Kerbelaya Ağlamak


Ey şehid-i Kerbela’ya ağlayan

Ağla matemdir, muharremdir bugün

Ateşi hasretle sine dağlayan

Ağla matemdir muharremdir bu gün

Bu günde yer ağlar, gök ağlar, arş ehli ağlar. Bu günde kuşlar ağlar, mahlûkat ağlar, kevnü mekân ağlar. Bu günde, su, Hz. Hüseyin’e hasrettir. Seller sarhoştur. Su serinletmez-serinletemez hiçbir yüreği!

Hz. Hüseyin…

İki cihan güneşinin torunu, cennet gülünün ciğerparesi, Allah’ın aslanının evladı…

Bu nasıl bir vahşettir? Bu nasıl bir gaflettir?

Kerbela, sözcükte gam ve bela anlamı taşırken; yürekte, susuzluktur, çoraklıktır, yalnızlıktır, gözyaşıdır, teslimiyettir, imandır…

Kerbela, bedeli ölüm dahi olsa, zulmün karşısında dimdik durabilmektir.

Fırat kıyısında, ninova denilen bölgede, 4000 kişilik ordusuyla, Hz. Hüseyin’in yolunu kesen ömer bin sa’d, ağlamaz bu günde.

Makamı için dinini satan, can korkusuyla zulme suskun kalanlar, ağlamaz bu günde.

Fakat!

Daha kerbela hadisesi olmadan, “ benden sonra Hüseyn’ime kim ağlayacak?” diyen, Hz. Fatıma’nın feryadını duyanlar, dayanamaz.

Eşi, çocuğu, kardeşi, gözlerinin önünde paramparça edilenlerin torunları, dayanamaz.

Hz. Zeynep’in acısını duyanlar, okuyanlar, bilenler ve inanlar dayanamaz.

Herkes ağlar…

Ey gönül ehli, kerbela’ya ağlamayan gözün-gönlün, başka şeylere ağlarken, nasıl olur da hicap duymazsın?

Hangi olay, hangi durum, hangi şartlar, kerbeladan daha acı?

Kerbelaya ağlamak, ibadettir, nasiptir!

Bir gün, İmam-ı Zeyn’el Abidin as.’a gelerek, “ Ey mevlam! Üzüntünüzün son bulma zamanı yaklaşmamış mıdır?” diye soran bir köle’ye karşılık imam as. Şu cevabı verir:

“ vay senin haline! Yakup b. İshak (as) Peygamber oğlu, bir Peygamber idi; onun on iki oğlu vardı, Allah Teala onlardan birini gaybete çekince ağlamaktan gözlerine ak indi, gamdan beli büküldü. Oysa oğlu dünyada yaşıyordu. Ama ben, babam, kardeşim, amcam ve ailemden olan on yedi kişinin etrafımda katledilmiş naaşlarını gördüm; o halde benim, gam ve hüznüm nasıl son bulabilir? (Eihar’ul- Envar, c.46, s.108)

Allah inanan tüm insanlara kerbelaya ağlamayı nasip etsin…

Behiye Alioğlu