Kaygan günler


Büyük Ortadoğu Projesi’nin ve ardından gelen Arap Baharı’nın esasen ABD ve İsrail’in bölgeye yerleşmesine ve bölgenin kaynaklarını ele geçirmelerine hizmet ettiğini biliyoruz.

Türkiye’nin bu sinsi planlarda işgal edilerek kaynakları talan edilecek ülkelerden biri olduğunu da…

Önümüzde Afganistan, Irak, Yemen, Libya, Mısır örnekleri var. Bu ülkeler ABD ile beraber hareket edip sonra topraklarının parçalanmasına engel olamayan ülkeler.

Ve biz halen “ABD ne derse, o olur” diyoruz.

Günümüzde de Katar krizi benzer bir örnek. Katar’a karşı 6 Arap ülkesi yine ABD’nin talimatı ile ambargo kararı aldı, hatta Türkiye’nin içişlerine karışarak Katar’a üs kurma konusunda geri adım atmasını da istediler.

Katar’ın ABD ile yaptığı 12 milyar dolarlık silah anlaşması ambargoyu biraz gevşetse de beklenilen tam alınamadı ki halen devam ediyor.     

Sayın Erdoğan’ın bu ayın sonunda krizle ilgili olarak Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’e yapacağı ilan edilen arabuluculuk ziyaretinin hemen öncesinde Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Temsilcisi El Muallim, “Türkiye eğer Arap dünyasına gizli saklı girerek müdahale etmeye çabalıyorsa, bu dönemler geçti” ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 13 Temmuz’da “Kıbrıs’ın etrafındaki her türlü rezervlerde KKTC ve Kıbrıs Türk halkının da hakkı vardır” demişti ama Rumlar sondaja başladı bile…      

Herhalde uluslararası ilişkilerde itibarımızı korumanın yolu, “ABD ne derse, o olur” stratejisi olmasa gerek...

Sünni dünyanın başı olarak itibar gördüğümüz, “Müslüman denilince Türk’ün, Türk denilince Müslüman”ın hatırlandığı saygınlığımız kaldı mı sizce?

BM, NATO, AB hatta Arap ülkeleri bizi dışlamış durumda.

Gerçekleşen kabine revizyonuna dair basındaki yazılarda “ciddi bir değişimin olmadığı, AK Parti’de taşların yerinden oynatılmak istenmediği gibi bir hava esiyor” yorumları yer almış.

AK Partisi’nin içerideki itibarı da inanın yurt dışındaki ilişkileri kadar kaygan görünüyor.