İmam Hüseyin'in kararlılığı
Uğur Kepekçi

Uğur Kepekçi

İmam Hüseyin'in kararlılığı

17 Ağustos 2021 - 00:02

İmam Hüseyin(aleyhisselam) daha çocukluk yıllarından itibaren sorumluluk bilincinde biriydi. Yanlışı bir şekilde düzeltmek onun işiydi. Yanlış abdest alan bir yaşlıyı nezaketle uyarma sahnesini bilmeyenimiz yoktur.

Yanlış abdest alan bir yaşlı adamı, kardeşi Hasan’la birlikte nezaketle uyarmak için ona: “Amca biz ikimiz abdest alsak da hangimizin daha doğru olduğunu sen bize söyler misin?” diyerek adamın önünde doğru şekilde abdest almışlar. Adam da onlara: “Çocuklar, aslında her ikiniz de doğru abdest alıyorsunuz, yanlış olan benmişim, sayenizde doğrusunu öğrendim” demişti.

Ehl-i Beyt’in her ferdinin görevi, canlı Kur’an olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatını tatbik ederek, canlı sünnet olmaktı. Bu sebeple gördükleri yanlışı, hayatları pahasına olsa da düzeltmek onların hayat görüşleriydi.

Kerbela öncesi ümmetin içinde bulunduğu dağınıklık ve sapıklıkla iç içe oluşuna da bir şekilde dur demek İmam Hüseyin’in göreviydi.

Bu sebeple Kûfe halkının; “yetiş ya Hüseyin, din elden gidiyor” çağrısına duyarsız kalamazdı. Hiç vakit kaybetmeden yola koyuldu. Daha yola çıkarken bile bilinen İmam tuzağa düşürülerek yok edileceğiydi. Dostları tarafında yapılan bütün uyarıları reddetti ve yolundan dönmedi. İmam Hüseyin çok kararlıydı ve Onu hiçbir şey kararında geri döndüremeyecekti.

Olayın bundan sonrasını Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın İmam Hüseyin eserinden aktaralım:

Hiçbir gelişen olay onu şehadete giden yoldan çeviremiyordu. İmam (aleyhisselam) yolda karşılaştığı insanlara ikaz vazifesini sürdürmeye devam ediyordu.

Salabiye konağında bir şahıs İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) "Kıyamet günü, herkesi ve topluluğu kendi imam ve önderi ile çağıracağız" mealindeki ayeti sordu. (İsra-71)

İmam Hüseyin (aleyhisselam) bu konuda şu cevabı verdi: "Evet, öyle imam ve önderler vardır ki, insanları doğru, saadet ve mutluluğa doğru çağırır; bir grup insanlar da ona olumlu cevap verip itaat ederler. Diğer bir önder de vardır ki, bedbahtlık ve sapıklığa doğru davet eder, diğer bir grup da ona olumlu yanıt verirler. Birinci grup cennete, ikinci grup ise cehenneme gider!  İşte bu Allah Teâla’nın buyurduğu (bir grup cennettedirler, diğer bir grup da cehennemde) ayetinin diğer bir manasıdır. " diye buyurdu.

İmam Hüseyin bilerek şahadete gitti.

Bazı Sünnî eserlerde İmam Hüseyin'in tüm bu gelişmeleri bildiği hâlde, bilerek ölüme gittiğinden bahsedilmektedir. Resûlullah (s.a.v.) tarafından buyrulan ve kendisinin de vâkıf olduğu hadislere göre, öldürüleceğini bildiği hâlde, hayatını korumaya çalışmak yerine, neden ölümü tercih ettiği tartışılmaktadır. Bilerek ölüme gitmesi eleştirilmektedir.

Buna cevap olarak deriz ki: “Evet, İmam Hüseyin (aleyhisselam) Ehl-i Beyt'in içinde öldürüleceği ceddi Resûlullah (s.a.v.) tarafından talimat verilmiş bir İmam'dır.  Kerbela olayında gaye, hakkı hâkim kılmaktır. Hz. Hüseyin (aleyhisselam) “i’lâ-yi kelimetullah” için ölümü göze almıştır. Gerekirse şehit olacaktır.  Bu her cihatta böyledir.  Kendisinin ölümünden haberdar olması, yaşayacağı kaderi bilerek ona boyun eğmesidir ki, bu tarifi imkânsız bir teslimiyettir.

Kaldı ki, 12 masum İmam'ın kendi ağzından, imamlığın bir vasfının öleceği zamanı bilmek olarak aktarılır. Yani hüccet sahibi gerçek olan imam, öleceği zamanı bilir. Bu imametinin bir gereğidir.

Câfer Sâdık (aleyhisselam) buyurdu ki: "Bir İmam başına nelerin geleceğini ve sonunun nereye varacağını bilmiyorsa o, Allah'ın kulları üzerinde hücceti değildir."

İmam Hüseyin (aleyhisselam)'ın şehitliği İslam tarihi için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü öleceğini bildiği hâlde vazgeçmediği bu kıyam, halifenin yanlışlarının meydana çıkması, ümmetin ayıkması ve Kur'an çizgisine geri dönüşün başlangıcıdır.

Bu yüzden Asr-ı Saadet'ten itibaren onun şehadeti ve nasıl katledileceği haber verilmiş, bu zamana dikkatler çekilmiştir. Kıyamla ortaya çıkan süreç, karanlıkların aydınlanma sabahıdır ki, İmam Hüseyin (aleyhisselam) canını bu uğurda esirgememiştir. (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hüseyin, Ekim 2010, 2. Baskı, sayfa 439-444)

Bu yazı 287 defa okunmuştur .

Son Yazılar