DEDEMİN ve NİNEMİN DOLMASI
Aysel Masmanacı Beşoğlu

Aysel Masmanacı Beşoğlu

DEDEMİN ve NİNEMİN DOLMASI

17 Eylül 2020 - 14:33

Merhaba arkadaşlar.
Aile toplumun en küçük  ve en kutsal bir ögesidir . Türk toplumu olarak  aile bizim  için  her zaman  ön planda gelir.
    Bundan önceki bölümde belirttiğim gibi biz kalabalık ,  geniş bir aileydik .
Bir havuşun( bahçenin) içinde dört dairenin her birinde dedem, ninem, amcamlar, ve bizim ailemiz.. toplam bir evde 16 kişi yaşadık uzun yıllar boyunca... 
    Dedem ve ninem aileleri tarafından  birbirini hiç görmeden ve tanımadan görücü usulü evlendirilmişler. 
Ninem tam bir Osmanlı  kadınıydı.  Evde  dedemden çok onun sözü geçerdi. Ailemizin tek otoriter insanıydı.  Yer evinin taş tağasında( yere yakın pencere ) tütün kutusu , tabakası ve çakmağı her zaman belli yerde dururdu .Tabakasını açar , incecik beyaz sigara kağıdını iki parmağının arasına alır,  gri  tütün kutusundan bir tutam kaçak tütün   alır , kağıdın arasında rulo yaparak  , sigarasını  serçe parmağı kalınlığında incecik sarar 24 - 25 tane kadar sardıktan sonra  özenle tabakasına dizerdi.  Sonra da sardığı sigaralardan en sonuncusunu    metal  çakmağı ile yakar  dumanlarını  tavana doğru savururdu. İçimden “ Kimbilir ne zevkli şey. “ diye düşünürdüm.  Dedem de  hazır, sarılmış  Asker sigarası içerdi. Ama yaktığı zaman ev çok kötü kokardı.  
      Birgün  ninem dolma yapmak İçin dedemden kıyma alıp gelmesini  İstemiş  . Dedem de  kıymayı  ceketinin  iç cebinden   hiç eksik etmediği mavi kareli mendilinin içine koymuş   getirmiş. Bir kavga bir kıyamet !
 “ - Yaaaa !!!  Sen ne diye kıymayı sümüklü mendiline koyar da  getirirsin ? “
“ -  ulan gözüne  boz düşeeee !
Görmon mu kıyma kağıda sarılı, niye   Kör müsüng ?
- Beni   öldürsen de o  sümsürüklü etten  dolma  , molma yapmam ben  !
- Karayerin kazzığına yap !
- Teheg  !  Sening  yaptığıng dolmayı yiyen kim ? İt yalı kimi bir dolma yapon  zatı... ne duzu var ne eşkisi !
 - Hele ben summak eşkisinden bir dolma yapım  da  sen dadına bak  !   Dolma  neşel olurmuş ?
- Öööög... sümsürüklü   dolmang  bulunmaz oldu   saanki !
-  Ülümalmaya ( yokolmayasın ) seni
tiskitttt !!?
     Dedem  , Leğende elinde çamaşır yıkayan anneme seslendi:
Kez Veco (Vecihe ‘ nin kısaltılmışı ) gel bakım buraya  !
 - Buyur baba . 
 - Şu balcanlardan  , kabakları gel oy bakım !
Anacağazım , elinde  yıkadığı çamaşırlarımızı   yarım  bırakmış. kayınpederinin kanun gibi sözünü yere düşürür mü hiç ! Akşam babam eve geldiğinde babamı öğretiler, anama kötek bile attırırlarmış . Elinin köpüklerini yıkadıktan sonra eline   makbarayı ( patlıcan oyacağı)  alıp kabakları ve patlıcanları oymaya başladı.  
 Ben henüz ilkokul dördüncü sınıfa gidiyordum. Okuldan yeni gelmiş , okul önlüğümü çıkartıyordum ki, ninemin  beni  çağırdığını duydum.
“-Ayseeeerrr... Kez Ayseeeerrr.. .”
- Efendim babanne.
- Babanıg düğenine  get , bege yarım kilo  balcan, yarım  kilo kabak, yarım kilo da dolmalık biber al , tez getir, yeri uç... !
Yolda yolakta  eğlenme gebertirim seni, tez gel emi !
Sonra dedeme dönüp laf atar :
- Hele ben de zeytli ( zeytinyağılı )    teze koruk suyulu  bir dolma bişirim de  görsünler dolma nasıl olurmuş   bakalım !  
üstümü değişir değişmez babamın dükkanına koştum ..Babamın çok müşterisi vardı , başı kalabalıktı... hangi müşteriye bakacağını şaşırmış dırumdaydı. Zavallı  sefer tasındaki yemeğini bile  yiyememiş , kalkmak üzere olan  köy otobüsüne yetişmeye çalışan köylülerin istedikleri sebze ve meyveleri  tartmaya çalışıyordu.   Babacım diye sesleniyordum ama beni duyması mümkün değildi.  Sonunda dükkanın içine girdim ve beni duysun diye bağırarak konuştum.
- Babacım babannem yarımşar kilo patlıcan, kabak, biber istiyor.. verir misin ?  Yine duymuyordu.. Her kafadan bir avaz  !
- Hasan Efendi oradan bana 2 Kg. taze fasulye... 
- Hasan  Efendi bana 3 Kg. Soğan....
 - Hasan efendi bana  1Kg. Mişmiş ( kayısı )......
Adamcağız dükkanın içinde dört dönüyordu.  Bitişik yan komşu rahmetli Ahmet Amca dükkanında hiçbir müşteri olmadığı İçin hasetliğinden çatlıyor, babamın müşterilerini kendi dükkanına çekmeye çalışıyordu. Babam  Belediyenin tesbit ettiği sebze ve meyve fiyatını  tam olarak uygularken  Dabba Ahmet , babamın müşterisini çekmek için yirmibeş kuruş eksiğini söyler, elini kulağına atarak bağırırdı  :
 “- Gel hemşehrim geeeeellll.. ..  Tamatus  50 Kuruş oldu ...  biber   25  Kuruş... malın eyyisi , gözeli burada..... haydi geeeellll.... 
     Babacığım hiç bağırmazdı. Çünki onun müşterileri hazırdı.  Ne tartıda ne de sebze ve meyvenin kalitesinden  asla şaşmaz,  beş Kuruş olsa dahi mutlaka paranın üstünü verirdi. O’ nun bu dürüstlüğünü , sohbetini ve tatlı dilini tercih eder, başka yerden alışveriş yapmazlardı. Ahmet Amca da sinek kovalar otururdu.
 Babama tekrar seslendim, yine  beni duymayınca  bacağına sarıldım... beni ancak öyle farketti.. 
 - Babacım  , babaannem....... Tamam kızım... sen fileye nenemin istediklerini doldur al git. İşim  var  görüyorsun . Ya da bekle müşteriler gidince...
- Ohooo dedim kendi kendime... 
Müşteriler gidene kadar akşam olur, babaannem de geç kaldım diye beni gebertir. Başka çaren yoktu. Dizili sandıklardan  kabak, patlıcan ve biber doldurdum koşa koşa eve geldim...
Babannem tahammülü kalmamış sokak kapısının önünde beni bekliyordu. 
- Nere’de kaldın kız ? Taman ben sege tez gel dedim, kırtçalasıca ! 
- Babanne Vallahi dükkan çok kalabalıktı... ancak gelebildim !
 - Hös !   Sarı çıyan !  Bir de yalan da söylor ! Kimbilir ağzını  hangi boncukcu , cıncıkcı  düğeninin  ( dükkanının ) önünde  ayırdın durdun ?
 Yeniden cevap veremezdim. Ya kulağımı çekerdi, ya da kafama bir yumruk indirirdi..  sadece bana değil , diğer torunlarına da öyle muamele ederdi. Sanırım evde çocuk sesinden bıkmış usanmıştı.      
                  Havışta   mangalın üstünde  dedemin  summak ekşili dolması  fokur fokur kaynıyor , mis gibi dolma kokusu bütün mahalleye yayılıyordu. 
 Babaannem makinada nakış işleyen yengeme seslendi ;
“- Fatma... Kez Fatmaaa... gel şu  hudarları yu da oy bakım... koca aşı bişirdi , 

biz daha oyucuk !  Yengem makinanın başından kalkarak  havuşta musluğun altında getirdiğim  sebzeleri yıkarken bana dönerek  :
“ - Be’ bu nasıl kötü kabak !  Hem sararmış hem de çürük ! Hele şu Balcanlar’a bak ! Herbiri kafam kimi bunlar dolma mı olur ? 
Babannem   , yengemin leğene boşalttığı  sebzeleri görünce beni yanına çağırdı. 
- Kız  bu nasıl kabak, balcan ? Beleş deyi baban malın kötüsünü verdi demek !
- Yok babanne babamın başı çok kalabalıktı , onları ben seçtim ! 
 - Pek gözel   seçmişsin cinçalasıca da , şeytan götüresice... orada duran bastonunu eline alıp beni kovalayacaktı ama dizleri ağrıdığında koşamazdı .. 
anca bastonu kafama fıtlattı..ben de  sokağa kaçtım. Eğer kafama değseydi ertesi günü kafam sarılı olarak okula gidecektim. Annem  olanları görüyor ama hiç  ağzını açamıyor, ne kaynanasına ne de etlisine hiçbir şey demeden yarım bıraktığı çamaşıra devam ediyordu.   Kaynanasına laf söylemek ne haddine  ?  Dedem beni çok severdi.   Cigarasını yakmış mangalın başında keyifli keyifli oturuyordu. Babaannemin öfkesinin geçtiğini tahmin ederek  sokaktan eve girdim. Dedem beni görünce  :
- Gel benim sarı kızım  gel! Başına birşey  oldu mu Diye örgülü saçlarımın bölüğünü aralayarak başımın kanayıp kanamadığına baktı. 
- Azgın Keri .. Kızın  ne suçu var ?   Dokuz yaşındaki Uşak ne bilici kabak , balcan seçmeği ? 
Nihayet menem dolmayı doldurdu. Gazocağının üstüne  tencereyi koydu. 
 Ablam Öğretmen Okulunda okuyordu.  Abim Lise de...   acıkmış olmalılar ki , havuçtan içeri girince  mis gibi dolma kokularını içlerine çekerek ...
- Yaşasın  , bu akşam dolma var.. dediler.. sonra şaşkın şaşkın  havuşın bir ucunda mangalın üstünde kaynayan dolma tenceresine, diğer ucunda gazocağı üstünde kaynayan diğer tencereye bakıp durdular.
 - Akşama ziyafet var galiba dedi ablam.   O zaman  ben atladım  ;
- Yok abla  , dolma yarışması var ! 
SUMMAKLI mı ?  KORUKLU  mu ?
- Kes sesini  kıtçalasıca  dedi  ninem. En iyisi dedim ben kafama   tekrar baston yemeden kaçıp gideğim şuradan ! 
   Ninemin de dolması nihayet bitti. 
Dedem  anneme : 
-  Büyük bir sehene  ( bakır tabak )  benim dolmamdan koy !  Dedi.
Nenem de yengemi çağırdı , sen de benim dolmamdan bir mecmeeye ( büyük tepsi )  koy .  Bakalım ikisinden hangisi güzel olmuş!  
Ben korkumdan yaklaşamadım  bile.. işin içinde dayak vardı çünki.
 Dedem  yufka ekmeye sarılı patlıcan dolmasını ablama ve abime uzattı.. 
- Iııııhhhh! Çok güzel olmuş dediler.. 
sonra babannem  ablamla abimi çağırdı : Gelin bakalım bir de bundan yiğin  nasıl olmuş ?  
- çatalla biraz ucundan alıp  yüzlerini buruşturdular ama babaannemin korkusundan   Aynı tepkiyi gösterdiler.
- Çoook güzel olmuş babanne  ... ellerine sağlık , nefis olmuş.  
İkisi de çocuk gibi kabarıyorlardı.  Sonra bir köşeye pusmuş olan beni dedem çağırdı. 
- Gel bakalım sarı kız ! Bir de sen  benim dolmamın dadına bak ! 
Korka korka dedemin uzatttığı yufka ekmeğe sarılı  dolmayı ağzıma götürdüm. Harika bir taddı.. Summağım o ekşimiş tadını herzaman çok sevmişimdir zaten....
Heyecanla :
- Dede bu nefis olmuş yaaaa..... eline sağlık !  
- Afiyet olsun  !  Dedi dedem kabararak .
   Sonra babannem çağırdı :
- Gel kız benimki nin de tadına bak  !
Ödüm kopuyordu beni dövecek diye ! 
Çatalın ucuyla ağzıma bir lokma koydum, ne yalan söyleyim dedemin dolması kadar lezzetli değildi.
Herkes meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. Çünki huyumu biliyorlardı lafımı esirgemeyeceğimi,  dobra bir tabiatım olduğunu... 
Ablam gözümün ucuyla ikisinin de güzel olduğunu söylememi ,   iki  işaret   parmağını Yanyana getirerek  ikisini de beğendiğimi söylemei işaret ediyordu. 
Abim de ablamın el işaretini göstererek başını sallıyordu. Her ikisine de başımı çevirerek  nineme döndüm ve....
 - Dedem erkek olduğu halde dolmayı senden güzel pişirmiş, dememe kalmadan örgülü saçımın bir bölüğü babannemin  elinde kaldı.  Nasıl canım yanıyordu anlatamam ! 
Dedem zar zor yerinden kalktı saçımın bölüğünü elinden aldı , bir yandan da söyleniyordu.....
- Bak bakalım !!!  Senin sümüklü dediğin kıymayla  yeğin gözel  bir dolma yaptığımı hasıtladın ( kıskandın )   Kızdan  ahanet ( intikamını  ) alma !!!
- Yeriiiiii... Sekkeli  Sabınlanasıca..!!!
 Ağrıyan bölüğümü dedem elleriyle okşayarak ovuyor... nineme bir yandan da laf saydırıyordu.. bunak ! ..........
“ - Dedesinin  sarı  kızı... kafasının kırılacağını da bilse ille  doğruları söyler. “  Derken beni bağrına basıyordu.

AYSEL MASMANACI BEŞOĞLU
Eğitimci şair ve yazar.

Bu yazı 531 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar