Atatürk, İslam, siyaset ve laiklik


İslam dini bir bütün olarak hayatın her yönünü içine alır. Sosyal hayat, kültürel faaliyetler, siyaset, gündem, ekonomi ve diğer tüm alanlar da İslam dini varlığını sürdürmeyi esas almıştır. Mesela “vatan sevgisi imandandır” hadisiyle vatanımızı korumak, sahip çıkmak bir ibadet; bu uğurdu ölmekse, şehitlik makamıdır.

Bir Müslüman dinini, namusunu, canını ve malını vatanıyla korur.
İşte tam bu noktada Atatürk’ün adını zikretmek gerekir. Çünkü Atatürk, tarihin en karanlık döneminde, ülkemizin yok olma eşine geldiği bir zamanda, halkla bir olup, milli direnişle ve manevi inancımızla, vatanımızı yok olmaktan kurtarmıştır.

Başta Atatürk olmak üzere, bu harekete destek verenler, İslam inancını ve Ehl-i Beyt nefesini, doruk noktada yaşayan, Müslüman Türk halkıdır.

Maalesef, günümüzde öyle şeyler topluma lanse ediliyor ki, üzülmemek ve bu esaret karşısında suskun kalmak mümkün değil. Böylesine kutsal bir davaya öncülük eden Atamızın, sanki dinden uzakmış gibi, anlatılması içler acısı bir durumdur.

Oysaki Atatürk’ün hayatına baktığımızda, hafız olduğunu, annesi Molla Zübeyde hanımın, zikir ehli biri olduğunu görüyoruz. Hatta babasının Ali Rıza ismini de, dedesinin İmam Rıza’ya olan sevgisinden dolayı koyduğunu görmekteyiz.

Atatürk Bektaşi dergâhında muhabbet alan, bir Ehl-i Beyt aşığı insandır. Nitekim ülkemize verdiği “Türkiye cumhuriyeti devleti” ismini dahi dergâhta karar almıştır.

Atatürk, siyaset anlayışında, dini kullanan din tüccarlarına karşı gelmiş, dinin hiçbir şeye alet edilemeyeceğini de savunmuştur. Zaten laiklikte budur. İnancını hiçbir çıkar ve menfaatine alet etmeden, isteyen istediği şeye inanabilir.

Atatürk, her zaman gericiliğe karşı çıkmış, yeniliğe açık olup, her yönde kendini geliştirip, yükselterek, aslında inancını da yüceltmiştir. Türkçe Kur’an meali, ilk olarak onun döneminde yayınlanmıştır.

“Ne mutlu Türk’üm Diyene! Sözüyle de aslında Türkiye cumhuriyetinin resmi dini olan İslam şemsiyesinde bütün insanlığı birleştirmeyi hedeflemiştir.
7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir’deki Paşa Camii’nde verdiği hutbede, kendisini dinlemeye gelenlere şöyle hitap etmiştir:
“Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur’an’daki açık olan ayetledir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” ( Atatürk’ün söylev ve demeçleri, c.2, s.93)

Bursa da, Amerikan kız kolejinde 3 genç kızımız dinlerini değiştirdiği için, bu okulların kapatılması emrini vermiştir. Atatürk’ün son sözleri şöyledir:

“Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslüman’la, mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı, Bedir Meydan Muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir. O’nun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır. ( Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları s.28)

Şimdi sormak lazım! Bir ülkeyi canı pahasına, yok olmaktan kurtaran, inancını, üstlendiği misyona taşıyan ve savunan, vatanına, milletine, halkına sahip çıkan ve tüm gücünü inancından alan bir lider, nasıl dinsiz olabilir?

Behiye inekçioğlu