Reklam
  • Reklam
Küreselleşen Dünya ve Misyonerlik-I (Enis Karani Arda)
Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Küreselleşen Dünya ve Misyonerlik-I (Enis Karani Arda)

14 Şubat 2014 - 13:37 - Güncelleme: 30 Ocak 2016 - 09:41

Amerikan misyoner teşkilatı Board* 1 Aralık 1883 yılında Osmanlı topraklarına gönderilen iki misyoner Fısk ve Posin’a bir mektup vererek şu talimatlarda bulunuyor: “Bir işgal savaşına girişmiş askerler olduğunuzu unutmayın. Her ne kadar mücadele manevi alanda; kafanın kafayla, kalbin kalp/e mücadelesi ise de ve sizin silahınız Tanrı ‘nın inayetiyle güçlendirilmiş silah ise de (mücadeleniz) Napolyon ‘un askeri girişimlerindeki kadar araştırma, bilgi ve düşünceye ihtiyaç gösterir. Bu mukaddes ve vadedilmiş topraklar (Anadolu) silahsız Haçlı seferleriyle geri alınacaktır.” 120 yıl önce söylenmiş bu sözlerin üzerinden 35 yıl geçtikten sonra Anadolu işgal edilmiştir.

Özellikle metropol kentlerimizde her gün onlarca gencimiz misyonerlerin ağına düşerek dinlerini değiştirmektedirler. Bununla beraber küreselleşme gibi kavramlarla milli kimliğimizin ve kültürümüzün yozlaştırılarak oluşan boşluğun Hıristiyan kültürü ve kimliğiyle doldurulmaya çalışılması ülke güvenliği ve Milli bütünlük açısından büyük bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır.

Özel görev anlamına gelen Misyoner kelimesi latince “Mission” kelimesinden gelmektedir. Onun da aslı Mittire fiilidir. Mittire ise göndermek anlamına gelmektedir. Hıristiyan dini atmosferi içinde, mission kelimesi birçok anlamda kullanılmıştır. Teolojik planda mission, kutsal şahsiyetlerin birbiriyle olan ilişkilerini belirtmektedir. Bundan dolayı Hıristiyanlıkta, Baba tarafından gönderilen Oğul’un misyonundan ve pentekot günü havarilere gönderilen Kutsal-Ruh’un misyonundan bahsedilmiştir.(1)Kilise hukukunda mission “bir görevi ifa etmek amacıyla gönderilen delegasyon gücünü ifade etmektedir.(2)

“ Sözlük anlamı itibariyle “özel bir görev yerine getirmek üzere görevlendirilmiş insan, özel görevli manasına gelmektedir.”(3)

Terim manası olarak misyoner “mensubu bulunduğu dini yaymak üzere görevlendirilmiş, bu amaçla dininin propagandasını yapan başka dinden veya dinsiz olan insanları kendi dinine çevirmeye çalışan, bu işi kendisine özel görev olarak kabul eden kimse” demektir.(4)

Bilinen en yaygın anlamı ile mission “Incil ‘ı Hıristiyan olmamış halk/ara yaymaktır. Yayılma amaçlı faaliyet gösteren dinlerin kendi inanışlarını tanıtmak üzere görev yapan bütün elemanlarına bu anlamda misyoner demek mümkündür. Ancak son zamanlarda kendi inançlarını yayma faaliyetlerini örgütlü bir şekilde sadece Hıristiyanlar yürüttüğü için Misyoner kelimesi daha ziyade Hıristiyan propagandistler için kullanılmaya başlanmıştır.(6)

Misyonerlerin asli görevi Hıristiyanlığı yaymaktır. Misyoner hangi rol ile görünürse görünsün, kendisini kiliseye adayan kimsedir. Bu itibarla o, İncil’in bir neferidir ve hedefine ulaşabilmek için her şeyi yapmayı ve en zor şartlarda çalışmayı göze almaktadır. Misyonerler metot olarak; toplumu dejenere ederek yozlaştırma, ahlaki değerlerin zayıflatılması ve dini uygulamaların gevşetilmesi için çaba sarf ederler. Ayrıca tarihi ve kültürel değerleri tartışılır hale getirmeye çalışırlar.(7)

Hıristiyan misyonerliği aslında Pavlus ile başlamakla beraber (8)

günümüzdeki anlamı ile Hıristiyan dünyasında gizli ve açık bütün gayeleri tam olarak tesbit edilmiş gerçek Hıristiyan misyonerliği Haçlı seferlerinden sonra ortaya çıkmıştır. Çünkü Müslüman Türk milleti, ortaya çıkan Haçlı saldırılarına karşı koymuş, Anadolu ve kutsal toprakları işgal ve talandan korumuştur. Ancak Hıristiyan Avrupa’nın misyon ruhu tamamen ortadan kalkmamıştır. Silahlı mücadelede netice alamayacağını anlayan Hıristiyanlar, Müslümanları içerden durdurmanın yollarını aramış ve bu amaçla istişare için kongreler düzenlemişlerdir. Bu kongrelerde, İslam tehlikesini(!) İslamafobilerini(!) yok edebilmek için Müslümanlar arasında Hıristiyanlaştırma faaliyetlerinin başlatılmasına ve bu görevi icra edecek profesyonel misyonerler yetiştirmek üzere teşkilatların kurulmasına karar verilmiştir.(9)

M.S. XIII. yüzyıldan itibaren oluşturdukları misyoner teşkilatları vasıtasıyla İslam coğrafyasında yaptığı faaliyetler neticesinde kültürel ve ekonomik sömürü emellerine ulaşmışlar ve bu başarılan XX. yüzyıla kadar devam etmiştir.

II. Vatikan konsülünde misyonerlik için “Ad Gentes” yasasında şu kararlar alınmıştır: “Kimse günahtan kendi başına kurtulamaz. Ne de kimse zaafından, yalnızlığından kurtulamaz. Herkesin İsa ‘ya ihtiyacı vardır. İsa modeldir. Kurtarıcıdır. Hayat verendir.” (11)


Kilise tarihi boyunca Hıristiyan dini müesseseleri, klerje sınıfi ve Hıristiyan devletlerin birçoğu hep bu kutsal mission faaliyetlerine kendilerini adamışlar; İncil’in bu sözünü yerine getirebilmek için her türlü yola başvurmuşlardır. Hıristiyan kilise medeniyetinin her türlü düşünceyi, baskı ve terör altında tuttuğunu Ortaçağ skolastiği döneminde Hıristiyan mission’u Haçlı seferleri adı altında en barbar şekilde kendini göstermiştir. Sadece, Müslüman dünyasında, Hıristiyan mission’u için şehid olabilme vecdi ve heyecanı o dönem Avrupasında estirilen en korkunç rüzgârdı. (12)

Avrupa da Hıristiyanlık, misyonerlik faaliyetleri ile masum görüntülerle dünyanın her ülkesine pazarlanırken; başlangıç olarak gayet samimi bir hava yaratılmaya çalışılır. Ancak başlangıçta ki bu samimi hava neticede aynı şekilde tezahür etmemiştir. Gidilen yerlerde iktisadi çıkarlar ön planda tutulmuş ve katliamlar yapmaktan geri durulmamıştır. Hıristiyanlığı hakim kılmak için gidilen yerlerde; Aztek, Inka, Maya gibi medeniyetlerde katliamlar yapılmaya başlanmış, netice itibariyle Kızılderililerin ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. Afrikada da durum bundan farklı olmamıştır. Gayet masum görüntülerle Afrikaya uzanan misyonerler, bu bölgedeki yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını elde etmek için gayret göstermişlerdir. Jomo Kenyatta şöyle diyor: “Hıristıyanlık Afrika ‘ya geldiğinde Afrikalıların toprakları, Hıristiyanların ise İncilleri vardı. Hıristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua ve ibadet etmemiz gerektiğini öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, bizde onların İncillerini almıştık.” (13)

Tarih boyunca Hıristiyan alemi dünyayı kendi tasarrufuna almak için dini bir basamak olarak kullanmıştır. Haçlı seferleri ve coğrafi keşif olarak adlandırılan sömürgecilik faaliyetleri bu hakikate yönelik hadiselerdir. Misyonerlik faaliyetlerinin esas alınarak yapılan çalışmalarda nihai hedefin iktisadi çıkarlar olduğunu görmekteyiz. Amerika'ya bu maksatla ayak basılmıştır. Asya’ya, Afrika’ya hep bu maksatla gidilmiştir. Haçlı seferleri 200 yıl boyunca bu maksatla sürdürülmüştür. Ortadoğu da aynı amaçlarla faaliyet gösteren misyonerlerin asıl gayesi; Osmanlı’nın bu bölgede ki hakimiyetini yok etmek, toprağım ve halkını parçalayarak kendi emellerine ve siyasi, iktisadi gayelerine alet etmektir. Ve neticede de durum böyle olmuştur.
(Devam edeceğiz inşallah...)

Enis Karani / 27 Ocak 2014

Kaynaklar:

1Erciyes Üniversitesi ilahiyat Fakültesi
‘Dictionnaire des Religions, (Presses Üniversitaire) Mission maddesi, s. 1115, Paris, 1984.
2 Dictionnaire des Religions, Mission maddesi, s. 1115.
Grand Larousse Ecyclopedique, p. 398, Paris, 1968.
4Kıirt, Cazibe, Misyon Türk Ansildopedisi, XXIV, 249, Ankara, 1976.
Dictionnalre des Religions, Mission maddesi, s. 1115.
6Kuzgun, Şaban, Misyonerlik ve Ihristiyan Misyonerliğinin Doğuşu, Erciyes Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi
Dergisi, s. 59-82, Kayseri, 1984.
7Erdem, Musta1ı, “Misyonerlik ve Kırgızistan da Misyoner Faaliyetler”, Dini Araştırmalar, 113, Ankara,
1995, s. 5.
8Erdem, 11-14.
9Erdem, 10.
10Erdem,
11; Aydın, Ali Arslan, islam ve Hıristiyan Diyalogu ve Lslam’ın Zaferi, İstanbul, 1991, s. 81; Masdusi,
A. Abdullah, Yaşayan Dünya Dinleri,(çev., Mesud Sadak), İstanbul, 1981, s. 291, vd.
Lec Actes du Concile Vatican. İİ, s. 111-233.
12 BeS<I, Albert M., Hıristiyan il£hiyatı, çev., Mehmet Aydın, Konya, 1983, s. 41.
13 Mazrui, Ali, Afrikalılar, yer, tarih, s. 150.

Bu yazı 262 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar