Mevlâna ve hukuk devleti (Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu)
Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Mevlâna ve hukuk devleti (Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu)

12 Aralık 2019 - 10:01

Mevlâna'yı Anma Haftası'nı (7-17 Aralık) idrâk ediyoruz. Mevlâna, rahmet olarak nitelendirdiği hukukun toplum düzenini, barış ve güvenliğini, uluslararası hukukun da uluslararası güvenlik ve barışı sağlamadaki rolüne Mesnevî'de şöyle dikkat çeker:

"Hukuk rahmettir, mücadeleleri ortadan kaldırma aracıdır, kıyametteki adalet okyanusundan bir damladır. Damla ufak ve küçük hacimli olsa bile okyanusun suyunun saflığını belli eder."

Mesnevî'de yer verdiği bir hikâyede; Birisi bir ağaca tırmanmış, ağacın meyvelerini silkeliyor ve bahçenin sahibi gelince de ona Allah'ın ihsanını neden kıskanıyorsun, der. Bunun üzerine bahçe sahibi kendisini ağaçtan aşağı alıp, bir güzel  "Allah sopasıyla" döver, ta ki hırsız kanunları çiğnemenin Allah'ın emri olmadığını teslim edinceye kadar. 

Adalet kavramı Mevlâna'nın en sık gündeme getirdiği, özellikle başyapıtı Mesnevî'nin tümüne hâkim temel kavramlardandır.

Günümüzde hukukun adaletle birlikte iç içe olduğu ve uğraş verdiği kavram "hukuk devleti"dir. Aslında, bireylere ve bireyler arası ilişkilere uygulandığında "adalet" dediğimiz ilke, bireyle devlet ilişkisine ve bundan doğan sorunlara uygulandığında "hukuk devleti ilkesi" adını almaktadır. Mesnevî incelendiğinde, Mevlâna'nın adalet ve adaletsizlik kavramlarını kullanırken genelde devlet yöneticilerini muhatap aldığı ve onların iktidarını sınırlandırmayı amaçladığı görülür. Bu kavramların günümüzde hukuk devleti ile polis devletine denk geldiği, yorumu yapılabilir.

Hukuk devletinin olmadığı yerde, haksızlıklardan, hukuksuzluklardan etkilenen ya da engel olamayan bireyler, pasif bir tutumla bunun yıkıcı sonuçlarını yaşamak yerine, konumlarını, ülkelerini terk etmeyi yeğleyebilirler. Nitekim, Mevlâna Celaleddin Rumi'nin babası bilginlerin sultanı Bahauddin Veled, bir polis devletine dönüşen Harzemşah iktidarı nedeniyle, Horasan ve Belh'i terk ederek Alaeddin Keykubad'ın adalet ve refah ülkesi Anadolu'ya ayak basmıştır. Bu hareketinin bereketi Konya'daki yeşil kubbeden Anadolu'yu ve tüm dünyayı etkilemeye devam etmektedir.

Hukuk devletine sahip olduğu söylenen bir toplumda adalet gerçekleşmiyorsa, ancak şekli bir hukuk devletinin varlığından söz edilebilir. Bu hukuk devleti değil, olsa olsa kanun devletidir.

Hukuk devletinde amaç adalettir. Adalet ise, hakları ve ödevleri gerektiği gibi paylaştırmak, herkese hakkı olanı vermektir.

 

Mevlâna'nın Mesnevî'de yaptığı adalet tanımları da günümüzdeki bu evrensel tanıma uygun tariflerdir. Buna göre; "Adalet demek, her şeyi yerli yerine koymak demektir. Ayakkabı ayağındır. Şapka da başa aittir."

"Böylece, her isteyen muradına erişir. Her şey kendine takdir ve tahsis edilen yere varır."

"Adalet nedir? Bir şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletsizlik nedir? Bir şeyi layık olmadığı, kötü bir yere koymaktır."

Çünkü ona göre;

"Her şey yerinde güzel, ormanda fakat zincire vurulmuş bir aslan, kum üstünde çırpınan bir balık, mahmur bir halde ötemeyen bülbül, yaratılış özelliklerini kaybetmiştir."

Görüldüğü üzere, Mevlâna hiç eskimeyecek evrensel adalet tanımları yaparken, aynı zamanda adaletsizlik, haksızlık ve insan hakları ihlallerinin yıkıcı sonuçlarından da sakındırmakta ve şöyle demektedir: "Ey haksızlıkla başkası için kuyu kazan! Bil ki kendin için bir tuzak hazırlıyorsun."

İnsanlığa, insan sevgisine kendini adamış büyük fikir babası Mevlâna! Seni rahmet ve şükranla anıyoruz.

Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu

Yeni Mesaj Gazetesi

Bu yazı 605 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar