Kerbela Aslanı Ebulfazıl Abbas


Bizi bir Muharreme daha ulaştıran Allahu Teâlâ Zulcelali Vel Kemal Hazretlerine binlerce hamdu senalar olsun. Resuller şahı Muhammed Mustafa (sav) ve onun âli nesline, İmamlar şahı Ali Bin Ebu Talib ve kutlu nesline binlerce selam olsun. Yezid ve onun necis nesline ve soyuna lanetler olsun.

İçinde bulunduğumuz şu Muharrem ayı ne kutlu, ne güzel, ne büyük bir rahmet ayıdır. Bunu ne kadar anlatsak az. Rabbim bu aydan en üst seviyede istifade edenlerden olmayı nasip eylesin.

Lakin bu ay aynı zamanda tarifi mümkün olmayan büyük bir acı, şiddeti hiçbir kantarla ölçülemeyecek vahim bir çilenin ve insanlık tarihinin gördüğü ve göreceği en büyük ve benzersiz ihanetin de ayıdır. Rabbim bu şuurla onların derdi ile dertlenmeyi, onların acısını, mazlumlar mazlumu İmam Hüseyin’in başı üstüne inen kılıca baş uzatırcasına gönülden hissetmeyi nasip eylesin.

Biz bu yazımızda çok az bir farkla Muharrem Ayında gerçekleşen kerbela vakasının başka bir cihetine değinmeye çalışacağız. Evet, kerbela olayı ihanetin, zulmün, vicdansızlığın ve insafsızlığın en büyük örneğidir. Ama kerbela aynı zamanda vefanın, kardeşliğin, aşkın; hem de canını hiçe sayarcasına sevdiği uğruna hiç tereddüt etmeden can nasıl verilirin de en güzel örneklerine haizdir. Kerbelada can veren yetmiş iki canın tamamı bu aşka, bu şuura sahipti.

Ancak içlerinden biri beni her zaman biraz daha farklı âlemlere taşımıştır. Bu sebeple sizlere bu yazımızda Ebulfazıl Abbas(a.s) hazretlerinden ve onun şahadetinden bahsetmek istedim.

Ebulfazıl Abbas (a.s.) İmam Ali (a.s) efendimizin, Hz. Fatıma (a.s.) validemizin vefatından sonra yapmış olduğu evlikten olma dört oğlunun ilkidir. Annesi Ümmül Benin (r.a)’dır. Ebulfazıl Abbas Hazretleri doğduğu gün Hz. Ali Keremallahu Veçhe efendimiz çok sevinmiş evladını kucağına alıp öpmüş koklamış ve ona aslan anlamına gelen Abbas veya Abbas Celal ismini vermiştir. Hz. Abbas (a.s) uzun boylu, parlak güzel bir çehreye sahipti. On dört yaşına kadar babası Hz. İmam Ali (a.s.) terbiye ve himayesinde kalmış, babasından birçok ilmi öğrenmişti. Bu sebeple daha çocukluk yaşlarından itibaren ilmi noktada bilgisine başvurulan bir din adamı kimliğine de sahipti. Askeri açıdan da çok yetenekli olan Ebulfazıl kılıç kullanmakta, ok atmakta ve ata binmekte oldukça usta idi. Hz. Abbas Celal gözü pek, korkusuz, güçlü ve düşmanına korku salan cesur bir savaşçı idi. Hz. Ali (a.s) efendimizin vefatından sonra İmam Hasan’a (a.s) yekinen hizmet etmiştir.

Hz. Abbas’ın annesi Ümmül Benin anlatıyor: “Oğlum Abbas daha çok küçük bir çocukken babası Hz. Ali (a.s) geldi ve onu kucağına alıp sevdi, kokladı ve kollarını öptü, Sonra Hz. Ali (a.s) birden bire ağlamaya başladı. Ne oldu ya Ali neden ağlıyorsun diye sordum. Gün gelecek Hüseyin’e yaptığı yarenlikten dolayı bu yavrumun kollarını kesip onu şehit edecekler dedi. O an ben de dayanamayıp ağladım. Sonra Hz. Ali (a.s) bana dönüp rabbim bu evladıma kesilen kolları yerine cennette iki melek kanadı verecek ve o cennette melekler ile beraber uçacak.” dedi.

Hz. Ebulfazıl Abbas (a.s) İmam Hüseyin Efendimizin Yezid’e kıyamında bizzat onun yanında yer almış ve onun sancağını taşımıştır. Hz. Hüseyin (a.s)’ın yanındaki ehli içinde çocuklar ve kadınlar da vardı. Günler süren abluka yüzünden susuzluk hat safhada idi. Öyle ki. Çocuklu kadınların susuzluktan sütleri kesilmiş, su isteyen çocuk sesleri dayanılmaz bir hale gelmişti.

Hz. Hüseyin (a.s) Yezit ve lanetli ordusuna bir ara “şu Fırat’tan kurtlar, kuşlar su içiyor da siz peygamberin evlatlarından esirgiyorsunuz, yazıklar olsun size.”diye seslenmişti. Bu sıra Hz. Ebulfazıl Abbas (a.s) Hz. Hüseyin Efendimizin izni ile su getirmek için atına bindi yanındaki 30 kadar yareni ile türlü mücadelerle ve zorluklarla suyu Hz. Hüseyin ve ehline ulaştırmayı başardı.

Lakin karşılıklı görüşmeler sonuç vermiyor ortam iyice geriliyordu. Hz. Hüseyin (a.s)’ın biat etmeyeceğini anlayan Yezid ordusuna saldırı emri verdi. Hz. Abbas kendisi bizzat kardeşleri Abdullah, Osman ve Caferi önce sizin şahadetinizi görmem lazım diyerek düşman üstüne gönderdi. Daha sonra kendisi defalarca düşmana hücum etmek için Hz. İmam (a.s)’dan izin istedi; ama İmam Hüseyin (a.s) “sen benim sancaktarımsın” diyerek ona izin vermedi. Lakin Ebulfazıl Abbas (a.s) ısrarla İmam’ın (a.s) yanına gelerek izin ver gideyim diyordu. Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) o zaman git su getir dedi. Hz. Abbas (a.s) atına atladı düşman hattını ustaca geçti ve suya ulaştı.

Avuçlarına bir miktar su aldı, tam içecekken aklına ağabeyi Hz. Hüseyin (a.s) ve çocuklar geldi; avuçlarındaki suyu bıraktı. Yanındaki su tulumunu doldurdu ve yola koyuldu. Onu bir türlü durduramayan ve karşısına geçip onunla birebir savaşamayan Yezid itleri hile ile sağa sola saklanıp önce sağ kolunu vurdular.

Sancağı ve suyu bırakmayan Ebulfazıl (a.s) yoluna devam etmek isteyince bu defa başka bir zalim sol kolunu vurdu. Su tulumunu ağzına alan Ebulfazıl sancağı ise kesik kolları ile tutmaya çalışıyordu. Zalimler ordusu bu defa onun üzerine yağmur gibi ok attılar. Ebulfazıl (a.s)’ın göğsüne bir ok saplandı. Su tulumu delinip bütün su yere döküldü.

Bu sırada başka bir zalim tarafından onun mübarek başına bir gürz darbesi indi ve Ebulfazıl Abbas (a.s) yere yığıldı. Hz. Hüseyin (a.s) kardeşinin şahadet haberini alınca işte şimdi belim kırıldı dedi. Ve bütün peygamber çocukları hep birden ağlamaya başladılar. Hz. İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin yanına vardığında Hz. Abbas (a.s) henüz yaşıyordu ve İmam (a.s) onun gözlerindeki kanı sildi. Gözlerine baktı ve ağlamaya başladı. Ebulfazıl Celal Abbas (a.s) çok sevdiği canından kıymetli ağabeyi İmam Hüseyin (a.s)’ın kollarında canını rahmana teslim etti.

Rabbim şefaatlerine nail olmayı nasip eylesin. Bizleri kaleme aldığı Ehl-i Beyt külliyatı ve düzenlediği onlarca panel, konferans ile Ehl-i Beyt sevdasına sürükleyen muhterem hocamız Prof. Dr. Haydar BAŞ’ tan Mevla’m razı olsun. Saygı ve selamlar

Ahmet BENLİOĞLU