Ağlanacak halimize ağlasam mı gülsem mi?
Reklam
Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi

Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi

Ağlanacak halimize ağlasam mı gülsem mi?

27 Nisan 2019 - 12:27

Sabah elime gazeteyi alıyorum. İlk sayfada yer alan iki tane ekonomi haberi:

“Çarşı pazar yangın yeri”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar:

"Bunu açıkça ortaya koymak lazım. Diğer krizlerde insanlarımız ucuz et bulabildiler. Ucuz meyve-sebze bulabildiler. Ucuz ekmeğe ulaşabildiler. O dönemlerde et, sebze-meyve, ekmek gibi temel gıda ürünleri ucuzdu. Türkiye bu krizleri böylece aştı. Buzdolabı ihtiyaçlarını ertelediler, elbise ihtiyaçlarını, araba ihtiyaçlarını ertelediler ancak çoluk çocuklarının karnını doyurabildiler. Çünkü et ucuzdu, meyve-sebze ucuzdu, ekmek ucuzdu. Böylece karınlarını doyurabildiler. Şimdi bu krizin bir farklı tarafı var. Bu krizde et pahalı, meyve-sebze pahalı, ekmek pahalı. Şimdi pazar alev gibi yanıyor. İnsanlarımız karınlarını doyuramıyor.” demiş.

“Üretici de ağlıyor tüketici de”

Kış için ektiği son patateslerin hasadını yapan patates üreticisi Mustafa Abacı, maliyetlerin yüzde 200 arttığını belirtmiş. Abacı, "Yaz patatesinde parası yani dayanma gücü olan ekim yapabildi. Mutlaka ekim yapıldı; ama 2000'li yıllardaki seviyenin çok gerisinde. Bunun başlıca sebebi maliyetler. Bir dönüm patatesin maliyeti yüzde 200'e yakın arttı. Mazotu, gübresi, tohumu, ilacı derken maliyetler inanılmaz arttı. Eskiden tohum veresiye alınabilirken şimdi ekonomik kriz ile birlikte tohum da peşin para alınabiliyor.” şeklinde konuşmuş.

Ülke olarak içinde bulunduğumuz durumu anlatmak için yan yana gazetelerde yer bulan bu iki haberi okumak yeter herhalde.

Ağlanacak halimiz olduğu kesin, kesin de. Ağlasam mı gülsem mi şaşırdım. Yanlış anlamayın, ben de bu ülkede yaşıyorum. Tüm vatandaşlar gibi, bırakın acil olmayan harcamaları, acil harcamalarımı bile azaltarak, gün geçirmeye çalışanlardanım ben de!

Ama neden gülmek dedim, biliyor musunuz?

Önce size Mesnevi’den bir hikaye anlatayım:   

Bir ustanın şaşı bir çırağı vardı. Usta bir gün çırağına;

−Bizim eve git. Rafta duran bir şişe var. Onu al gel, dedi.

Şaşı çırak, eve gitti. Ustasının söylediği rafa yaklaştı. Rafa dikkatlice bakınca iki şişe gördü.

Hemen ustasının yanına dönüp;

−Ustacığım! Rafta iki şişe var. Hangi şişeyi istiyorsun, hangisini getireyim? diye sordu.

Ustası:

−O rafta sadece bir şişe olması lazım, dediyse de, şaşı çırak;

−Ustacığım, bana boş yere kızma. Ben gördüm, rafta iki şişe var. Sen hangisini getirmemi istiyorsun, onu söyle, dedi.

Usta, çırağının kendisini anlamadığını fark etti:

−Sen madem ki orada iki şişe var diye inat ediyorsun. Hemen eve git raftaki o şişelerden birini kır, diğerini al bana getir, dedi.

Şaşı çırak tekrar eve döndü. Rafa yaklaştı. Şişelerden birini kırdı. O anda diğer şişenin kaybolduğunu gördü.

Şimdi söyleyin bana. Vatandaş olarak halimiz bu şaşı çıraktan farklı mı?

Bakınız bir haber daha:

“AKP-CHP İttifakı”

CHP ile AKP'nin ittifak edeceği artık herkes tarafından dillendiriliyor. Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye İttifakı diye ifade ettiği söylemin arka planında dönen gerçeklerin bu olduğu söyleniyor. Yusuf Karaca’nın köşesinde ifade ettiği gibi “kapitalizm ittifakı”

Aslında buna şaşırılacak bir şey yok. AKP, Kemal Derviş’in başlattığı ekonomik uygulamaları devam ettirmiyor mu? Hiçbirinin birbirinden farkı yok ki!

Bir yanda kapitalizm ittifakı, bir yanda Prof. Dr. Haydar Baş.

Yıllardan beri;

- “Türkiye’deki enflasyonun sebebi maliyet enflasyonudur, maliyetler düşürülmedikçe enflasyon düşmez” diyen;

- “Faizli borç ile alınan para yerine Milli para” diyen;

- “Belli bir düzeyden düşük gelir sahibi olanlardan vergi alınmayarak tüketici korunmalıdır” diyen

- “Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.” diyen Prof. Haydar Baş’a kulak vermeyip kapitalizme hizmet eden parti ve siyasetçileri desteklemekle şaşı çırağın yaptığı inat aynı şey değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş, yıllar öncesinden öngörmedi  mi?

İnsanlığın liberal–kapitalizm ve globalizm ile kıyamete doğru sürüklendiğine dikkat çekmedi mi?

Oluşan ekonomik krizlerin; tüketicinin gücünün bitirilmesi sonucu ortaya çıkan bir kriz olduğunu ifade ederek; kapitalist sistemin çökmekte olduğunu tüm dünyaya çok öncesinden deklare etmedi mi?

Yalnız sorunu tespit etmekle kalmamış; çözümü de ortaya koymadı mı?

Küresel krizin temel nedenlerinden birisi dünyada para ve kaynakların belirli bir azınlığın elinde tekelleşmesi, bu azınlığın dünyaya hükmetme ihtirasıyla, oturduğu yerden parayla para kazanma yöntemleriyle geniş halk kitlelerini sömürmesi diyerek “MİLLİ PARA” nın tanımını yapıp, ekonomi literatürüne kazandırmadı mı?

Şimdi tekrar soruyorum.

Ağlanacak halimize ağlasam mı gülsem mi?  

Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi / 27.04.2019

Bu yazı 6606 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar