Neden bu durumdayız?



Öyle bir gündem içerisindeyiz ki; korku tüneline girmiş gibi, neyle karşılaşacağını bilmediği için tedirginliğinden dolayı korku yaşayan bir psikolojiyle haberleri takip ediyoruz.
Bomba seslerinden dolayı, uyuyamayan evlerin, sabaha kadar yanan ışıkları, şehrin tedirginliğinin ispatıdır. Sosyal medyadaki korku dolu paylaşımlar, insanların panik olduğunun göstergesidir.
Ama bence endişeye hiç gerek yok! Çünkü bu endişe yersiz…

Yılar önce kapı kapı, köy köy dolaşıp, kar kış demeden bu günlerin geleceğini haber verip, uyarı yapanlara, gözümüzü ve kulağımızı kapatmasaydık, bu korkuları yaşamazdık.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey ve kadrosu yıllar önce bizi uyarmadı mı? Hadi bırakın partizanlığı da cevap verin bakalım! Girilmedik mahalle, çalınmadık kapı kalmadı. Vatan elden gidiyor, BOP adı altında İslam coğrafyasını yok edecekler diye anlatmadılar mı?

Gerek sosyal medya da, gerek yazdığı kitaplarda, gerekse ülkenin her köşesinde yaptığı konferanslarda hep aynı şeyin altını çizmedi mi?
Hadi gelin tarihe bir göz atalım.

Sene 1991 de Trabzon da konuşma yapan Haydar Baş Bey’in ifadesi: “ çekiç güç ile bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Bu tampon bölgede dış kaynaklı güçler eğitilecek. Eğitimi alan bu güçler güneydoğuya salıverilecek ve bu bölgede çok büyük anarşi buhranları oluşturulacak.”

1995 Şubat ayında İstanbul da yaptığı konuşma: “bizim güneydoğumuz ve ırak’ın kuzey bölgesi tampon bölge olacak, eğitim kampları kurulacak, hatta gerekirse fiili bir devlet kurulacak!”

Yine aynı 1995 yılında İstanbul da yaptığı bir konuşma: “ Amerika’nın körfez çıkarmasındaki amacı her ne kadar, petrolü tasarrufu ve teminatı altına almak olsa da, burada görünmeyen daha farklı bir gaye var! Kuzey ırak bölgesinde fiili bir devlet kurulmuştur. I. Körfez çıkarmasındaki maksat budur ve bu maksada nail olunmuştur. II. körfez çıkarmasından sonra istenilen hedef bunun hukuki boyutlara varılmasıdır. Bu da Türkiye’yi çok büyük sıkıntılara sokacaktır. Müttefikimiz dediğimiz İsrail’le iş birliği yapma durumuna geleceğiz!”

Böyle olmadı mı? Güneydoğu tampon bölge, İsrail ise işbirlikçimiz olmadı mı?

Ak parti sözcüsü Hüseyin çelik, MKYK toplantısı sonrasında, “ İsrail devleti bizim dostumuzdur” demedi mi?

Gelelim Suriye’ye!

2011 yılında R.T.Erdoğan tarafından yapılan Şam ziyareti sırasında, “kardeşim Esad” olan Suriye lideri Beşar Esad’ın, bir anda zalim esed olması tesadüf müydü?
O dönemde sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey Esad’ın ülkesini koruduğunu savunmuştu. Mezhep çatışmasıyla, kardeşi kardeşe vurdurma planlarının yapıldığını ve Suriye politikasına, demokrasi getirme bahanesiyle müdahale edilip, iç savaşa sürükleneceğini ve bu durumda Türkiye’nin maşa ülke olacağını söylemişti. Eğer Türkiye bu oyuna gelirse, bölgenin kan gölüne döneceğini, hem de bu durumun kardeşi kardeşe vurdurarak yapılacağını belirtmişti. Ve uyarmıştı: “Suriye düştüğü zaman, Türkiye de düşer!”

Lider ileriyi görendir. O, ileriyi gördü ve dedikleri teker teker çıktı.
Şimdi öyle bir durumdayız ki, göz göre göre savaşa sürükleniyoruz. Hem de bazı güçlerin emelleri uğruna. Üzülüyoruz… Çünkü” biz size demedik mi?”iç çekişiyle, seyrettiğimiz bu sahneleri yaşamak, içler açısı bir durum.

Haydar Baş Bey’in yaptığı bu ikazları neden görmedik, görmezden geldik?
O,yıllardır bizi uyardı ve yine de uyarmaya devam ediyor. Yazdığı son köşe yazılarında tarihsel olayları, günümüzde yaşanan olaylarla kıyaslayıp bizlere sergilememiz gereken tavrı gösteriyor. Onun derdi, Vatan, Millet, İnsanlık!

İşte bu yüzden uyarmaya devam ediyor. Onun uyarısı herkes içindir. Sonumuzun helak olmaması için uymak zorundayız! Yoksa…

Behiye Alioğlu