Susurluk’ta Ne Oldu?

Susurluk'ta Ne Oldu?

Gerçek liderler, sundukları modellerle, çözümlerle, projelerle göz kamaştırırlar, ortaya koydukları duruşla da kendilerini her yönüyle belli ederler.

10 Ocak 2019 - 15:09 - Güncelleme: 11 Ocak 2019 - 10:09

Gerçek liderin bir de öyle bir özelliği vardır ki, bu çok önemlidir, o da anlık olaylar karşısında gösterdiği ferasetli ve basiretli mükemmel tavırdır.

Malum, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'ın bulunduğu 8 araçlık BTP konvoyu Susurluk'a vardığında sadece Sayın Baş'ın bulunduğu BTP plakalı araç emniyet güçleri tarafından, Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nden gelen bir talimatla durduruldu ve demir kapılı özel bir mekâna alınmak istendi. İçinde BTP lideri olduğu söylendiği ve bilindiği halde…

Prof. Dr. Baş'ın, araç tam o mekâna yönlendirilirken aracı durdurması, dışarı çıkması, diğer konvoy araçlarındaki BTP kurmaylarının yetişmesi ve de Sayın Baş'ı tanıyan, ne döndüğünü bilmeyen üniformalı polis memurlarının da "Bu Haydar Baş, biz ne yapıyoruz" diye geri adım atması büyük bir provokasyonu önlemiş oldu. Provokasyon; çünkü Sayın Baş'ın aracı, "bu araçta terörist var" talimatıyla durduruluyor.

Özellikle ne olduğu belli olmayan, sorulduğunda kimlik dahi göstermeyen biri kadın 3 kişi ve de resmi üniformalılardan birisi bu operasyonun organizatörleri olarak ön plana çıkıyor.

"Terör" talimatıyla araç durdurmalar, Türkiye'nin seçime girme hakkı olan ilk 10 partisinden biri olan bir partinin Genel Başkanı'na yapılan terörist suçlaması, korumalarından ayırarak özel bir mekana alınmaya zorlanması, bu 3'ü sivil, 1'i üniformalı 4 kişi tarafından gerilimin sürekli tırmandırılmaya çalışılması olayın provokasyon olduğunu, farklı ve kötü bir amaç taşıdığını, hukuksuzluğun boyutunu açıkça göstermektedir.

Böyle bir provokasyon ve çirkin saldırı devletin emniyet güçleri kullanılarak yapıldığı için de İçişleri Bakanlığı'na büyük bir sorumluluk düşmektedir.

Eğer böyle bir hukuksuzluk karşısında hiçbir adım atmazlar, üstünü örtmeye çalışırlar, olayın faillerini hesaba çekip gerekli cezaları vermezlerse, kamuoyu nezdinde açıkça zan altında olacaklardır.

Yapılan bu çirkin saldırıyla Prof. Dr. Baş'ın seçim döneminde siyaset yapma özgürlüğü engellenmiştir. Bu, Türk Ceza Kanunu'nun "Hürriyete Karşı Suçlar" başlığını taşıyan 114'üncü maddesine göre suçtur. Siyasi faaliyet yapma özgürlüğünün engellenmesi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası gerektirir. Cebir ve şiddet kullanılırsa –ki uzun namlulu silahlarla eylem yapılıyor- 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Silahla ve birden fazla kişiyle nitelikli olarak yapılırsa –ki böyledir- verilecek cezalar 2 kat artırılır.

Yapılan bu çirkin saldırıyla Prof. Dr. Baş'ın seyahat özgürlüğü engellenmiştir.

TCK'nın 109'uncu maddesine göre bu suçtur. Bu engellemeyi yapan kişiye 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir. Cebir ve şiddet kullanılırsa ceza 2 yıldan 7 yıla kadar çıkartılır. Birden fazla kişiyle nitelikli yapılırsa ceza bir kat daha artırılır.

Yapılan bu çirkin saldırıyla Prof. Dr. Baş ve kadrosunun hukuk dışına çıkması hedeflenmiştir. Fakat Sayın Baş'ın ferasetli yaklaşımı, kadrosunun da sabırlı duruşu, bu tuzağı bozmuştur. Prof. Dr. Baş, hayatı boyunca zerre kadar hukukun dışına çıkmamış ve çevresindekilere hep bunu tavsiye etmiştir.

Hukuk, er ya da geç mutlaka hakkın ortaya çıkacağı yoldur. Sayın Baş hep hukuk çizgisinde kalmış ve hep kazanmış, onun karşısında olanlar hep hukukun dışına çıkmış ve hep kaybetmiştir.

Yapılan bu çirkin saldırıyla Sayın Baş'ın can güvenliği tehlike altına girmiştir; psikolojik bir baskı altına girmesi hedeflenmiştir.

İçinde Haydar Baş gibi, bilinen, tanınan bir ilim ve siyaset adamının bulunduğu araç neden başka bir mekâna alınmak istenmiştir? Bu provokasyonu tertipleyenlerin belli ki niyeti iyi değil.

Kasıtlı ve hukuksuz bir talimatla, her aşamada hukuksuzca davrananlar istedikleri soyutlamayı başardıklarında neler yapmazdı? Örneğin aracı arıyormuş gibi yapıp bir suç unsurunu arabaya yerleştirip, Sayın Baş'ı suçlu göstermeye çalışabilirlerdi.

Suç bulamıyorsan, suçu yapıştır mantığı…

Olayın detaylarına baktığınızda, basit bir polis çevirmesi olmadığı, planlı, programlı, provokasyon amaçlı kirli bir operasyon olduğu ortadadır. İçişleri Bakanlığı, kendi personeli de işin içine sokularak yapılan bu kirli saldırıyı acilen aydınlatmak zorundadır.

Peki, neden Prof. Dr. Baş bu tür kirli saldırılara maruz kalıyor?

Elbette ki, "çare bir ve birlikte olmak" dediği için; "Atatürk vatandır", "Hoş Geldin Atatürk" dediği için; "Türk-Kürt kardeştir, aynı dedenin torunlarıdır" dediği için; "Alevi-Sünni kardeştir", "Tevhidin merkezi Ehl-i Beyt" dediği için; küresel sömürü sistemini yerle bir eden Milli Ekonomi Modeli'nin, Milli Para ve Milli Paralarla Ticaret formülünün sahibi olduğu için; "Madenler bizimdir, devlet-millet ortaklığıyla işleteceğiz" dediği için, "Devlet-millet, asker-sivil birlikteliği olmazsa olmazdır" dediği için…

O, her türlü fedakârlıkla Türkiye Cumhuryeti'nin bekası için, Türk milletinin birlikteliği için, Türk vatanının bölünmez bütünlüğü için, milli ve manevi değerlerimizin korunması için mücadele veriyor.

Artık Türkiye olarak bu gerçeği görmek ve bu, projeleriyle dünyayı aydınlatan çözüm insanını baş tacı etmek zorundayız.

Murat Çabas

Kaynak: Yeni Mesaj Gazetesi

(Kilis Postası Haber Merkezi)

Bu haber 656 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Aramızdan Ayrılanlar
Aramızdan Ayrılanlar
Kilis Sınırında Patlayıcı Ele Geçirildi
Kilis Sınırında Patlayıcı Ele Geçirildi