AH NEREDE O UŞAKLIK OYUNLARIMIZ


Her geçen gün gelişen teknoloji hayatımızın tüm sahalarında kendini iyiden iyiye hissettirir bir hâl alıyor. Sosyal, kültürel, ekonomik hayatımız dahi teknolojik gelişmeler ile beraber son 20 yılda hızlı bir değişim içine girdi. Bu değişimlere ayak uydururken ben başta olmak üzere birçoğumuz gerçekten yoruluyoruz. Geçenlerde çok ilginç aslında çoğuna göre sıradan bir fotoğraf karesi yakaladım ve bu gördüğüm şey benim bu yazıyı kaleme almamda ilham kaynağım oldu.

 

Benim de bir zamanlar çocukluğumun kısmen geçtiği bir sokaktan geçerken, kapı önüne oturmuş dört çocuk gördüm. Ellerinde tabletleri, muhtemelen sokakta kablosuz internet çeken bir yer bulmuşlar ki o, ortam pek uzaklaşmıyorlardı, çok yoğunlaşmış bir halde tablette bir şeyler izliyorlardı, tabi ben bir şey izlediklerini sandım. Üşenmedim durdum ve sordum: Çocuklar ne yapıyorsunuz ne izliyorsunuz?  Dördü bir ağızdan ilkokul öğrencilerinin sabah derse gelen öğretmene günaydın dediği bir eda ile “o yun oy nu yo ruz” dediler. Bir an için öyle kaldım, sanki boyut değiştirdim, “ben vakti ile bu sokakta hangi oyunları oynardım.”diye düşündüm. Aklıma bir sürü oyun geldi. Biridirbir, köşe kapmaca, uzuneşek, seksek, ip atlama, yakan top, yedi taş, körebe, saklambaç, çelik-çomak, orta sıçan, misket, çukur, beş taş, elim sende, topaç, don ateş, mendil kapmaca, dama, peçiç… bir de bunların yanında bizim yani erkek çocukların bin bir eziyetle bulduğumuz eski makinelerden çıkma bilyeler ile yaptığımız bilye arabaları vardı ki, rahmetli Abdurrahman amca (Abdurrahman Kandemir) evinin önündeki kaldırımda bilye arabalarından çıkan ses yüzünden küplere binerdi. Eski araba ve motosiklet lastiklerinden yaptığımız çemberleri, sapanları, gazoz kapaklarını ve kibrit kâğıtlarını da anmak istiyorum. Şuan ismi hatırlayamadığım bir pedagogdan, çocuklarımıza teknolojik oyuncaklar yerine onların hayal gücünü geliştirecek basit bebekler ve oyuncaklar hatta kuklalar almamızın daha faydalı olduğunu duymuştum.

Hepimiz yaşamışızdır, sokağa çıktığımızda tek başımıza kalınca hemen komşunun kapısını çalar yanımıza arkadaşlar çağırır, mutlaka bir oyun bulur, vakit geçirirdik. Eğlenirken hem fiziksel hem de zihinsel gelişimimize farkına varmadan da olsa katkı sağlardık.

Yine bu yaz kendi yeğenim ve arkadaşlarının internet üzerinden ikili takımlar oluşturup birtakım çevrimiçi oyunlar oynadığına da şahit oldum. Bu ve benzeri olaylar beni bu konu üzerinde düşünmeğe biraz kafa yormaya itti. Düşündüm, düşüncelerimi etrafımdaki ebeveynlere, öğretmenlere ve en nihayetinde konun asıl muhataplarına, öğrencilerime, sordum.

Hemen herkes bu konudan şikâyetçi ve rahatsız, çocuklar dışında. Lakin özellikle veliler ne yapacaklarını pek bilemiyorlar, çünkü çocuklarına hayır diyemiyorlar. Öğretmen arkadaşlar konunun vahamiyetinin farkındalar, onlarda velilerin bu hususta gereği kadar dikkatli olmadıklarından şikâyetçi. Çocuklar yani kendi öğrencilerim ile konuyu enine boyuna değerlendirdim. Ve çocuklardan aldığım şu ilginç bir o kadar da mantıklı nedenleri sizlerle aynen paylaşıyorum.

*Öğretmenim, bize kimse bu oyunları öğretmiyor. “Sokak oyunlarının nesiller arası aktarımı kesilmiş durumda.”

*Öğretmenim, bizim ev apartman dairesi. “Bu oyunlar için gerekli fiziksel ortam yok.”

*Öğretmenim, annem sokağa çıkmama izin vermiyor, çocuk hırsızları varmış. “ Var olan mevcut ortam güvenli değil.”

*Öğretmenim, ödevlerimiz çok, sınavlar var. “Çocuklarımızı sınavlar yüzünden yarış atına dönüştürdük.”

*Öğretmenim herkesin bir tableti var. “Teknolojik ürünlere ulaşım çok kolay oldu.”

Ve bence bütün bunlar yanında okullarda bu tür geleneksel ve kültürel folklor öğeleri barındıran oyunlara yeteri kadar önem verilmiyor. Arkadaşlar, değerli okur, sayın veli, kıymetli öğretmenler ve devletli büyüklerimiz burada yok olan unutulan birkaç basit sokak veya çocuk oyunundan daha da fazlası. Unutulan, inanın bana; milli birliktir, beraberliktir, geçmiştir ve çok uzun yıllar içinde olgunlaşıp bugüne gelen milli kültürdür.

Geçenlerde derste öğrencilerime bu konu hakkında bana bilgi toplayın anne babalarınıza ilimizde var olan ve onların çocukken oynadıkları yerel çocuk oyunlarını sorup, kurallarını öğrenin yazılı olarak getirin dedim. Sonuçlar çok güzel, durum pek de korktuğum kadar vahim değilmiş. Hemen her veli çocuğuna kendi çocukluğunda oynadığı bir oyunu kuralları ile pekâlâ anlatmış. Bu beni kısmen sevindirdi. Yapmamız gereken çok zor değil. Bence çocuk oyunlarımız şu şekilde hem korunur hem de çocuklarımızın gelişimine tabletlerden ve akıllı telefonlardan çok daha fazla katkı sağlamış olur.

*Öncelikle her veli kendi çocuğuna adı geçen teknolojik ürünleri almakta biraz ağır davranacak. Bu hususta çocukların fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimlerine de dikkat etmek gerek.

*Derslerden ve ödevlerden arta kalan zamanlarda değil, bu iş için yine her velinin bildiği çocuk oyunlarını kendi evlatlarına öğretip, bu oyunları oynamaları için onları teşvik etmeleri

*Öğretmenlerin öğrencilerine bu oyunları sınıf ortamında teorik olarak da olsa aktarması

*Güvenli fiziksel ortam yetersizliği nedeniyle, okulların bu oyunların oynanmasında öncelikli alanlar olarak kullanılması

*Milli Eğitim Bakanlığının bu oyunları peyderpey müfredata yerleştirmesi

Gibi sıralayabileceğimiz tedbirlerle bize göre bu problem çözülmüş olacaktır. Vesselam.

Ahmet Benlioğlu

benliogluahmed@hotmail.com