Bu Kadar İnsan Aptal Olamaz (Asude Havuzlu)
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Bu Kadar İnsan Aptal Olamaz (Asude Havuzlu)

17 Mart 2018 - 10:20

Malum bir Çiftlik Bank olayıdır ki gündeme bomba gibi düştü. Ardından da bir sürü tartışmaya sebep oldu. 80 bin insanı, 500 milyon liranın üzerinde dolandıran ve Uruguay’a kaçan 27 yaşındaki Mehmet Aydın’ın İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu ve asıl mesleğinin overlokçuluk olduğu yansıdı haberlere.

 

Bu olay üzerine söylenecek çok şey var. Aslında başlı başına bir sosyolojik araştırma konusu olabilir. Ama şurası kesin; zeki bir adammış ve toplumumuzu iyi gözlemlemiş ki böyle bir olaya imza attı. Dediğim gibi farklı açılardan ele alınıp yorumlanacak çok şey var bu olayda ama belli bir açıya odaklanmayı tercih ederek şu konuşmayla başlayalım. Mağdurlardan bir bayana muhabir soruyor: "Nasıl oldu da Çiftlik Bank’a inandınız?" "80 bin üyesi vardı. ‘Bu kadar insan aptal olamaz’ dedik." Her ne kadar birçoğumuz için eğlenip, dalga geçme aracı haline gelmiş olsa da bu cümle, aslında üzerinde çok ciddi düşünülmesi ve dersler çıkarılması gereken bir noktadır bu olayda.

 ‘Bandwagon Effect’ tabiri ilk kez 1848’de Amerikan politika literatürüne girdi. Dan Rice adında bir palyaço, o zamanlar bando arabasıyla politik turlara katılmıştı. ‘Bandoya katıl!’ sloganıyla popüler olmuş, insanların dikkatini çekmişti. Sonrasında bu popülerliğini kullanıp seçimlere girmiş ve büyük başarı kazanmıştı. Psikologlar sıradan bir palyaçonun bu başarısı üzerine araştırmalar yapmışlar ve bu olayda esas olan şeyin bireyler tarafından söz konusu olay, inanç ya da amacın gerçekleşecek olma olasılığının kabulünün, çok büyük kitlelerin ona inanmış olmasına bağlı olduğuydu.

Bandwagon Effect,-dilimize geçen tabirle Sürü Psikolojisi- üzerine yapılan araştırmalar şunu göstermiştir ki; bir gruptaki insanlar gruptaki diğer üyelerle arasındaki ahengi koruyacak davranışlara yönelir. Ahengi korumak adına doğru bir karardan saparak, ya da mantığına ters gelen bir olguyu kabul ederek, kendisiyle ters düşen kararları onaylayabilir. Bu yüzden grubun diğer üyeleriyle ayrılığa düşmemek için onların kabul ettiği bir şeyi hiç kritik etmeden kabul eder. Akran ya da grup baskısı üyelerin karar mekanizmasında etkilidir. Sürü psikolojisinin temel sebebi budur. Yine araştırmalar gösteriyor ki eğitim seviyesi yüksek, kitap okuma, sinema, tiyatro gibi sosyal aktiviteleri olan grupların sürü psikolojisine kapılma oranları daha düşük. 

Literatüre 1848 yılında girmiş olsa da dünya tarihi boyunca bunun örneklerini çok görmüş insanoğlu. Hz. Nuh’un peygamberliğine inandıkları halde gemisine binmeyenler çoğunluktaydı, çünkü fırtına kopması ihtimali görünürde yoktu. Hatta kendi öz oğlu bile ona inanmamış, çoğunluğa uyup dışarıda kalmayı tercih etmişti. Kerbela’da Hz. Hüseyin’e karşı savaşan müslümanlar onun peygamber torunu olduğunu, doğru ve temiz bir insan olduğunu biliyorlardı. Hatta Cuma namazında, onun bulunduğu ortamda başka imam olmaya layık kimse olamayacağını söyleyip onun arkasında saf tutmuşlardı. Ama hemen ardından onun yanındakilerin bir avuç insan, ama Yezid’in ordusunun binlerce kişi olmasından dolayı çoğunluğa uyup Yezid’in yanında yer almışlardı. Burada güçlü olanın galip geleceği kabulü çoğunluk tarafından onaylandığı için mantığınız bazı sebeplerle bunu kabul etmese ya da gönlünüz istemese de risk almayıp çoğunluktan yana olmak kolay ve güvenli geldiği için tercih sebebidir belki de.

Kuvayi Milliye hareketine insanımızın öyle hemen akın akın katılmayışı da bundandır. İşgal altında olan topraklarda, yeni savaştan çıkmış bir milletin böyle bir mücadeleye kalkışmasının imkansız görünmesi çoğunluğun manda ve himayeyi savunması sonucunu getirmiştir. Aynı eğilimi günümüzde de görüyoruz. Takım tutmaktan tutun da herhangi bir siyasi görüşe varıncaya kadar her alanda bunu görebiliriz. Örneğin üç büyüklerin taraftar sayısının taşrada bile taşra takımlarından fazla olması aslında bir sürü psikolojisi örneğidir. Orda çoğunluktan yana olmak vardır, başarılı olma ihtimali yüksek olandan yana olmak vardır, toplumda kabul görme, yalnız kalmama isteği vardır. Maçlardan konuşulduğunda Galatasaraylıların ya da Fenerlilerin hemen birlik olup takımlarını beraberce savunmaya geçmeleri buna bir örnektir. UEFA kupasını kazandığı dönemde gençlerin çoğunun Galatasaraylı olmaya başlamaları buna bir örnektir.  Tabii ki işin siyaset kısmında yan etkenler de söz konusu. Sürü psikolojisini oluşturmak için algı yönetimlerinden, maddi manevi menfaat ilişkilerinden, toplumun cahil bırakılması gibi unsurlardan da yardım alındığını yadsıyamayız ama insanların bu sürü psikolojisine kolay kapıldıkları da bir gerçek. Özellikle seçim zamanları bunu daha da net görüyoruz.

 

Seçim anketleri ile galip baştan ilan ediliyor, kazanma ihtimali en yüksek olan partiye; bir kısım nasıl olsa kazanacak diye, bir kısım sonrasında işim düşer diye, bir kısım da başkalarına verirsem oyum boşa gidecek diye-ki bu da bir toplum baskısı örneğidir- oy veriyor ve anketlerde yönlendirilen partinin oylarının daha da arttığını görebiliyoruz.  Mesele şu ki sizin sürü psikolojisine kapılıp hangi takımı tuttuğunuz, ya da alışverişte hangi markaları tercih ettiğiniz, ya da kime para kaptırdığınız sizi bağlar. Direkt toplumsal bir sonucu yoktur. Ancak mesele bütün ülkeyi ilgilendirecek bir meseleyse orada bir durup düşünmeniz gerekir. Örneğin Fethullah Gülen cemaati ile ilgili bizler yıllar evvelinden uyarılar yaparken herkes onları över, onları korurdu. Hatta ‘Adamlar binlerce öğrenci yetiştiriyor, hizmet ediyor, siz onları çekemiyorsunuz’ derlerdi. Hiç de muhafazakar görüşte olmayan, sol görüşlü, hatta ateist birçok insanın çocuklarını, sırf üniversiteyi herkese kazandırıyorlar diye onların okullarına verdiklerine şahit olduk.

Gelinen noktada sürü psikolojisiyle onlara kapılanlar şimdi onlar yüzünden mağdur oldular. Onlara hizmet ederken vatana ihanete ortak olduklarının birçoğu farkında bile değillerdi. Daha da kötüsü bu kadar insanın onların peşinden gitmesi, maddi manevi destek olması sonucu ülkemizin karşı karşıya kaldığı darbe teşebbüsü ve akabinde yaşananlardır. Biz ise onların yaptıklarını gözlemlemiş, yanlışlarını görmüş, eleştirmiş ve insanımızı uyarmaya çalışmıştık ama sözümüzü dinletememiştik. İşte oyumuzu kullanırken de aslında tüm toplumu, ülkeyi, milleti etkileyen bir karar veriyoruz. Sürü gibi değil, insanlığımıza yakışır şekilde düşünerek, tartarak, muhtemel oy oranını dikkate almadan, sadece kim ülkeme daha iyi hizmet eder, kim bana huzuru ve refahı sağlar, kimin projesi, çözümü var, kim bana ekonomik, kültürel, sosyal açıdan yüksek standartlarda bir yaşam sunabilir diye ölçerek, tartarak hareket etmek gerekli. Herkes buna oy veriyor, bu kadar insan yanlış yapıyor olamaz, bu kadar insan aptal olamaz mantığının yanlış bir mantık olduğu Çiftlik Bank olayı ile zaten bir kez daha ispatlandı. Tekrar tekrar aynı ispatı yapmaya gerek yok sanırım...

Asude Havuzlu

Bu yazı 2185 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar