Vatandaşlık hakkı


Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Kilis’te yaptığı konuşmada Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık vadinde bulunması, toplumun çeşitli kesimlerinde tartışılmaya devam etmektedir.

Hatırlayacak olursanız Sayın Cumhurbaşkanı Kilis’te yaptığı konuşmada:
"Kardeşlerimizin içerisinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak isteyenler var. Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığımızın bu konuda attığı adımlar var. Ellerinden geleni bakanlığımız oluşturduğu bir ofisle takip etmek suretiyle bu kardeşlerimize bu yardımı, bu desteği yaparak onlara vatandaşlık imkânını vereceğiz" ifadesine yer vermişti.

CHP ve MHP den gelen ilk tepkiler Sayın Cumhurbaşkanının vatandaşlık konusunda yaptığı açıklamaya itiraz yönündeydi.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli: "Suriyelilere vatandaşlık hakkı tanımak hazmedilecek bir durum ve tercih değildir" diyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Profesörleri, sanatçıları, sporcuları, girişimcileri almalarına itiraz etmem. Ancak Cumhurbaşkanı, ‘Kim talep ederse’ diyor. Daha şimdiden gettolar oluşmuş. 3 milyon insanı nasıl sindireceksin? Esnafa sorsunlar, istiyor mu?" diyor. Sayın Kılıçdaroğlundan daha sonra da “bu konunun referandumla millete sorulması” yönünde bir açıklama geliyor.

Maalesef ülkemizde biat kültürü oluştuğu için Sayın hükümet, Erdoğan’ın ağzından çıkan her söze balıklama daldığı gibi vatandaşlık meselesine milli bir mesele gibi sarıldılar. Gören de yıllardır bu sevdanın peşindelermiş sanır. İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala; "Bu politikamızı büyük bir onur ile savunuyoruz. Hiç de tereddüt göstermiyoruz" açıklamasını yapıyor.

Sayın Ala biraz daha ileri giderek hedefi daha da büyütüyor:
"Biz Ensar anlayışıyla bir çalışma içerisindeyiz. Tespit ettiğimiz, alınmasında sakınca görmediğimiz, yarar gördüğümüz, hem kendileri bakımından hem Türkiye hem de Suriye bakımından, aileleri Türk vatandaşlığına daha hızlı bir şekilde alacağız." Diyor.

Bununla da kalmayarak vatandaşlık ağının daha da genişleyeceğinin sinyalini veriyor: “Ahıska Türklerinin de vatandaşlığa alınacağını, bunun çalışmasını yaptıklarını” haber veriyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde vatandaşlık meselesi bu kadar basite alınmamaktadır. Kimse bir başka ülke vatandaşlığını içine sindiremediği gibi olaya milli güvenlik açısından bakarak ülke bütünlüğüne zarar geleceğini düşünüp, asla bu gibi eylemlere müsaade edilmemektedir.

Gerçekten de bunun siyasi, ekonomik ve sosyolojik yansımaları vardır. Ne vatandaş kabul edene; ne de vatandaş olana çok da fayda sağlamayacaktır. Özellikle Araplarla Türkler arasında inanç boyutundan başka bir benzerlik yoktur. Son yıllarda yaşanan siyasi yakınlığın dışında Arap âlemi ile aramızda sürekli sorunlar yaşamışız.

Vatandaşlık meselesinin Sayın Cumhurbaşkanı ve siyasiler tarafından tekrar tekrar düşünülüp asla böyle bir yanlışa düşülmemesi lazımdır.

Bir vatandaş olarak kaygılarımı dile getirerek şu soruları soruyorum:

Hicaz bölgesinde yaşadığımız Arap ihanetinin üzerinden henüz bir asır geçmişken gelecekte yeni bir Arap isyanının kendi vatan topraklarımızda gerçekleşmeyeceğini kim garanti edebilir?

Zaten içimizde etnik kökenleri bahane ederek ülkemizi parçalamak isteyen içi ve dış güçlerin eli güçlenerek bir de Arap cephesi açılmayacağını kim garanti edebilir?

Kültür farklılığının etkilerinin millet olma şuurumuzu olumsuz yönde etkilemeyeceğini kim garanti edebilir?

Sayın Erdoğan’ın, alışık olduğumuz gibi yarın Suriye konusunda da aldanmışım ya da aldatılmışım derse; vatandaşlık hakkında atılacak adımdan geri dönmek asla mümkün olamayacaktır. Lütfen bu konuda daha duyarlı olalım.

Suriyelilere yapılacak en hayırlı yardım, onları vatanlarına tekrar kazandırmaktır. Onları vatandaş yapmak değildir. Bizden hatırlatması…

Uğur Kepekçi / 15.07.2016