Reklam
  • Reklam
ATATÜRK’Ü ANLAMAK
Reklam
Mehmet Alioğlu

Mehmet Alioğlu

ATATÜRK’Ü ANLAMAK

00 0000 - 00:00 - Güncelleme: 09 Mayıs 2013 - 17:42

            10 Kasım Atatürk’ün ölümünün 67. yıl dönümü. Aynı zamanda bu hafta “Atatürk’ü Anma ve Atatürk Haftası” Her yıl devletin ve sivil toplum örgütlerinin çeşitli etkinliklerle yâd edilen Atatürk, birçok yönleri ile anlatılır. Bir milletin ecdadına ve tarihine sahip çıkıp ondan dersler alması kadar isabetli bir faaliyet olamaz. Çünkü geçmişini bilmeyen milletler geleceklerine yön veremezler.

            Toplumda Atatürk’e sahip çıkanlar olduğu kadar, maalesef O’na karşı çıkanlarda olmuştur. Bunun temelinde, Atatürk’ü anlamak ve anlatmaktaki yanlışlık yatmaktadır. Atatürk’e sahip çıkanlar, Atatürk’ü kendi ideolojileri istikametinde, milletin değer yargılarına ters bir yorumla Atatürk’ü anlatmışlardır. Karşı çıkanlar ise, Atatürk’ü milletin manevi değerlerine düşmanmış gibi lanse ederek anlatmışlardır. Bundan dolayı toplumda belli kesimlerde Atatürk’e karşı antipati oluşmuştur. Hatta dindar olmak Atatürk’e karşı olmayı gerektirir, mantığı işlenmiştir.

Peki, Atatürk’ü kimler sever kimler sevmez? İçinde vatan sevgisi, bağımsızlık ruhu, milletin bekası, hür yaşama sevdası, canı, malı, namusu mukaddes sayan anlayış Atatürk’ü sever.

Şimdi de sevmeyenleri irdeleyelim: 20. yüzyılın başlarında Osmanlı parçalanmış, memleketin her tarafı batılı yamyamlar, medeni dediğimiz tek dişi kalmış canavarlar tarafından bir fiil işgal edilmiş, bu yüce millet bağımsızlığını kaybetmiştir. Beş bin yıllık geçmişi olan ve tarihin her döneminde hür ve bağımsız yaşamış bu milleti esir ettik dedikleri bir sırada, milletin bağımsızlık ruhunun temsilcisi olan, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Kuva-i Milliye ruhuyla istiklal mücadelesini başlatmıştır. (Kuva-i Milliye ruhunun ve mücadelesinin Atatürk’te oluşmasında Kilis’imizin rolü çok etkili olmuştur. 1915 yılında Halep üzerinden Kilis’e gelen Atatürk’ü yolda çeteler çevirir ve kimlik sorar. O dönemde İngilizlerin Kilis’i işgale geleceğini öğrenen Kilisliler çeteler kurarak İngilizlere karşı mukavemet birliği oluştururlar.

Atatürk bu uyanıklık karşısında hayrete düşer ve sözleri söyler: “İlk defa ayak bastığım bu Türk şehrindeki uyanıklığa cidden hayran kaldım. Ve bir daha iman ettim ki bu millet asla ölmeyecektir. Var olun Aziz Kilisliler!” Bu ruhla Kilis’te başlayan milli kurtuluş mücadelesi bütün yurdu sarıyor ve Atatürk 1919 yılında Samsun’a milleti örgütlemek için ayak basıyor.

Ve milli mücadele başlıyor. Millet akın akın Kuva-i Milliye saflarında yerlerini alırken, o dönemde İngilizler tarafından İstanbul’da kurulan bir cemiyette bastırılan ve altından şimdiki diyalogcuların başının da imzası bulunan “Kuva-i Milliyeye Katılmayın”  bildirileri Anadolu’nun her tarafına dağıtılıyor.

İşte Anadolu üzerinde hesabı olan batılı yamyamlar ve onun yerli uzantıları Atatürk’ü ve Kuva-i Milliye ruhunu hazmedemeyip, zaman zaman din adına Atatürk düşmanlığını körüklediler. Hâlbuki Atatürk “bağımsızlık benim karakterimdir” diyerek, bu milletin esir yaşayamayacağını haykırmıştır.

Bağımsızlık nedir? Bağımsızlık can emniyetidir, mal emniyetidir, namus emniyetidir, din ve vicdan emniyetidir, vatan emniyetidir, izzettir, şereftir, haysiyettir. Vatanı olmayan insanın dini hayatı nasıl olur?

Bundan dolayı Atatürk bu millete çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. O’nu eleştirenlere hatırlatmak isterim. Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur-‘an tefsirini yazdıran Atatürk’tür. Heybeliada Ruhban Okulu’nu kapatan Atatürk’tür. Ölümüne kadar Ayasofya Camisinin ibadete açık kalmasında etken yine Atatürk’tür. Mübadele yoluyla Türkiye’yi Ermeni ve Rumlardan temizleyen Atatürk’tür. 1928 yılında Bursa Robert Koleji’nde üç Türk kızı Hıristiyan oldu diye, Bakanlar Kurulu Kararı ile okulu kapatan yine Atatürk’tür.

Şimdi ise kendini topluma dindar diye tanıtanlara bakalım. AB uyum yasaları ile 38 bin kilise evi açtılar. 40 binin üzerinde Müslüman genç Hıristiyan oldu. Bana kalırsa, 24 saatte Heybeliada Ruhban Okulu’nu açarım diyen Milli Eğitim Bakanı, dinler arası diyalogla Kur’an’ı yeniden yorumlamak gerekir mantığı ve bu dinler arası diyalog hükümetimizin resmi misyonudur diyen bir iktidar.

Oysa dinler arası diyalog merkezi Vatikan’da bulunan Papalık Konseyi misyonunun organize ettiği, misyonerlik hareketidir. Memleketin her tarafını parselleyerek yabancıların mülk edinme yasasını çıkartan, şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarını Rumlara, Ermenilere, Almanlara, Fransızlara, İngilizlere ve tüm Hıristiyan ülkelerine satışa çıkartan anlayışta olan “dindar” kabineden oluşan bir hükümet.

 Sözü fazla uzatmayalım. Daha neler var neler! Söz söylersek yazı uzar. Şimdi varın Atatürk’le şimdikilerin arasındaki mukayeseyi siz yapın!

 

Mehmet İnekçioğlu       

Bu yazı 207 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar