Reklam
  • Reklam
KOMŞULARIMIZLA İLİŞKİLERİMİZİN BOZULMASININ TÜRKİYE’NİN...
Reklam
Dr. Ahmet H. Kepekçi

Dr. Ahmet H. Kepekçi

KOMŞULARIMIZLA İLİŞKİLERİMİZİN BOZULMASININ TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLÜĞÜNE VURDUĞU DARBE

20 Ekim 2016 - 08:58

A. Bölgemizde Yaşanan Sorunların Ana Sebepleri

Haçlı batı tarafından Müslüman Türkler Anadolu'da işgalci olarak kabul edilmektedir. Türkleri Anadolu coğrafyasından söküp atmak için Şark projesi, haçlı seferleri ve değişik isimlerle din savaşları yapılagelmiştir.

Coğrafyamızda ki yer altı ve yer üstü zenginlikler üzerinde batılıların gözü vardır. Özellikle petrol, bor ve su kaynakları emperyalist devletlerin iştahını kabartmaktadır.

Asırlardan beri coğrafyamızda kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi ve askeri işgal süreci devam etmektedir. Kimi zaman biri kimi zaman diğeri daha öne çıkmaktadır. İşgal hareketinin toplu olarak devreye konması BOP ve Arap baharı süreci ile hızlanmıştır. İşgalin şifrelerini buralarda aramak gerekir.

Küresel ısınma sonucu yaşanan iklim değişikliği daha şimdiden İngiltere, İskoçya ve Galler'i etkileyen sellere yol açmıştır. Yoğun yağışlar, havanın daha çok ısınması, deniz seviyesinin yükselmesi, yaban hayatının tehdit edilmesi, iklim değişikliğine bağlı hastalıkların artması artık yaşanmaya başlanmıştır.

Amerika'da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Milyonlarca insan su sıkıntısı çekecek. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30'u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Denizler yükselecek. Dünyadaki yiyecek stokları tükenecek. Göçler başlayacak ve yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek. (Şubat 2007 Tarihli BM, Raporu). NASA'nın raporuna göre sıcaklık artışı son yıllarda ivme kazanmıştır. Dünya yaşanabilir olmaktan süratle çıkmaktadır. Küresel ısınmadan en az etkilenen bölge Türkiye’nin de içinde bulunduğu büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesidir. NASA’nın yayınladığı haritalarda da bu durum net olarak görülmektedir.

Küresel ısınma, batı coğrafyasını yaşanmaz hale getirecektir. Bu o ülkeleri yeni vatan arayışına sevk etmiştir. Sonuç olarak ABD tarafından Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) devreye konmuştur.

BOP ile ilgili en çarpıcı açıklama ABD’nin o sıralarda güvenlikten sorumlu danışman olan Condoleezza Rice’ın 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan  “transforming the middle east – ortadoğu’yu dönüştürmek” yazısında açıklanmıştır. Rice bu yazısında Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurgulamıştır” Ezcümle coğrafyamız BOP kapsamında yer almaktadır.

 

B. Türkiye kaosun içine nasıl çekildi?

Yıl 2007 Haydar Hoca, BTP Şanlıurfa teşkilatının düzenlediği programda şu ikazını yeniler "küresel ısınma nedeniyle yeni yurtlar arayan ABD, vatan olarak Anadolu'yu ve Harran'ı seçmiştir. Urfa bile elimizden çıkabilir". Haydar hoca ikazlarına devam ederken, AKP hükümeti AB ve ABD ye bağımlı politikalar yürütür. Ne isimle olursa olsun batının hedefi topraklarımızı işgal etmektir. Haydar hocanın ifadesi ile “Amerika, BOP manevraları ile kendine vatan aramaktadır”. Fakat hükümet bu konuda duyarsız davranmaya devam eder. Bu da yetmediği gibi Erdoğan BOP faaliyetlerine dâhil olması için teşvik ve ikna edilir. Bu konuda ‘Büyük Ortadoğu Projesi bir nimettir’ diyen ve Clinton'a bu konuda rapor verenlerden birisi olduğunu ifade eden, “Tayyip Erdoğan’ı ben ikna ettim” diye açıklama yapan Kadir Mısıroğlu'nun gayretlerini örnek olarak verilebiliriz.

AKP, iktidarı boyunca BOP neyi gerektiriyorsa o yapıldı. Kimi zaman doğrudan kimi zaman sanki muhalif gibi davranıldı, fakat neticede bütün yollar BOP a çıktı. Ankara hükümeti haçlı batının uluslararası kuruluşları olan AB, NATO ve ekonomi kuruluşları ile ortak hareket etti. Bunların Ankara hükümeti üzerindeki direktifleri etkili oldu. Netice olarak birlikte Müslümanlar üzerine saldırıldı.

Müslüman ülkelerle dostluklarımız bozuldu.

 

C. Komşularımızla İlişkilerimizin Bozulmasının Türkiye’nin Bütünlüğüne Vurduğu Darbe

AKP hükümeti dış politikada 'sıfır sorun' diye yola çıktı; sonuç, sıfır komşu oldu. Komşularla ilişkilerimizin bozulması sonucu sınır güvenliğimiz ortadan kalktı. Ülke güvenliğimiz sıfır ile çarpıldı.

Mülteci sorunu her açıdan telafisi zor olan sosyal, ekonomik ve güvenlik sonuçları doğurmuştur. Suriye olsun, diğer komşularımız olsun tarumar olmuştur. İnsanları ise ya ölmüş veya yaralanmış veya ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Yaşanan bu kader bütün BOP kapsamındaki ülkeler için reva görülmektedir.

Başta Işid olmak üzere, Esad'a muhalif olan bütün terörist gruplar ABD'nin eseridir. Zaman zaman bizzat ABD'li yetkililer tarafından bu ifade edilmektedir. Bu örgütlerin faaliyet alanlarına bakıldığında hedeflerinde hep Müslümanların olduğu görülecektir. Gaye bölge insanını birbirine katmak ve Müslümanı Müslümana katlettirmektir. Bu terör örgütlerinin uzantıları ülkemizde terör saldırıları düzenlemektedir. Vatandaşlarımız ciddi anlamda güvenlik endişeleri yaşamaktadır.

Ülkemiz daha önce alevi sünni çatışmalarının yaşandığı bir coğrafyadır. Yeniden hatta daha büyük çapta çatışmaları için gerek iç savaş gerekse devletlerarası mezhepsel çatışmalar planlanmaktadır.

Devlet menfaatlerimizin gereği diplomatik ilişki içinde olduğumuz devletlerle düşman olunmuştur. Rusya’nın uçağını düşürdükten sonra ülkemizin yaşadığı ekonomik vs. sorunların etkileri hala devam etmektedir.

Komşu devletlerin kendi ülkelerinde otoritelerinin zayıflatılması sonucu ortaya çıkan terör örgütleri bumerang tesiri yapmıştır. TSK'nın Suriye ve Irak topraklarında olmasının gerekçesi olan Işid Suriye ve Irak devletlerine saldırı olmasaydı bugün olmayacaktı. Hükümetin çözüm adına attığı adımlar, meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Ülkemizde büyük şehirlerde patlatılan bombalar ve özellikle Kilis'e atılan füzeler ülkemizin gelecek projeksiyonunun ne kadar karanlık olduğunu göstermektedir. Bugün menzili kısa bomba atanlar yarın daha uzun menzilli füzeler ve bombalar da atacaklardır. Yarın tahrip gücü daha yüksek olan biyolojik, kimyasal ve nükleer bomba da kullanarak toplu katliamda yapabilirler.

Ülkemiz bir Ortadoğu devleti durumuna gelmiştir. Yolsuzlukların, darbelerin, devleti hukuk yoluyla ele geçirme gayretlerinin yoğun yaşandığı bir ülke haline gelinmiştir. Son yaşanan FETÖ bağlantılı darbe girişimi ülkemizin maniplasyonlara ne kadar açık olduğunu ve devletin bekasından sorumlu kadroların nasıl satın alınabileceğini göstermiştir.

 

ÇÖZÜMLER

Prof. Dr. Haydar Baş bey, “Türkiye'nin güvenliği Suriye'den başlar” demişti. Bölge devletleri ile meşru hükümetler ile yeniden anlaşarak ortak hareket edilmelidir.

Batılı işgalci devletlerle yapılan adı taktik ve stratejik olan bütün anlaşmalar gözden geçirilmelidir. Ülkemiz değişen dünya dengelerine yönelik kendi milli ve dini bütünlüğünü temine dönük yeni duruş ortaya koymalıdır. Topraklarımızda gözü olan devletlerle değil, karşılıklı fayda prensibiyle hareket edecek olan ülkelerle ilgi kurulmalıdır.

Kendi içimizde toplumsal barış acilen temin edilmelidir. Özellikle mezhep savaşlarının yaşandığı günümüzde Prof. Dr. Haydar Baş beyin gündeme getirdiği Ehl-i Beyt paydasında sünni, şii ve alevilerin bir ve beraber olunmalıdır.

Ekonomik özgürlük olmadan çözümün olması mümkün değildir. Bu konuda Haydar Baş beye ait olan ve başta Rusya olmak üzere dünyada uygulanan Milli Ekonomi Modeli hayata geçirilmelidir.

Doğu batı genç yaşlı amir memur demeden bütün vatandaşlarımız, sosyal devlet baba devlet imkânlarından istifade etmelidir. Bunun da yolu Haydar Baş hocamıza ait olan sosyal devlet milli devlet projelerinin uygulanmasıdır. Unutulmaması gereken ülkemiz ve bölgemiz insanına biçilen kefen Afrika yerlilerine ve İspanya Endülüs devletine biçilen kefen misalidir. Hedef topraklarımızı elimizden almaktır. Bu idare edenler içinde idare edilenler içinde geçerlidir. Bütün millet gününe ve geleceğine sahip çıkmalıdır. Gün yeniden Kuvay-ı Milliye günüdür; Haydar Baş hoca ile beraber hareket etme günüdür. Aksi halde her geçen an ülkemizin kayıp hanesine yazılmaktadır.

*Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu, 09.10.2016, Prof.Dr.Mümtaz Turhan Spor Salonu, İstanbul’da tebliğ olarak sunulmuştur.

Bu yazı 925 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar