Ağustos Zaferlerle Dolu (Murat Çabas)
Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Ağustos Zaferlerle Dolu (Murat Çabas)

27 Ağustos 2019 - 09:32

Ağustos ayı dönüm noktası diyebileceğimiz çok önemli tarihi olayların ve de zaferlerin yaşandığı çok önemli bir ay…

 

5 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi, 23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz'un başlangıcı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve daha niceleri…

Bütün bu önemli olay ve zaferlerle ilgili geniş bilgileri Prof. Dr. Haydar Baş'ın Hoş Geldin Atatürk eserinde detaylıca, kaynaklarıyla beraber bulabilirsiniz.

Biz kısaca aktarmaya çalışalım.

5 Ağustos'ta gerçekleştirilen Erzurum Kongresi, Milli Mücadele'de kilit öneme sahiptir.

Her ne kadar doğu illerindeki Müdafayi Hukuk Cemiyetlerini kapsasa da tüm illerin temsil edildiği Sivas Kongresi'ne açılan kapı olmuştur.

Burada alınan kararlar Milli Mücadele'nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve de kurulacak olan genç Cumhuriyetin temellerini oluşturmuştur.

Kongre'de, özetle şu kararlar alınmıştır:

"Vatan bir bütündür, parçalanamaz.

Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet topyekün direniş ve savunmaya geçecektir.

İstanbul Hükûmeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükûmet kurulacaktır. Bu hükûmet milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamış ise, bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.

Kuva-yi Milliye'yi etkili, milli iradeyi hâkim kılmak esastır.

Azınlıklara siyasi hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların canları, malları ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.

Manda ve himaye kabul olunamaz.

Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik, sanayi ve ekonomik yardım kabul edilebilir."

Gördüğünüz gibi, Erzurum Kongresi, milli iradenin üstünlüğünü, tam bağımsızlığı, vatanın bölünmez bütünlüğünü, millet tanımını, dış politika anlayışını taa o günlerde ortaya koymaktadır. Şüphesiz bütün bunlar, o dönemin şartlarında azınlıklara ve yabancılara büyük haklar veren padişahlık sistemine alışmış bir millet için kabullenilmesi çok zor olan hususlardı.

Zaten Erzurum Kongresi'ni zafere dönüştüren de bu noktadır. Mustafa Kemal Atatürk, "bağımsızlık benim karakterimdir" duruşunu, başta en yakınları olmak üzere tüm Türk milletine ikna ederek kazandırmıştır.

Erzurum Kongresi bunun ilk adımlarındandır.

 

23 Ağustos'ta gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi, Atatürk'ün TBMM'den yetki alarak "başkumandan" sıfatıyla başardığı büyük bir zaferdir.

Yunan mevzilerine çok yakın bir mesafede, cephenin en önünde savaşı yönettiği için bu zafere "Başkumandanlık Meydan Muharebesi" denilmiştir. Bu savaşta, Yunan kuvvetleri tüm güçleriyle Türk ordusuna saldırdılar.

Çok zorlu bir savaş gerçekleşti. Bazı yerlerde Türk savunma hatları yarıldı. Bunu gören Mustafa Kemal yine askeri dehasını konuşturdu ve o tarihi emrini verdi:

"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla sulanmadıkça, terk olunmaz."

Bu emri alan her birlik, her asker, vatan toprağını sonuna kadar savunmaya başladı. Düşman büyük kayıplara uğratılarak saldırı gücünden yoksun bırakıldı.

Sakarya Meydan Muharebesi düşmanın belini kırmıştır, bu manada Büyük Taarruz'a zemin hazırlamıştır.

Atatürk'ün meydan muharebesi tanımı oldukça önemlidir; bu tanımda Atatürk'ün Müslüman Türk medeniyeti tanımı vardır; aynı zamanda Haçlı Batı'ya bakışını da bu tanımla anlayabilirsiniz: "Meydan muharebesi, yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi, milletlerin bütün mevcudiyetleri ile, ilim ve fen sahalarındaki seviyeleri ile, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısaca bütün maddi ve manevi kudret ve faziletleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır. Netice, yalnız cismani kuvvetin değil, bütün kuvvetlerin, bilhassa ahlaki ve kültürel kuvvetin üstünlüğünü ispat derecesine vardırır." (Hoş Geldin Atatürk, Prof. Dr. Haydar Baş, s.519) 

26 Ağustos hem Malazgirt Zaferi, hem de Büyük Taarruz'un başlangıcı olması hasebiyle çok önemli bir gündür. Prof. Dr. Baş, Hoş Geldin Atatürk eserinde, "Bu iki zaferde de Ehl-i Beyt'in nefesi vardır" demektedir.

200 bin kişilik Bizans ordusuna karşı, 50 bin kişilik Türk ordusunun büyük bir zafer elde etmesinde, Diyojen'in ordusunun sağ kanadını oluşturan Tamiş isimli komutanın askerleriyle birlikte Alparslan'ın ordusuna geçmesinin etkisi büyük olmuştur.

Yine Mervani Kürt Devleti, 10 bin askerle Türk ordusuna katılmıştır. Prof. Dr. Baş kitabında, zaferi getiren bu iki gelişmenin de Hacı Bektaş-ı Veli ve Horasan erenlerinin etkisiyle gerçekleştiğini belirtmektedir.

Atatürk'ün ise mücadeleye başlamadan önce Hacı Bektaş'a gittiğini ve şu duayla mücadeleye adım attığını aktarmaktadır: "Evladını önüme aldım savaşa çıkıyorum, beni mahcup etme."

Kocatepe'deki topçu ateşimiz başladığında Mustafa Kemal gözyaşları içinde şu duayı yapıyor:

"Ya Rabbi, Sen Türk ordusunu muzaffer et. Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme." (Hoş Geldin Atatürk, Prof. Dr. Baş, s.517)

İşte 26 Ağustos'ta bu gönülle çıkılan yol, 30 Ağustos'ta Büyük Zafer'le; 9 Eylül'de ise görünüşte Yunan'ın, gerçekte tüm işgalcilerin denize dökülmesiyle son buldu.

Allah, başta Mustafa Kemal olmak üzere tüm şehitlerimize ve gazilerimize rahmet eylesin. Onların şefaatlerinden bizleri mahrum eylemesin.

Bu gerçeklerle bizleri buluşturan Prof. Dr. Haydar Baş'ın kıymetini bilmeyi de cümlemize nasip eylesin.

Murat Çabas

Yeni Mesaj Gazetesi

Bu yazı 244 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar