Reklam
  • Reklam
Küreselleşen Dünya ve Misyonerlik-IV (Enis Karani Arda)
Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Küreselleşen Dünya ve Misyonerlik-IV (Enis Karani Arda)

17 Şubat 2014 - 09:35 - Güncelleme: 30 Ocak 2016 - 09:40

Esasen bu durum Cumhuriyet Türkiye’si için de geçerlidir. ABCFM’nin Ermeni meselesinin doğmasında olağanüstü bir rolü olmuştur. Unlü tarihçi Justin Mc Carthy’nin vurguladığı gibi “19 yy. ‘in sonlarından itibaren ABCFM ‘nin yurtdışındaki misyonerlik faaliyetleri artık bir nevi Ermeni davası haline gelmiştir.” (29)

Anadolu’daki Protestanlık propagandasına, 1870’ten itibaren “Board of Foregin Missions of the Presbyterian Church-BFMPC” de katılmıştır. 1913’ten sonra iki yeni misyoner örgüt daha devreye girmiştir. Bu örgütler, Tepebaşı’nda basın-yayın, spor ve eğitim alanlarında faaliyet gösteren Hıristiyan Genç Erkekler Cemiyeti (Young Men’s Chiristian Association-YMCA) ve aynı bünyede çalışan Hıristiyan Genç Kadınlar Cemiyeti (Young Women’s Chiristian AssociationYWCA)’dir. Bu misyon grupları yayınladıkları dergilerle, dil kurslarıyla ve spor aktiviteleriyle özellikle gençler üzerinde çalışma yapmışlardır. YMCA, Robert Koleji’nin himayesinde Türkiye’ye girmiştir. Genel sekreter Wishard’ın 1891-1892 öğretim yılında okulu ziyaretiyle birlikte YMCA’nın Robert Koleji kolu kurulmuş ve faaliyete şeçmiştir. Kolejde ki Protestanlık propagandası 1891 ‘den itibaren YMCA aracılığıyla yürütülmüştür. (30)

YMCA propaganda ve örgütlenme faaliyetlerinde sporu etkin bir araç olarak kullanmışlardır. YMCA’nın Istanbul, Beyoğlu ve Çarşıkapı’da bulunan şubelerinde yüzücülük, voleybol, basketbol, atletizm, ftıtbol, tenis gibi dallarda faaliyet gösterilmiştir. Basketbol ve voleybol gibi spor dallarını Türkiye’ye ilk getiren YMCA olmuştur. (31)

Bugün hemen hemen istila yolu ile sömürge faaliyetleri sona ermiş görünmektedir. Geçen yüzyıla göre misyonerlik faaliyetleri de yörünge değiştirmiş durumundadır. Geçen yarım asırlık dönemde birçok Avrupa sömürü düzenlen yıkılmış, yerine milli devletler meydana gelmiştir. Ancak, milli devletlerin yönetici kadroları, Batı kültürü modeli içinde yetiştikleri için yine Hıristiyan missionu’nun emellerine hizmet edecek durumdadırlar. Bunun için bugün belli ölçüde misyonerlik faaliyetleri kılık değiştirmiş durumdadır. Yani, Hıristiyan missionu’nun propagandistleri doğrudan doğruya Hıristiyanlığı yayma yerine, Batı uygarlığının körü körüne takipçilerinde, önce bir kültür tahribatı yapmayı tercih etmektedirler. Hıristiyan misyonerleri için en tehlikeli ortam, sağlam değerler sistemine dayalı toplumlardır. Burada Hıristiyan misyoneri iki tutum içine girmektedir. Ya mevcut inanç ve değerler sistemini hiç tenkit etmemekte ve hatta onları destekler görünmektedir. Böylece çevrede güven kazanmaktadır.(32)

Il. Vatikan konsilinde bu konuda şöyle denmiştir: “Bedenleşmiş oğlunda tam olarak milletine güvenen Tanrı, her devrin kültür tıplerine göre konuşmuştur.”(33)

Yani kilise İsa’nın mesajını tam olarak ifade edebilmek için, muhtelif kültürlerden faydalanmıştır. II.Vatikan konsilinde tartışılan bu kültür konusu, II. Jean Paul’un 2 Haziran 1980’de Paris’te bir Unesco Formunda; daha önce de 5 Kasım 1979’da Roma’da kardinaller önünde dediği “Kilisenin zamanımız kültürleri ile diyaloğu, hayati bir konudur. Bunun hedefi, kilisenin ve dünyanın kaderidir.” (34)

Kilisenin dünya ile diyaloga girme isteği temelde, onun misyoner oluşu ve Mesih’in tevdi ettiği misyonu hakkıyla yerine getirme arzusu ile ilgilidir. Il. Vatikan Konsili ile Kilise, varoluş sebebi olan bu misyonunu, Tanrının krallığı kuruluncaya kadar devam ettireceğini ifade etmiştir. Bunun işin Kilise, günümüz şartlarına uygun yeni misyon anlayışını 11. Vatikan Konsilinde ortaya koymuştur.(35)


Kilise bu amaçlarını kitabı Mukaddese dayandırmaktadır.(36)

Nitekim Matta İncilinde Mesih “Isa yanlarına geldi ve onlara söyleyip dedi: Gölde ve yeryüzünde bütün hakimiyet bana verildi. İmdi, siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları baba, oğul ve kutsal Ruhul kudüs ismiyle vaftiz eyleyin; size emrettiğim herşeyi tutmalarını onlara öğretin; ve işte ben,, bütün gün, dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim.”(37)

Şeklinde ifade etmektedir. Bu emir diğer İncillerden; Markos(38), Luka(39), Yuhanna(40)’ da farklı ifadelerle yer almaktadır. Misyonun alanı ile ilgili olarak Kitab-ı Mukaddeste şu ifadeler yer almaktadır. “Ancak Ruhulkudüs üzerinize gelince, kudret olacaksınız; Yeruşalim ‘de, Yahudiye ‘de, Samirıye ‘de ve dünyanın en uzak yerine kadar şahitlerim olacaksınız.”(41

)Bu metinlerden anlaşılan şu ki, Mesih’ in Babadan alıp icra ettiği ve Kiliseye verdiği görev; iyi haberleri insanlara ulaştırmak, öğretmek ve açıklamaktır.(42)

Bu misyon alanı içerisinde yapılması gerekli görülen işler; insanları kiliseye yöneltmek, kilise kurmak, Hıristiyan cemaat oluşturmak, okul açmak ve yardım çalışmalarında bulunmaktır.(43)

Kilise bu kutsal mesajlar doğrultusunda misyonunu icra etmeye devam etmektedir. Tanrı devletini kurma yolunda çabalarının bir parçası olarak diğer din mensupları ile yakınlaşma içerisine girdikleri aşikardır. Çünkü İncillerde ki ifadelerin aksine yeni bir din beyan edilmediği gibi, II. Vatikan Konsilinde, kilisenin misyonu içerinde; Tanrının kelamının hem Hıristiyan hem de Hıristiyan olmayanlara bildirilmesi zikredilmiş ve Tanrının kelamı bütün insanlara ulaştırılmalıdır hükmüne varılmıştır Papa’ nın zaman zaman verdiği beyanatlarda da bu gerçeği ifade etmektedir.(44)


20 Mayıs 1982’de Vatikan’da bir kültür konseyi kurulmuştur. (45)

Aynı şekilde II. Vatikan Konsilinde alınan bir karara göre, medeni toplum içinde din hürriyeti için her türlü zorlamanın kaldırılması önerilmiştir. Bu konuda şöyle denilmiştir: “Din hürriyeti insanın ahlaki ödevi İsa ‘nın kilisesi ve gerçek din karşısında geleneksel katolik doktirine, hiçbir peşin hüküm getirmez.” (46)

Çünkü insanın dini hürriyeti hakkıdır. Yani, din konusunda vicdanın aksini yapmaya, hiç kimse zorlanmamalıdır. II. Vatikan Konsilinde alınan bu karara rağmen, Vatikan’ın Afrikada’ki ve diğer ülkelerdeki Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine karşı bir tedbir almadığı görülmektedir.


Geleneksel değerler ve inanç sistemlerine sıkı sıkıya bağlı olan cemiyetlerde misyonerlerin tercih ettikleri yol, evvela Hıristiyanlaştırmak üzere hedef seçtikleri toplumların daha önce mevcut olan değer yargılarını, inançlarını, örf ve adetlerini yok etmek,(47)

toplumu dejenere ve yozlaştırma (inkültürasyon) yoludur. Yani ahlaki değerleri zayıflatma, dini duyguları gevşetme kısaca toplumu dayandığı temellerden koparmadır. Böylece misyoner, sarsılmış, boşlukta kalmış insanlara daha çabuk yaklaşabilmektedir. Bu dejenerasyonu sağlamak için de, müstehcen ilimlerden, mevcut dini kötülemeye, aile hayatını aşağılamaya kadar herşeye misyoner açık bir kapıdır.


Genç nesli İslam dininden uzaklaştırmak, manevi bunalım geçirdiği dönemlerde Hıristiyanlığı kurtarıcı olarak takdim etmek, Hıristiyanlığın özellikle ibadet yönünden kolay bir din olduğunu telkin etmek ve benzeri metotlarla her türlü tehlike ve mahrumiyete karşı görev yapan misyonerler başlıca faaliyet alanı olarak okul, kolej, yabancı dil kursları, hastahane, hapishane, yayınevleri, çocuk yurtları, Kızıl Haç, vb. kurumları seçer. Kızıl Haç teşkilatının yardım elini uzattığı her felaket bölgesinde mutlaka bir misyoner de vardır. Bunun için ilgili kuruluşlar Hıristiyan misyoner faaliyetleri konusunda yayınlar yapmalı, radyo, televizyon programlarıyla Hıristiyanlığın mahiyeti ve misyoner faaliyetlerinin iç yüzü anlatılmalıdır. Her derecedeki öğretim kurumlarında ders, seminer ve konferanslarla öğrenciler bu konuda aydınlatılmalı, din görevlileri her kademede halka bu konuda devamlı ikaz ve irşatta bulunmalıdır. Yazılı basın-yayın araçları olan kitap, dergi, gazete vb. mevkutelerle misyoner faaliyetleri dile getirilmelidir. Cep kitapları, broşürler, bültenler neşretmek suretiyle konunun önemi vatandaşlara izah edilmelidir. Bu tür faaaliyetler kültür mozaiğimizin daha fazla tahribe uğrayıp dağılmaması için önem arz etmektedir. (48)


Netice olarak dini-siyasi ve kültürel abluka altında olduğumuz bir gerçektir. Bu ablukanın doğuracağı en tehlikeli boyut ise dini bütünlüğümüzün zedelenmesi ve neticesinde buna girift olan milli hassasiyetimizin ortadan kalkmasıdır.
Enis Karani

Kaynaklar:
29 Justin Mc Carthy, “L Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu” Osnianlıdan Günümüze Enneni Sorunu, Ankara, 2000, s. 15.
30 Toprak, Zafer, “YMCA”, Dünden Bugüne Istanbul Ansiklopedisi, Istanbul, 1993-1994, Vii, 531.
31 Kocamanoğlu, Emine, “Osmanlı Döneminde Robert Kolejde Din Eğitimi” Yeni Türkiye, Osmanlı
Yem Türkiye Yayınlan, Ankara, 1999, V, 362 vd.
32 Aydın, Mehmet, a.g.e., s.12.
33 Aydın, Mehmet, Hıristiyan Genel Konsilleri ve 11. Vatikan Konsili, s. 88, Konya, 1991.
34 Paul Paupard, Eglise et Cultııres zalons paur ıme partorale de 1. Intelligence, Paris.tarih
35 Güngör Ali İsra, Vatikan Misyon ve Diyalog, Ankara, 1997, s. 122.
36 Oymak İskender, “Dinlerarası Diyaioga ilişkin Görüşler ve Düşünceler” F.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi,
Sayı: 5, Elazığ, 2000, s. ı73.
37 Matta, 28/18-20.
38 Markos. 16/15-16,
39 Luka, 24/47.
40 Yuhanna, 20/21.
41 Resullerin işleri, 1/8.
42 Oymak, İskender, s. 174.
43 Güngör, s, 124.
44 “ Güngör, s, 88-89.
45 Aydın, Mehmet, a.g.e., s. 88.
46 Le Condile Vatikan, İİ. s. 106-107.
47 ‘ Muhibbiddin el-Hatib, Islam Aleminde Misyoner Faaliyetleri, çev., Yusuf Uralgiray, Ankara, 1977, s.50.
48 Diyanet aylık dergi, “Misyoner Faaliyetleri” Kasım, 1995, Sayı: 59, s. 39.

 

Bu yazı 244 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar