İYİLİĞİ EMRET KÖTÜLÜĞÜ SAKINDIR


Birçoğumuz yazımıza başlık olarak aldığımız Ali İmran Süresi 104. Ayeti kerimeyi duymuşunuzdur ve biliriz “İyiliği emret kötülüğü sakındır.”  Bu ayeti kerimede iyiliği emret ifadesi manidardır. Dikkat edecek olursak tavsiye et, öner, söyle gibi kolay, ince ve yumuşak ifadeler yok direkt emir var. Fakat her şeyde olduğu gibi bizler öncelikle başkalarının hatalarını kusurlarını düzeltmeye hep başkalarına iyiliği emretmeye, hep başkalarını kötülükten sakındırma hususunda adeta kendimizle yarışıyoruz. Fakat her haliyle Allah’a isyanda olan ve kulluktan kaçmak için türlü bahanelere sığınan türlü günahı işlemek için can atan nefsimize her ne hikmetse söz geçiremiyoruz.

Bir söz var herkes kendi evinin önünü yıkasa, süpürse temizlese önce tertemiz sokaklara sırasıyla mahallelere ve şehirlere kavuşuruz. Maddedeki bu temizliğe hepimiz öncelikle bir başkasından değil de kendi halimizden başlayıp nefislerimiz ile uğraşıp terbiye etmeye çalışsak iyi olma, iyilik yapma yolunda ilerlesek; Kalbi, niyeti, amelleri düzelmiş, öncelikle kendisine sonra toplumuna faydası olan, fertlerden oluşan müreffeh bir toplum, bir millet oluruz.

Hz. Ali; (A.S) “Ben kendi kusurlarımla uğraşmaktan başkalarının kusurlarını göremez oldum.” Derken herkesin öncelikle kendi kusurlarını kendi nefsinin ölçüsüz heva ve hevesini kontrol etmesi ahkâmı ilahiyeye ters olan halini düzeltmesi gerektiğini anlatmak istiyor.

 Bir hadisi kutside;” Rabbul Âlemin yaratmış olduğu nefse soruyor, ben kimim, sen kimsin?  Nefis; sen sensin ben de benim diyor. Hz. Allah nefsi bir süre ateşte yakıp aynı soruyu tekrar soruyor ve yine sen sensin ben de benim cevabını alıyor. Allahu Teâlâ hazretleri nefsi bir süre aç bıraktıktan sonra ona aynı soruyu tekrar soruyor nefis bu defa sen Rabbimsim “Ya Rabbi ben de kulunum diyor.” Meseleyi iyi idrak etmek gerek bu hadisi kutside anlatılan nefis ile Yusuf suresi 53. Ayeti kerimede “Şüphesiz nefis kötülüğü emreder.”  Anlatılan nefis aynı anlamı taşıyor. Bu nedenle her müslümanın nefsini tanıması tanırken terbiye etmeye çalışması lazım geliyor. İnsan nefsinin isteklerine karşı gelip ibadetle ruhunu yücelttikçe, isyankâr, kanunsuz başına buyruk nefis hiza gelip söz dinleyecek ve insanı kullukta kendi haline bırakacaktır. Kulluk ile huzura eren, nefsin sıkıntısından kurtulup rahatlayan bir ruha sahip insan; öncelikle kendisine, en yakınlarına ve milletine devletine en yüksek seviyede fayda sağlayan bir fert haline gelecektir.

Sayın hocam Haydar Baş Bey bize hemen her sohbetlerinde “insanı önce kendi adına kazanmak gerek, kendi adına kazanılan insan aynı zamanda ailesi, vatanı ve milleti için de kazanılmış insandır.” der.

Bugün toplumuzda vuku bulan her türlü asayiş probleminin temelinde insanımızın eğitilmemesi dini ve örfi değerlerinden her geçen gün biraz daha uzaklaşması geliyor. Bu nedenle toplumu oluşturan her ferdin ekmel dinimiz İslam’ı en güzel şekilde öğrenmesi ve yaşaması gerekmektedir. Yani şekli ile değil özü ile samimi Müslüman bir neslin oluşturacağı bir toplum ile özlenen huzura, toplumsal sükûnete erişebiliriz. 

Bu yazımızın her satırı Sayın Hocam Prof.Dr. Haydar BAŞ Beyin yazılı ve sözlü sohbetlerinden faydalanılarak kaleme alınmıştır.