Şimdi nefsin malumunuz emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, mardiyye, sâfiye diye mertebeleri var, halleri var. Emmâre hayvani hallerimizdir. Levvâme bir onun üst kısmıdır. Mülhime insanlığa geçiş halimiz. Şimdi bu noktaya kadar insan git ve gel ile uğraşıyor. Bunlar bir başka ifade ile Cenâb-ı Hakk'a varmada bizim önümüzde en ciddi engellerdir. İnsanoğlunun kalbinden Allah'a bir yol gider. İşte bu yolun önündeki perdeler de bunlardır. Siz bu perdeleri aşmadıktan sonra, tasavvufta şöyle bir tabir var, “Vâsıl-ı ilallâh.” “Hakk'a vasıl olmanız zor belki de imkânsızdır. Mutlaka bunları aşacak, Hakk'a vasıl olacaksınız.” Bu bakımdan nefis tezkiyesi, terbiyesi esas ve de şarttır. Onu aradan çekmeden, çekilirsen aradan, geri kalan yaradan, Zünnûn el-Mısrî Hazretlerinin dediği gibi ve ya Niyazi'nin dediği gibi. Yani “onu aradan çekmeden senin Hakk'a vasıl olman, Allah'ın tecellilerine mazhar olman zor ve de mümkün olmaz, aradan çıkarmak lazım.” Mevlana Kaddesallâhu Sirrehû Aziz Hazretlerinin bu manada çok güzel bir hikayesi vardır.
Hazreti Mevlana’dan Dudu Kuşu Hikayesi
Adamın bir tanesi Hindistan'a gidiyor, evinde dudu kuşu var. Demiş “hey dudu, ben Hindistan'a giderim. Ne dersin, ne istersin benden?” “Hiçbir şey istemem ve lakin vardığın zaman o memlekete benim arkadaşım olan dudulara selamımı getir, taşı demiş.” Gidiyor, Hindistan'a ilk gittiğinde koskocaman bir selvi ağacı, ağacın tepesinde bir dudu kuşu.” Hey dudu, benim evdeki dudunun sana selamı var” diye bağırdığında, nida ettiğinde ne görsün? Dudu ölmüş, yuvarlana yuvarlana yere düşmüş. “Allah Allah” demiş. “Keşke benim dudunun selamını getirip de bu hayvancağazın ölümüne sebep olmasaydım.” Ama bir türlü de kafası bunu idrak edememiş. “Nedir bu?” diye, bundaki hikmet. Tekrar evine dönünce kafesinin başına gider der ki, “hey dudu, senin selamını götürmesine götürdüm ama arkadaşına bu selamı verdiğim zaman bir de ne göreyim? Dudu ölür, yere düşer, ağaçtan yere düşer, çok üzüldüm” der. Bunu anlatırken sözü bittikten sonra kafesine döner bakar ki kendi dudusu da ölmüş. “Eyvah, keşke buna bunu da anlatmasaydım” der. Elini kafese uzatır, duduyu alır, pencereyi açar, dışarıya bırakır. Bir de ne görsün? Bıraktığı dudu uçmaya başlar. Mevlana buyuruyor ki, “duduya sorar mal sahibi.” “Hey dudu, uçmasına uçtun ya, neydi bunun hikmeti, sebebi söyler misin bana?” “Ben seninle beraber selam gönderdiğim arkadaşıma demiştim ki, demek istemiştim ki, sen dışarıdasın, benim gibi kafeste değilsin. Böyle nasıl hür oldun? Uçarsın.” Bana dedi ki, hal diliyle beraber. “Bak ben öldüm, kurtuldum.” Öldü, bana onu, o haberi gönderdi. “Sen de öl kurtul” diye bana mesaj gönderdi. “Ben öldüm, kurtuldum.” Şimdi der, “ey dost sen de beden kafesinden kurtulmak ister misin? Ruhunun hürriyetinin yüce doruğuna çıkmak ister misin? Sen de şu nefsani arzularını öldür de öyle kurtul. Ancak öyle kurtulabilirsin” der.Ve Hazret ilave eder:“Aa güzellik vurgunu, yol nereye?Açıldı işte beden kafesinin kapısı.Uç ey kuş, öz cevherine uç.İşte acı su, işte bataklık,İşte ölmezlik, işte hürriyet.Canın yüce doruğuna uç.”Yani o mutlak hakikat öyle bir noktada ki orası en âlâ, en üstün makam, oraya doğru uç. Oraya gittin mi hürriyeti buluyorsun. “Niye bu çanak çömlekle, dünya ile meşgul olup da kendini efendim şey ediyorsun, hırpalıyorsun” demek istiyor Hazreti Mevlana.“Ölmeden evvel ölmek”
Şimdi efendim işte “ölmeden evvel ölmek” demek, çanak çömlekle uğraşmayı terk etmektir. Kalbinizden bütün bunları çıkarmanızdır. O kalp ki Beytullah'tır, hakiki Beytullah'tır. Oradan dünyaya, masivaya ait olanları çıkartıp sahibine terk etmemiz lazım o kalbi. Kalbin sahibi Cenâb-ı Vâcib-ül Vücûd Hazretleri. “Yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım.” İşte bu espri. Şimdi Cenâb-ı Hak senin kalbine nazar etmiyor mu? Benim kalbime nazar etmiyor mu? Ediyor. Günde 300 defa kulunun kalbine nazar eden Allah'ı biz 3 saniye bile hatırlayamıyoruz, onunla olamıyoruz. İsmini söylediğimiz zaman bile ondan gafiliz. Namazda huzurunda duruyoruz, “Allahu Ekber” diyoruz, ceset onun huzurunda ve fakat ruh başka âlemlerde. Hani bir şarkı vardır, “Vuslatın başka âlem, sen bir ömre bedelsin.” Yani şunu demek istiyorum, ceset ile onun huzurunda olan sen, namazda ama onunla değilsin. Gaflettesin, Allah'ı bile hatırlayamıyorsun, bu haldeyiz. İşte Allah ile olmak demek o kalbe hiçbir şey koymadan onları aradan çıkartarak yani nefsani perdeleri geçerek, “ölmeden evvel ölme” demek bu. “Mûtû kable en-temûtû” “Ölmeden evvel ölünüz.” O zaman işte Allah'ın tecellilerine kul mazhar olur. Kiminle olur? Allah ile beraber olur. Değil mi?Allah bu güzel hali yaşamayı ümmeti Muhammed'e ve bizlere nasip eylesin.