Reklam
  • Reklam
BİR EMNİYET MENSUBU YAKINI OLMAK
Reklam
Alaaddin Özkar

Alaaddin Özkar

BİR EMNİYET MENSUBU YAKINI OLMAK

16 Aralık 2015 - 09:09 - Güncelleme: 16 Aralık 2015 - 12:12

Bir gün bir Allah dostunun huzurunda otururken bize dedi ki; "Evladım aranızda evladını kaybeden var mı?" Tabi hiç kimseden ses çıkmadı. Zira o toplumda evladını kaybeden hiç kimse yoktu ve bize dedi ki; oğlum bu acı öyle bir şey ki, ne ana ne de baba acısına benzer. Evlat acısı insanın kalbine saplanan bir bıçak gibidir. Ömür boyu dinmeyen bir acı" Şimdi ben de diyorum ki, evladı güvenlik görevlisi olanlar var mı? Hiç bir zaman evladını kaybetmenin acısı gibi değil ama, insanın devamlı evladı adına endişe hissetmesi hiç de kolay bir şey değildir. Diyeceğim şudur; benim oğlum da Diyarbakır Emniyeti’nde terörle mücadelede görev yapıyor. Daha önce çevik kuvvet olarak çalıştığı Samsun'da hissetmedik ama Diyarbakır'da bu hali iliklerimize kadar hissediyoruz. Her gün gelen şehit haberleri yüzünden televizyonda haber izleyemez duruma geldik. Eve geldiğim zaman elimde televizyon kumandası, Annesine haber izletmemek için kanal kanal geziyorum, fakat bazen de bakıyorsun başka bir programı izlerken alt yazı geçiyor. Faraza Diyarbakır’da 2 şehit alt yazı akmaya devam ediyor. Habere bir anda dikkat kesiliyorsun çünkü orada evladın görev yapıyor. Acaba vurulan asker mi, polis mi acaba ilçede mi, Diyarbakır merkezde mi? O yazılar geçinceye kadar senin kalp çarpıntılarının artıyor ve ömründen bir ömür gidiyor. Sonunda bir oh çekiyorsun ama, seni teğet geçen ateş düştüğü yeri yakar misali birilerini yakıyor işte. Oğlum Diyarbakır’a terörle mücadeleye atanmadan evvel annesinin yüksek tansiyonu, tiroidi, şeker ve kolesterolü vardı. Şimdi ise bunlara vertigo ve kalp hastalığı eklendi. Geçenlerde Gaziantep Tıp Fakültesinde annesi anjiyo oldu. Akabinde kalp damarlarına iki adet Stent takıldı. Annesi hastanede sağlık sorunlarıyla boğuşurken, oğlum da Diyarbakır'ın Sur ilçesinde terörle mücadele ediyor. Bu arada, ben hastane odasında annesinin başında Beklerken telefon çalıyor, telefonda oğlum annesine halini soruyor tabi bu arada alo dedikten sonra arkadan otomatik tüfek seslerinin ardı arkası kesilmiyor. Baba diyor. "Annem duymasın şu anda çatışma var. Silah seslerini duyarsa üzülür. Tabii hastane odasının sessizliğinde annesi silah seslerini duydu. Ana yüreği ya, yattığı yerden, "aman oğlum bir tarafa saklan." diye bağırıyor. Biz bu halleri yaşarken, Diyarbakır'da durum çok mu iyi oğlum her sabah iki buçuk yaşında çocuğu ve hanımıyla helalleşip işine öyle gidiyor. Hanımı akşam olup eşinin eve gelmesini beklerken her telefon ve zamansız çalan zil onlar için ayrı bir tedirginlik kaynağı oluyor. Bizler İnancımız gereği kadere inanan insanlarız. "Peygamberimizin kadere inanan kederden emin olur." Hadisi gereği kendimizi Rabbimize teslim etmişiz. Fakat şu sorunun cevabını da yüce Türk Milleti'ne soruyorum. Güneydoğu’da 30 yıldır bitmeyen terör acaba Yüce Allah’ın bu millete yüklediği bir kader mi, yoksa şimdiye kadar bizi idare eden siyasilerin beceriksizliği mi?.. Alaiddin Özkar 15/12/2015

Bu yazı 483 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar