Devletin aklı kimde?
Av. Galip Akdağ

Av. Galip Akdağ

Devletin aklı kimde?

11 Haziran 2016 - 13:56


Anadolu Coğrafyası medeniyetlerin hem sürecini tamamladığı tamamlanan süreçlerden sonra yeni medeniyetlerin beşiği olan bir coğrafyadır. Jeopolitik konumumuz bizi medeniyet savaşlarının yaşandığı bir saha olmaktan hiç çıkarmamıştır. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın tabiri ve tespiti ile savaşlar, savaşlarda kullanılan silahlar insan gönlündeki inancın sözcülüğü yapmaktadır. Savaşan devletler değil, çarpışan düşürülen uçaklar değil hep inançlar olmuştur.

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin İlanı ile Misakı Milli sınırları içerisinde vatanın bir bütün olduğu düşüncesi hukuken bütün dünyaya ilan edilmiş oldu. Anayasanın ilk üç maddesinde kendini bulan Cumhuriyet Anlayışının fikri ideolojisinin ortaya çıkış dinamiklerini ve sebeplerini 2016 yılına göre değil, o zamanın şartlarına göre değerlendirmek ve de yorumlamak gerekir.

Üç kıta, yedi denizden geriye elde kalanlara bir bakarak ve nerden nereye gelindiğinin hesabını yaparak Ulus Devletinin en zor şartlarda kurulduğunu kabul etmek, bu zoru başaranları her zaman minnet ve şükranla anmak teslim edilmesi gerekli bir haktır. Bu hak başta Mustafa Kemal Atatürk’e onunla yokluk içersinde vatan, namus, din ve mal mücadelesi veren silah arkadaşlarına, bu uğurda evladını kınlayarak şehit olmaya gönderen analara, cepheden cepheye koşan mukaddes vatan evladı atalarımıza ve onların yaptığı hizmetin aynısını çok daha zor şartlarda 21. Yüzyıl Türkiye’sinde yerine getiren Prof. Dr. Haydar Baş hocamıza aittir.

Yoktan bir devleti ve yoktan bir milleti ayağa kaldıran anlayışın diyalektiğini, felsefesini ve aklını her zamankinden daha fazla idrake, anlamaya, anlatmaya, ruhumuzda hissetmeye muhtacız. Peki, bu ihtiyacımızı karşılığı, idrakin sahası, anlayışın keyfiyetini nerede bulacağız.

Cumhuriyeti dinsizlik, Atatürk’ü din düşmanı olarak takdim edenlerin, Ülkemizi işgal babında bütün zararlı akım, algı, anlayış ve fikirlerle mücadele ederek, bunları masum ve zararsız gösterenlerin kurdukları bütün oyunlar, yabancıların taşeronu olarak değil Prof Dr Haydar Baş hocamızın tarihimize fikri hür vicdani hür bir şekilde , , sonsuz sadakatle, saflıkla sahip çıkması, tarihimizi husule getiren ruhla birebir benzeşmesi ile, bu ruhun kuşatıcılığını bizzat dünyasında, her şeyinde yaşamasından sonra, bitmek bilmeyen enerjisi ile etrafa yayması ile, engin anlayışı, bu anlayışı dile getirmedeki azim ve kararlılığı, sabrı, dik duruşu ile bozulmuştur.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz Muhammed Mustafa(SAV) ve onun Ehli Beyti ‘nin nefesini Atatürk’ün verdiği kurtuluş mücadelesinde görmezden gelmek bize hiçbir kazanç sağlamaz .Bilakis bizi yokluğa ve sıkıntıya gark eder.Kurtuluş Mücadelesinde Atatürk’e , yaptığı vatan mücadelesine sahip çıkanlar nasıl minnet ve şükranla anılıyorsa , geçmişte yapılan mücadelenin aynısını bugün özveri , fedakarlık , Hakka Hizmet Gayesi ve Kıyamet Gününde Yüce Yaradana Verceği Hesaba endişesine göre yapan Prof Dr Haydar Baş Hocamıza sahip çıkanları tarih ayını şekilde anacaktır. Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza sırt çevirmek; Hakka, hakikate , kurtuluşa , refaha , mutluluğa , esenliğe , barışa , Atatürk’e sırt çevirmektir.Prof Dr Haydar Hocamızın elini tutan vatanı tutmuştur, ona yönelen huzura , mutluluğa yönelmiştir.Ona destek olan , milletini sevmiştir.Amacımız huzurlu bir yaşam, istiklal , bağımsızlık temelinde fert ve devletin yaşamı değil midir?İndi görüşlerimiz , basit , öngörüsüz hesaplarımız bizi özelde Türk Milletinin genel de insanlığın başına gelen ve gelecek olan bela musibetlerin , aziz Türk Milleti’nin makus talihinin bir sebebi kılmamalı.Aksi halde yok olur gideriz.

Mevlana Celaleddin ve Ailesinin Anadolu’ya geliş sebebi ve akabinde meydana gelen hadiseler bizi sarsmalı ve Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza bir adım daha yaklaştırmalıdır. Kilis bunun en canlı örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Felsefesine; Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın akı ile sahip çıkmak zorundayız. Onun yıllardır beri yaptığı ayıktırmalara, uyarılara kulak tıkamanın faturası istikrar adı altında şehirlere yağan bombalar, uçaksavar mermileri, kevgire dönmüş 700 km’lik bir Suriye sınırı, açlık, çile ve yorgunluktur.

Suriye İle Ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yaptıktan, Esad’ın Sarayında yenilip içildikten ona kardeşim denildikten sonra bir anda bütün namluların Suriye’ye çevrildiği bir zeminde, hiç kimsenin dile getirmeğe cesaret edemediği, ağzı kulağına değmiş bütün siyasetçilerin hele önümüzü görelim ondan sonra bir şeyler söyleriz dediği bir zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş ve yaşam felsefesini Suriye politikasında “Suriye’nin Devlet Bütünlüğü korunmalıdır düşüncesini “ dile getiren tek insan Prof Dr Haydar Baş ‘tır.

Hocamızın görüş ve politikalarını Batı ve Haçlı Mantığına bulanmış Siyonizm Aklı gübrelenmiş, Atlantik Okyanusu ile sulanmış Sözüm ona Stratejik Derinlik Safsatası ile “Zalimleri mi Koruyorsunuz ?” diye tevil edenler koskoca bir ülke darmadağın olduktan, binlerce çocuk Akdeniz’de boğulduktan, kadınların ırzına geçildikten, kadınlar ve genç kızlar Otogarlarda ganimet ve mal olarak satıldıktan sonra Suriye politikamız yanlıştı tahmin edemedik diyorlar. Ehli Beyt’in aklını ve ruhunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin aklını, Prof Dr Haydar Baş’ın aklını değil, çakma akılları, egonuzu kullanırsanız olacağı budur. Sizin vazifeniz Şam’da namaz kılmak değil, kıldığınız namazı dosdoğru kılmaktır. Şam’da namaz kılmakla kimin görevlendirildiği ezelde bellidir ve buna kimsenin dahli söz konusu değildir.

Devletin Aklı Prof Dr Haydar Baş Hocamızın aklı olmalıdır, aksi halde medeniyetler beşiği Anadolu bize mezar olabilir.

Av. M. Galip Akdağ /11.06.2016 

Bu yazı 3272 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar