HZ. MEVLANA NE İDİ NE DEĞİLDİ


Mevlana Celalettin-i Rumi; Rum illerinin mürşidi, yol göstericisi. O günlerde Anadolu’nun bir adı da diyarı Rum olduğundan mübarek bu isimle anılır olmuştur. Hala hazırda 742. Ölüm yıl dönümü idrak ederken her yerde onun hakkında konuşan her tipten, her milletten insana rastlar olduk. Konuşanlara ve konuşulanlara baktığımızda pek az müstesna kişi dışında kimseler onun gerçek kimliğine, güttüğü davasına hemen hiç dokunmadan onu bir felsefeci, düşünür, hümanist vb. daha nice saçmalıklarla ifade ettiler. Ne yazık.. Mevlana kendi ifadesi ile Kuran’ın hizmetçisi Hz. Muhammed’in aşığı, hatta kendi döneminde Hz. Ali ve Ehli Beyt’e olan sevgisinden dolayı Şii –Bâtıni olmak ile suçlanmıştır ki bizzat kendisi bunun böyle olmadığını, kendinin bir Sünni âlim olduğunu bedahetle ifade etmiştir. Ben Yaşadıkça Kuranın bendesiyim, ben Hz. Muhammed’in (sav) ayağını tozuyum, biri benden bundan başkasını naklederse, ondan da, o sözde de bizarım. (şikâyetçiyim) diyerek bugünleri adeta görmüş ve bu asırlara damga vuran veciz sözünü nakletmiştir. Allah ondan razı olsun. Mevlana eğer bir felsefeci ise Batılı bir tabirle, Allah’ın olmadığı bir anlama idrak etme fikrinden beri, tam tersi insanları Allah’a vasıl etme yollarını arayan insanları kendi metotları ile Allah’a ve peygambere taşıma gayreti içinde olan bir Allah dostu, Mürşidi Kâmildir. Mevlana düşünürdür; ama bu ifade onun neyi nasıl düşündüğünü anlatmaya yetecek bir sözcük değildir. Düşünür kelimesi genel anlamı ile daha ziyade Batılı filozoflar için kullanılan genel bir ifadedir. Bu sebeple düşünür kelimesi Mevlana hazretlerinin derin gönül ve ruh dünyasını ifade etmekte kısır kalır. Nitekim daha önce de ifade ettiğimiz üzere O, diğer filozoflar gibi tabiatı; iklimleri, güneşi, ayı; ağaçları vs. anlamaya çalışan bir ilim adamı değildir. O, bir Hak aşığı olma gayreti içinde olan ve nitekim bunu başaran ve daha sonra insanları gittiği kutlu yoldan mevlasına, rabbine taşımak için çalışan, yollar arayan bir İslam ilim adamı, mutasavvıf; Allah’ın bu coğrafyaya armağan ettiği veli bir şahsiyettir. Gelelim Mevlana’nın hümanist olması iftirasına; sağ olsun başta Sayın Hocamız Haydar BAŞ bey bu konuya defalarca hem televizyon ekranlarından, hem de özel sohbetlerinde değinirken, Yeni Mesaj Gazetemizin yazar kadrosu da aynı şekilde defalarca değindiler. Ne hikmetse her 17 Aralık onun ölüm yıl dönümünde bu konu birileri tarafından kasten dile getiriliyor. Hz. Mevlana’nın hümanizm denen ateist düşüncenin ürünü saçmalıkla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim hümanizm özünde Allah düşüncesine dahi karşı çıkar. Temelini insan sevgisi gibi basit ve şirin, kuşlağa hoş gelen bir tabire dayandıran, hümanizm esasen insanın diğer varlıklar içinde müstesna olduğu; yani Kuran’ın tabiri ile “Ahsen-i Takvim” olma düşüncesini inkâr eder ve insanı tabiatın bir parçası olarak kabul eder. İlginçtir; hâşâ hümanizme göre Tanrı “Allah ismini özellikle kullanmıyorum.” savaşlar çıkaran kan döken zalimdir. Hz. Mevlana’yı hümanist yapanların en büyük dayanağı onun “ne olursan ol gene gel” sözüdür ki, şunu çok iyi bilmek, anlamak gerek. O, gelin derken; gâvur ve dinsizler alayınız gelin adam olun İslam olun, Muhammed Mustafa’yı (sav) kabul edin kurtulun demek istiyor. O, başka bir ifadeyle ümmeti Muhammed’in günahkâr kullarına gelin tövbe edin korkmayın. Allah, Gafur ve Rahim’dir ve her ne günah işlerseniz işleyin Allah yönelmekten ibadet etmekten geri olmayın. Ona, Rahmeti sonsuz Allah’a sığının demek istiyor. Vesselam