Dini Bayram mı? Milli Bayram mı?
Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi

Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi

Dini Bayram mı? Milli Bayram mı?

31 Ağustos 2020 - 23:11

TDK sözlüğüne göre bayram, “Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler; özel olarak kutlanan gün; sevinç, neşe” anlamlarına gelir.

Bayramlara sadece özel bir gün olarak bakmak yanlıştır. Bayramlar semboldür.

Gerek dini gerekse milli bayramlarımız; Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadesi ile:

·         Birliği,

·         Beraberliği, 

·         Öteki gösterilmek istenenlerle kardeşliği,

·         Devlet ve millet kaynaşmasını sağlayan günledir.

Bayramlar, bizim kültürümüzde birlik-bütünlüğün aynı zamanda milli şuurun perçinlendiği günlerdir.

Mesela Kurban Bayramı.

Kurban, kelime manası olarak yakınlaşmak demektir. Kurban kesmekten maksat Allah'ın rızasıdır. Arapçada kurban etmek “bilinçli yapma” demektir.  Sıradan bir yapma eylemi değil, bilinçli bir “feda etme” eylemini ifade eder.

Feda etmek, vermektir. Kurban, Rabbimiz’in bize verdiği sayılamayacak kadar çok nimetine şükür amacını taşıyan O’na tam teslimiyetin yaşandığı bir ibadettir. Amaçlanan Kur’an-ı Kerim’in ifadesi ile en yakınını dahi hiç düşünmeden feda edebilecek kadar Allah’a teslim olan, yüreği Allah aşkı ile dolu olan Hz. İbrahim gibi O’na dost olmaktır. Mümin arınmak için nefsini Rabb’ine kurban eder. Ölümlü olan nefsini ölümsüz olana kurban etmektir kurban.

Şimdi gelelim Milli Bayramlarımıza.

30 Ağustos Zafer Bayramı.

Binlerce askerimizin şehit olduğu Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesinin zaferle noktalandığı gün. Binlerce Mehmetçiğin vatan için, Allah rızası için canını feda ettiği savaşın zaferle sonuçlandığı gün.

Vatan için binlerce Mehmetçik kendini vatan için kurban etmiştir. İşte Milli Bayramları özel kılan canını hiç çekinmeden kurban eden, feda eden şehidin kanıdır. Milli Bayramlara sadece bir olayın yıl dönümü gibi bakmak yanlıştır. Milli Bayramların neleri sembolize ettiği unutulmamalıdır.

Çok kere duymuşsunuzdur, Gelibolu Cephesi'nde vuruşan Kınalı Ali'nin hikayesini.

Üsteğmen Faruk cepheye gelen acemi askerleri denetliyor, bir taraftan da tanımaya çalışıyordu. Sıra, tepesindeki saçları kızıl-sarı boyalı kara yağız delikanlıya gelince sordu:

- Peki asker bu kafandaki ne?

- Anam askere gönderirken kına yaktı kumandanım.

- Peki Kınalı Ali! Öyle olsun...

O günden sonra Zileli genç erin adı "Kınalı Ali" kaldı tabii ki... Komutanları, arkadaşları ona sürekli takıldılar...

Birgün, Ali'nin köydeki anasına bir mektup gönderdi.

"Ellerinizden öper, cevabınızı beklerim" diye bitirdiği mektubunun altına bir de not ekletti:

"Küçük kardeşim Mehmet yakında asker ocağına gidecek. Anam sakın ola ki onun da başına kına vurmasın. Benimle birliğimde kumandanlarım da, arkadaşlarım da çok alay etmişlerdir..."

Bir iki gün sonra, İngiliz donanması kati netice almak ümidiyle Gelibolu'ya yüklendi. Ateş hattındaki Mehmetçik aslanlar gibi savaştı. Kınalı Ali'nin birliğinden hemen sağ kalan olmadı. Aslanlar gibi çarpıştılar, vatan için can verdiler. Ali de şehitler arasındaydı.

İşte tam bu günlerde, Tokat Zile'den Kınalı Ali'ye cevap mektubu geldi. Kumandanları, Kınalı Ali'nin mezarının başında, mektubu açtılar, ağlayarak okudular. Mektupta;

Herkesin selamını sabahını söyledikten sonra, "Bak sana ananın da bir diyeceği vardır" diye sözü annesine veriyordu Ali'nin babası. Anacığının şu sözleriyle bitiyordu mektup:

"Güzel oğlum, gözümün bebeği oğlum. Başındaki kınaya kumandanlarım ve arkadaşlarım güldü dersin, kardeşim Mehmet'i askere gönderirken sakın ola ki başına kına yakmayasın, dersin. Mehmet'i de saçına kına sürüp askere yolcu ettim, senin gibi. Şimdi kumandanlarına de ki, seninle ve Mehmet'imle alay etmesinler. Bizde analar üç şeye kına yakarlar:

·         Birincisi gelin giden kızar yakarlar ki, ailesine, çocuklarına kurban olsun diye;

·         İkincisi kurbanlık koça yakarlar ki, Allah'ına kurban olsun diye;

·         Bir de askere giden yiğitlerine kına yakarlar ki, vatana millete kurban olsun diye.

Kal sağlıcakla yiğit oğlum, Allah'a emanet ol!"

İşte 30 Ağustos Zafer Bayramını bu ruh kazanmıştır. 30 Ağustos direnişin umudun ve zaferin simgesidir. Bize Atalarımızdan miras kalan bu ruhu, kazanımları yok sayar isek; yok oluruz. Ruhunu kaybedenler az paha ile dinini, vatanını satarlar.

Kurban Bayramında ölmeden nefsini Allah rızası için kurban etmeyi hedefleyen Müslüman, cephede ise Allah rızası için canını feda edendir. Milli ve Dini Bayramlar birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar, birbirlerinden farksızdırlar.

Savaşta “Allah, Allah!” nidaları ile canını feda eden Mehmetçiğin duygularını “Milli”, “Dini” diye ayırmak mümkün müdür?

Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadesi ile “Milli Bayramları kutlamayanlar, dini bayramları kutlayamazlar.” 

Bu yazı 3052 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar