Reklam
  • Reklam
LİHYE-İ ŞERİF VE HATIRLATTIKLARI
Reklam
Yrd. Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

Yrd. Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi

LİHYE-İ ŞERİF VE HATIRLATTIKLARI

00 0000 - 00:00 - Güncelleme: 09 Mayıs 2013 - 17:43

Kilis’de Ramazan deyince ilk aklıma gelen hep mübarek Kadir gecesinde veya son sahurdan sonra Lihye-i Şerif ziyareti olmuştur. Küçüklüğümden aklımda kalan birçok ramazan hatırasından en önde olan hiç şüphesiz, Ulu Cami-i ‘nde her sene ramazanda yaptığımız Lihye-i Şerif ziyarteleridir.

Kilis’imizde bulunan bazı camilerde, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) mübarek Lihye-i Şerifleri (Sakal-ı Şerif) caminin en güzel yerinde muhafaza edilir. Mübarek gün ve gecelerde ise Sakal-ı Şerif halkın ziyaretine açılır; yakından görmeleri sağlanır.

Son yıllarda İstanbul’da yaşadığımız için bu muhabbetten uzak kaldık. O eski yıllarda Ulu Camiinde cami imam hatibi Mehmet Hocanın salâvatlarla, tekbirlerle Lihye-i Şerif’i korunduğu dolaptan indirmesi hiç gözümün önünden gitmiyor. O sırada Peygamber Efendimiz için getirilen Salâvat-ı Şerifeler adeta tüm şehri inletirdi. 7’den 70’e herkesin gözlerinden yaşlar akardı. Allah’ım ne muhabbetti.

Sakal-ı Şerif’in yerinden indirilmesi; sandukanın sarıldığı bezlerin açılması sırasında hep bir ağızdan söylenen, tekbirler ve salâvatlar. Daha sonra sıra ile ziyaret edip; salâvatlar eşliğinde teker teker saygıyla, sevgiyle ve görülmeye değer bir hürmetle, iki cam şişe içerisinde muhafaza edilen Peygamberimizin (S.A.V.) Sakal-ı Şerifini öpmek, koklamak. Hem de büyük- küçük, yaşlı-çocuk, amir-memur, kadın-erkek demeden. İnan edin her Ramazan, o günler gözümün önünde yine canlanır.

Yaşanan bu güzel anlar, Kilislinin, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V) beslediği derin sevgi ve saygının en güzel örneğidir.

Peygamberimizin Hadis-i Şeriflerinin ve yaşantısının tek tek terk edildiği günümüzde; O’ndan bir parçaya gösterilen saygı, hürmet, çocukluğumda beni çok etkilemiştir. Allah büyüklerimizden razı olsun. Bize küçük yaşlarda bu duyguları yaşatarak; Peygamber Sevgisinin bizlere yerleşmesini sağladılar. Biz millet olarak zaten Peygamber aşığıyızdır. Öyle ki; askerimize, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in adını Mehmetçik olarak veren yüce bir milletiz. Bu sevgi örneğine bir başka millette rastlamak mümkün değildir.

Bugün yüce milletimizi işte bu inançtan, bu rütbeden ve bu peygamber sevdasından kopartmak isteyenlerin olduğu bir gerçektir.

Askerimize Mehmetçik denmesi; aslında millet olarak şehadet mertebesine ulaşmanın ne büyük bir mertebe olduğu inancındandır. Ve bu mertebeye aday askerlerimize milletimizce Mehmetçik denmiştir. Ve şu unutulmalıdır ki; aslında bizi biz yapan; işte bu ruhun ta kendisidir. Çanakkale’de türk, kürt, çerkes, boşnak, arap demeden bu milletin omuz omuza vatan mücadelesi vermesi; yan yana şehit olmasını sağlayan bu ruhtur; Peygamber sevdasıdır. Şunu çok net görmeliyiz ki; Prof. Dr. Haydar Baş beyin veciz ifadesiyle “ Dini birliğimiz Milli bütünlüğümüzdür”. Bunu çok iyi bilenler; hadis-i şerifleri; peygamberimizin yaşantısını sulandırarak; bu hadis-i şerif sahihtir-sahih değildir, vardır-yoktur diyerek; adeta milletimizle Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) arasına girmeye çalışmaktadır. Burada esas hedeflenen, Milli birlik ve beraberliğimizdir. Bu din simsarları vatanımıza, bayrağımıza, devletimize, namusumuza ve tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarımıza göz dikenlerin ülkemizdeki piyonlarıdır.

Bakınız Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale Savaşında bu duygunun, bu ruhun savaş meydanına yansımasını nasıl anlatıyor: 

“Karşılıklı siperler arasında uzaklık 8m. yani ölüm kaçınılmaz. Birinci siperdekiler hiç kurtulma ümidi olmadan şehit düşüyor. İkinci siperdekiler öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, ama hiç tereddüt göstermeden “Kelime-i Şehadet”i getirerek öne atılıyorlar. Bu olay, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren takdire şayan bir örnektir. Eminim ki, Çanakkale Savaşlarını kazanan da bu ruhtur”.

 

Ne mutlu Hz. Muhammed(s.a.v.) sevdalılarına;

Ne mutlu Çanakkaledeki o ruhu taşıyabilenlere.

 

Selat ve Selam Allah Resulü (sav)'nün üzerine olsun.... 

 

Dr. Ali Bestami Kepekçi / 17/09/2008

Bu yazı 241 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar