu anlayacak olgunluğa geldiğinde, onu böyle yetiştirdiğiniz için, size her zaman kendini borçlu ve minnettar olarak görür.