Açlıktan murat nedir ?


Peygamberimiz bir hadis-i şerifte ?komşusu açken tok yatan bizden değildir? der. Hz. Aişe validemiz ?komşuluk sınırları nereye kadardır ey Allahın resulü? diye sorduğunda Peygamberimiz ?kırk kapı sağdan, kırk kapı soldan, kırk kapı önden, kırk kapı arkadan komşularımızdır ya Aişe? der.

Bu hadisi şerif bize komşuluk sorumluluğumuzun ne kadar önemli ve ne kadar geniş sınırları olduğunu açık bir şekilde bildirmektedir. Peygamberimizin bizden değildir dediği birinin kurtulması elbette mümkün değil, çünkü peygamberimizin kabul etmediğini, sevmediğini Allah?da sevmez. Ayet-i kerimede peygamberimize hitaben Rabbimiz ?deki eğer Allah?ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah ta sizi sevsin? buyurmaktadır.  

Peki, hiç düşündük mü acaba peygamberimiz açlıktan bahsederken neyi murat etmiştir. Açlıktan maksat muhtaç olan komşunun ihtiyaçlarının giderilmesidir, ihtiyaçların en alt limitine asgari geçim standardı veya asgari hayat standardı denir. İşte bu limit açlık sınırıdır.

Ülkemizde açlık sınırı (DİE) nin bildirdiğine göre 877 TL, (KAMU-SEN)?nin bildirdiğine göre ise 1117 TL dir. Yine ülkemizde asgari ücretin 600 TL ve milyonlarca kişinin işsiz olduğu göz önüne alınırsa ve de komşuluk sınırının 160 kapı olduğu düşünülürse bizim aç olan komşu sayısı beklide yüzlercedir ve biz bunlardan habersiz, beklide duyarsız yaşıyoruz.

Eğer komşun muhtaç ise ve senin halin vaktinde yerinde olduğu halde bundan gafil isen veya duyarsız isen vay senin haline.

Ya senin siyasi tercihinle dün kimseye muhtaç olmadan kendi kendine yeten özellikle esnaf ve sanatkâr kesiminin açlık sınırının altında yaşamasına sebep olup onları yeşil karta muhtaç hale getiriyorsan ne olacak. Ülke genelinde yeşil kartlı insan sayısı on milyonları geçmişse dünyada ve Ahiret?te bunun hesabını nasıl vereceksiniz.

Hâlbuki bizim aç olan komşumuzun sayısını azaltmamız gerekirken yanlış siyası tercihle bu sayıyı artırdığımızın farkında mıyız? Senede bir defa ramazan ayında reklâm olsun diye bir torba bulgurla bir torba simidi fakire zekât olarak dağıtmakla ve ?şu bulgur aşını ye Allah?ına şükret verdiğine razı ol sakın isyan etme sonra bunu bulamayanlarda var? demekle bu vebalden kurtulmak mümkün değildir.

Bu sosyolojik gerçeğe birde şu açıdan bakalım. Üç katrilyon dolarlık yeraltı kaynaklarıyla, mükemmel bir iklim yapısına sahip, verimli tarım alanları olan bu ülkenin bütün zenginliklerini özelleştirme adı altında yabancı sermaye ve yandaş kuruluşlara peşkeş çek, senin insanlarında açlık sınırının altında yaşamaya çalışsın bu hangi mantık ve hangi akılla izah edilebilir.

Bu kadar zengin bir ülkenin insanını fakirlik zilletine mahkûm eden idareciler acaba yarın Ahiret?te Allahın ve resullünün huzuruna ne yüzle çıkacaklar. Ayrıca üç kuruşluk dünya menfaati için halkı bu zalim idarecilere yönlendirerek onlara destek sağlayan kanaat önderleri bu vebalden nasıl kurtulacaklar.

Toplumda fakirlikten ve ekonomik sıkıntıdan doğan sosyolojik, ahlaki, hukuki ve manevi olumsuzlukların gerçek sorumluları ülkeyi idare eden basiretsiz, bilgisiz ve zalim idarecilerle, onlara destek veren çanak yalayıcılar ve bu olumsuzlukları bildiği halde sesini çıkartmayan nemelazımcılaradır.

İşte biz bu vebalden korktuğumuz için aynen Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ehli-Beyt imamlarının yaptığı gibi gücümüzün yettiği ve imkânlarımızın elverdiği kadar zalimin zulmüne karşı çıkarak sömürüye ve fakirliğe son vermek için yazılarımızla sohbetlerimizle malum çevreleri ayıktırmaya çalışıyoruz. Buna nasıl son vereceğimizi merek eden varsa Prof. Dr. Haydar BAŞ?ın ?Milli Ekonomi Modeli? ile ?Sosyal Devlet Milli Devlet? kitaplarına baksın?

Mehmet İNEKÇİOĞLU

minekcioglu@hotmail.com   

.