İslam'a itirazların tarihi seyri (3)
Uğur Kepekçi

Uğur Kepekçi

İslam'a itirazların tarihi seyri (3)

06 Şubat 2021 - 06:34

Bir kimse inandığı dinin esaslarını bilmek zorundadır. Eğer kişinin imanı, sadece taklit boyutunda kalırsa, atadan deden babadan duyduklarıyla kalırsa o iman açık havada yanık kalmasını istediğimiz mum gibidir. Şiddetli bir rüzgâr o mumu söndürür.

Ahir zamanda entrikaların, sapıklıkların, azgınlıkların en yoğun şekilde cerayan ettiği şu günlerde iman ışığımızı dış etkenlerden mutlaka korumak zorundayız. Onu bir koruma kabında saklamalıyız. Aksi takdire iman ışığımızı fitne rüzgarlarıyla söndürürler. 

Bu tehlikeleri önceden sezen çağın bilgesi Prof. Dr. Haydar Baş, çağının insanın imanını koruyabilmesi için gerekli bütün bilgi, beceri ve feraset eğitimini vermiş, sadece kendi imanlarını korumak gibi bencil bir yaklaşım yerine, iyiliği emretmek kötülüğü yasaklamak gibi de bir görevimizin olduğu şuurunu gönlümüze nakşetmiştir.

Onun tarif ettiği iman, her türlü tehlikelere karşı ışığını koruyabilen hem aydınlanan hem aydınlatan bir durum arz etmektedir.

Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Mevlana’nın çağlar önce vermek istediği mesajı kendi çağının insanına sunma gayretini sürdürmüştür.

Hz. Mevlâna hem çağının insanına hem çağlar ötesinin insanına verdiği mesajlardan birkaçı:

“İyi yol arkadaşları edinin kendinize. İyi insanlar biriktirin. Zira kapkaranlık gece de bir mumla kapınızda belirebilir bu insanlar. Ve bu mum hayat ışığı olmasa da önünüzü görmenize kâfi gelir.”

“Karanlığı lanetlemektense bir mum yak.”

“Sonunda mum gibi erimek varmış, sonunda kül olup yok olmak varmış...

Sen benim hiçbir zaman sönmeyecek mumum olduktan sonra kim benim ışığımı söndürebilir ki!”

“Işıklar söner de yine karanlıkta kalırsan diye bekliyorum.”

“Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.”

Hz. Mevlâna sözlerinde mum simgesini çok kullanır. Gerçekten aydınlanmak ve aydınlatmak her çağda zor bir görev olmuştur. Mumun özelliği aydınlatmaktır. Ama aydınlatmak için de aynı zamanda yanmaktır, erimektir, çile çekmektir. Aydınlatmak için yanmayı, erimeyi her babayiğit göze almaz. Seçilmiş ve sevilmiş olmak lazım. Hz. Mevlâna gibi Yunus gibi Haydar Hoca gibi İnsan-ı kâmil olmak lazım.  Yaşadıkları hayat, çektikleri çileler meydandadır.

Şimdi tekrar konumuza dönelim müsaadenizle:

 B. İslam'ın ilk dönemlerindeki itirazlar.

1-Înkârcılann İslam’a İtirazları

Küfrün İslâm'a tepkisi onun doğasından kaynaklanmaktadır. İnkârcılar İslam karşısında küfrün tabiatından gelen bir tepki içerisinde olmuşlardır. Küfür, İslam tezi karşısındaki en şiddetli antitezdir. (Prof. Dr. Haydar Baş, Din Tahripçilerine Kuranı Kerimin Cevabı, 1998, Sayfa 50-51)

(Devam edecek…)

Bu yazı 501 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar