Milli bir direniş


15 Temmuz 2016 Türk tarihine kara bir leke olarak geçeceği gibi aynı zamanda milli bir direniş olarak da geçecektir. Türk milleti üzerinde oynanan bu korkunç darbe teşebbüsünün çapı, derinliği, senaryosu meydana çıktıkça meselenin vahameti daha iyi anlaşılacaktır.

Dileyelim, dua edelim ki Rabbim bu ve benzeri tehlikelerden devletimizi, milletimizi korusun.

“FETÖ” terör örgütünün birinci derecede sorumlu olduğu, darbe girişiminin arkasında batılı küresel güçlerin olduğu meydana çıktıktan sonra ekranlarda boy gösteren, yıllarca bu değirmene(FETÖ) su taşıyan sözde İslamcı yazarlar, köşe yazarları, sözde kanaat önderlerinin söz ve eylemlerini, kendilerini temize çıkarma çabalarını, demokrasi nöbetindeyiz tiyatrolarını, ibretle seyrediyoruz.

Yapmacık demokrasi nöbetçiliğine soyunan, elinde bayrak ama gönlünde hala bu ve benzeri hainlerin sevgisini taşıyan bazı sahtekârları görünce, samimi insanımızın mili direniş ve mücadelesine, emeğine acıyorum.

Zaman aklıselim düşünme ve sağduyuyla hareket etme zamanıdır. Bir yandan milli ve dini bütünlüğümüze sahip çıkmalı, bir yandan da etrafımızı saran, her zaman ve şartta kılık değiştirebilen bukalemun zihniyetli, niyeti bozuk kimselere dikkat etmeliyiz. Özellikle Sayın iktidar, bir yanlıştan kurtulurken başka yanlışlara düşmemelidir.

Dost diye başka yılanlara sarılmamalı, başka yalanlara aldanmamalıdır.

Karşılaştığımız bu korkunç darbe teşebbüsünden sonra, hafızamızı yoklamalı, geçmişte yaşanan olayları gözden geçirmeli; kim dost, kim düşmanmış yeniden gözden geçirilmelidir.

Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosunun en az 20 senedir Fetullah Gülen ve sözde hizmet gurubuyla verdiği mücadeleyi dün göremeyenler, bugün mutlaka görmek zorundadır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu mücadele görmezlikten gelinmeye devam edilirse, başka başka tehlikelerle karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Nerdeyse bütün herkesin, “Hoca efendi” diye etrafında pervane döndüğü, yanında saf tuttuğu yıllar yaşadık. Bu oluşumun karşısında Prof. Dr. Haydar Baş ve ekibi; tabir yerindeyse, sözde kanaat önderleri, cemaatler ve hükümetler tarafından linç hareketine girişildi. Senelerce tabir yerindeyse anamızdan emdiğimiz burnumuzdan getirildi. Bazı yakın dostlarımız bile bizi anlamakta zafiyet geçirdi.

Bu konuda verdiğimiz mücadele, çektiğimiz çileler; vatanımıza, milletimize helal olsun. Şimdi milletimizin ve devleti yönetenlerin, Prof. Dr. Haydar Baş ve kadrosuna bir özür borcu olduğu gibi, bundan sonra Prof. Dr. Haydar Baş ve ekibinin sesine, görüşüne önem vermesi gerekmektedir.

Bu sayede feraset toplumsal bir refleks haline gelecek ve toplum, olası tehlikeleri önceden görür hale gelebilecektir.

Uğur Kepekçi / 31.07.2016