BİR GELİNLİĞİM OLSAYDI YETER DİYORDU…


34 Yaşında mavi gözlü orta boylu kumral bir kadındı. Sevgililer gününde bir sohbet arasında oturduğu evin penceresinden uzaklara bakarak böyle seslendi. Bir gelinlik giyseydin, bir gelinliğin olsaydı. Yeterdi ve artardı diyordu.

Baba ocağında orta halli bir ailenin tek kızıydı. Liseyi bitirmişti. İleriki yılların parlak olacağı düşünüyordu. Fakat kader onu bir gece yarısı sürüklemiş ve sürüklendiği ortam içinde iki çocuk sahibi olmuştu. Ve bugün yedi ve altı yaşlarında olan bu çocukları eşinin evden ayrılıp gitmesiyle eşinden boşanmış ve yalnız başına bir hayata sürüklenmişti. Çocuklarının ufak olması sebebiyle çalışamıyor etrafın yardımlarıyla ayakta durmaya çalışıyordu. İlkokul birinci sınıfa giden iki çocuk annesi beş kilometre uzaklıktaki bu okula çocuklarını para yok diye servise bindiremiyordu. Karda kışta buraya yayan gidip geliyordu. Kaderine karşı koyamıyordu. Biri kız yedi yaşında diğeri erkek altı yaşında. (Yanmayan bir soba )elektrik ve su parası olmadığı için borcunu ödenmediği için buzdolabı gibi dağ başında bir evde, ama yinede anne yüreği her şeyden üstün geliyordu. Onlara kol ve kanat geriyor. Kendilerini yarınlara taşımaya  çalışıyordu..

Pendik sınırları içinde insan geçmeyen dağ tepelerinin tepelerinde hayatının idare etmeye çalışan bu aile dramını yakından izleyip soru sorduğunda tek istediğim bir gelinliğim olsaydı diye cevap aldığımda işte o zaman 14 Şubat sevgililer gününe mutlu sonuçlarına ulaşmaya çalıştım. Pendik belediyesi Haziran 2015 den itibaren uzatılan bir yardım eline bir türlü ulaşma imkânı bulamamıştı. İşte bu faktör içinde 34 yaşında yalnız kadın iki çocukla gece kondu penceresinin önünde uzanan karlı vadileri izlemekten başka çare bulamamıştır( yanmayan soba)…

(Akmayan musluklar, yanmayan elektrik) pişmeyen çorba ve karşınızda işte bu aile. Bu aile hakkındaki karara ancak sizler ziyaret ettiğinizde verecek ve hiçbir zaman duygu sömürüsü yapmayan bana hak vereceksiniz.

Etrafımızda ülkemize göç eden kitleleri gördükçe kendi içimizdeki bu göç imkânı bulamayan bu ailelere ulaşma imkânı bulmamız gerekeni ivedilikle hatırlatırken Diyarbakır’da surlarda Şırnak ve Cizre’de o kaçan çocuklu aileleri sığınma ararken izliyor ve seksen milyonluk ülkemizde halen geceleri eğer ekmeksiz ve aç yatan insanlarımız var diye düşünürken işte karşıma çıkan bu iki çocuklu annenin acı tablosunu izliyorum ama şuna inanıyorum ki ülkemizde çok duygulu insanlarımız ve yönetenlerimiz var. Onlar bu sese kulak vererek ve bizlere ulaşarak yardım ellerini mutlaka uzatacaklardır. Hele okulların açıldığında bu kış manzarası içinde o iki çocuğun beş kilometrelik yola gidip gelmeleri tablosunu biran için gözlerinizi kapayarak izleyiniz ve yardımseverlik duygularıyla ayağa kalkarak bende varım bu sesi duyup çağrı veriniz. Çünkü veren el daima alan elden üstündür…