KİLİSLİ UYANIK OLDUĞUNU HATIRLAMALI


Güzel Anadolu’muzun, dağlarından şelalelerin akmadığı, şehrin ortasından şırıl şırıl ırmakların geçmediği, Kurtuluş Savaşı’ndaki eşsiz mücadeleye gönlü buruk bir sevinç içinde girdiği, bir zamanların mantık şehri olmasıyla ile ün yapmış Osmanlı devrinde, yıllarca mücadele vermiş il olma sevdasına, olmasına olmuş il ama kaderiyle baş başa kalmıştır o hep!

 

Bağımsızlığını kazanmıştır doğru, fakat ekonomik olarak eski seviyesinden geriye düşmüştür ilk yıllarda. Çünkü Osmanlı yıllarında dört yüz köy bağlı kendisine, Cumhuriyet ile birlikte yeni çizilen sınırlar içerisinde yalnızca yüz köy kalmıştı elinde. Bu şu demektir aslında; topraklarının dörtte üçü Suriye’de kalmıştır. Dolayısıyla üretim ve tüketiminde bir kayıp olmuştur beldemizin! Mustafa Kemal Atatürk’ün, İzmir birinci iktisat kongresinde dediği gibi "Beyler silahla elde edilen bağımsızlıklar, ekonomik bağımsızlıkla perkitmeğince ülkemizin tam bağımsızlığından söz edilemez" merhum ne kadarda güzel söylemiş; inşallah bizleri yönetenler Atamızın bu güzel sözlerini dikkate alırlar.

 

Yalnız, sınırın ucunda toprakları kalmamıştır bu vefakâr insanların, akrabaları, dostları, yaşanan acı-tatlı hatıralarda. Yılmayan güçlü karaktere sahip olan bu aziz atalarımız. Ayakta kalıp hayatlarına devam edebilmek için var güçleriyle sarılırlar kalan topraklarına, öyle ki; bir "mantaranın" bölgenin adını bile değiştirirler. Zeytin ağaçları ile dolu olan bu bölgeye "göydeniz" yeşildeniz söylenir olmuş… Bilemezlerdi ikinci gelecek sarsıntıyı emekçi-işçi amcalarımız, ama mızrak çuvalda saklanmaz! Yüz on kilometrelik yeni sınırlarına bir de Mayın Bombası düşer! Üç yüz ile bin metre eninde bu verimli arazilere, batılıların uzun vadeli hesaplarını kestiremeyenler! Başlarlar mayın tuzaklarını döşemeye, kime karşı? Dört yüz on bir yıl on bir ay yirmi gün birlikte yaşadıkları dost ve akrabalarına! Bir kez daha yıkılmışlardır. Yine başlar mücadele fakat bu eskilerine göre çok farklı, nasıl mı?

 

Aradan geçen seneler içinde, önce "pasavan"la gidip gelinir, sonra pasaport devreye girer. Ama gümrük mevzuatı belli sayıda ticarete izin verir. O da ekmek parasını çıkaramaz. Başka çareler arar milletimin insanları,"deve geçişi" bu da uzun sürmez, bu kez devreye tehlikeli izinsiz geçişler başlar, bu geçiş uzmanlık ister, çünkü nerede mayın var nerede yok iyi tespit etmek lazım, yoksa bom... Bazen topuk uçar, bazen bacak, dahası da var, sınırlarımızı koruyan Mehmetçik düşman zannedip basar mavzerin tetiğine zifiri karanlıkta, şanslı olan kurtulur olmayan da yandım anam! Gün ağardığında her şey belli olur, yakalanan mallara dikkat edin, ceket-pantolon, gazyağı, el feneri, tırnak çakısı, izolabant v.s.

 

Yetmişli yılara gelindiğinde ticari kafalar devreye girer. Gümrüklerdeki  'dayıları !' sayesinde tır ticareti başlar hayatımızda, öyle ki, Avrupa, Amerika ve de Japonya’da üretilen bir teyp, on beş gün sonra tezgâhlarda boy gösterir, buradan da tüm yurda. Öyle ki yurdumuzun her bir yanından gelmeyen kalmaz olur. Artık büyük kazanç kapıları açılmıştır. Günler ayları kovalarken, şirin beldemizin insanları paraya para demez olur. Nam salar adı tüm ülkeye, hatta ulusal bir gazete manşetten " kaçakçılık cenneti” diye. Her zaman olduğu gibi parsayı büyükler toplar, çoğu İstanbul'a gider kalanlarda on iki eylül'le birlikte sonbahar rüzgârı gibi savurur oradan oraya...  O günden bugüne çok şeyler deyişti dünyada ve fakat ülkemizde vatandaşın menfaatinde fazla değişikliklere rastlanmadı. Bu şirin ilçemiz için tek değişen 95 yılında il olmasıdır. Kilis'imiz yetmiş yıllık özlemine kavuşur ama özlediği kalkınmaya kavuşamadı. Elindeki tek devlet sektörü olan üzüm suyu fabrikasında mevcut hükümetin yandaşlarına yok parasına peşkeş çekince vatandaş üzümü yerine kendisi preste sıkılır oldu…

 

Yıllardan beri dilinde tüy bitti Prof. Dr. Haydar Baş'ın söylemekten, "gelin bana bir defalık yetki verin, size cenneti yaşatayım, kapınızın arkasına fakirliye elveda diye yazalım beraber.” Ama dinlemedik. Umarız Mustafa Kemal'in 28 Ekim1918 de söylediği gibi uyanık olduğumuzu hatırlar, aslımıza dönüp de biz hata yaptık, bunlara oy verdik ama aslı olan biziz deyip gereken dersi de, gereken desteği de vermesini biliriz yerine… Saygılarla.

 

Yusuf YAKUT