Mutluluk doğrulukta İslam’da gizlidir


Bir süre önce pek kıymetli bir dostumdan güzel bir yazı taslağı geldi. Ben istifade ettim. O taslağı bir yazı halinde sizlerle paylaşmak istedim umarım sizler de beğenirsiniz.

Mutluluk ancak ve ancak doğrulukla mümkündür. Doğruluğun en güzel getirisi şüphesiz ruh sükûnetidir. Fikrinde, zikrinde, evvelinde, bugününde ve ahirinde doğru olan doğru olmaya tüm varlığı ile gayret eden bir insanın gönlü dingin bir deniz gibidir. Dış dünyada başka denizlerde fırtınalar kopsa dahi.

Kuran-ı Kerim’de “öyle ise emir olunduğun gibi dost doğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud suresi 112. Ayet)

Peygamber efendimiz bu ayet hakkında “beni bu ayet kocattı demiştir.” Ve bu ayetin en güzel mealini bizzat peygamber efendimiz kendi hayatına tatbik etmek suretiyle yapmıştır. Hz. Ayşe validemize, Peygamber efendimizin ahlakı sorulduğunda Hz. Ayşe validemiz: onlara cevaben “siz hiç kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı kurandır.” Der. Onun her hali oturuşu, kalkışı, konuşması, uyuması, yemesi-içmesi… Her hali doğruluk yani Kuran ölçüsünde olmuştur. Bu sebeple onun meclisinde nice zalimler veli makamına yükselmiş; O’nun nur cemalini gören pek çok insan daha ilk bakışta görür görmez bu simada “yalan olmaz.” diyerek iman etmiştir. Tabi görebilmek için nasip ve temiz bir kalp gerek ki, onun yanı başında olup ta imandan nasibi olmayan Ebu cahiller de yok değildi.

Hayatımızın her anında inşallah doğru olmayı rabbim nasip etsin. Doğruluk her mevsim meyve veren bir ağaç gibidir diyor güzel bir insan. Doğrular dümdüz engebesiz bir yolda gider gibidir. Bu sebeple atalarımız “doğru yapı yıkılmaz demiştir.” Doğru yoldan şaşanlar belli etmeseler bile her daim bir pişmanlık ve suçluluk duygusu ile ezilirler. Böyle insanların huzur ve sükûnet bulup, mutlu olmaları mümkün değildir. Eğer yaptığın işlerde ve aldığın kararlarda vicdanın rahatsa, kararların Kuran ve sünnet ölçüsünde ise mutlu olmak için her şeyin var demektir. Aksi takdirde hep hüzün ve pişmanlık ıstırabı eritir, insanı yer bitirir.

Burada şunu da çok iyi bilmek gerek mutluluk ancak ve ancak Allah rızası için yapılan işler ve alınan kararlar ile mümkündür. Çünkü bu vesile ile insanı yapılan işten sadece Allah’tan mükâfat, af ve mağfiret beklemek gerçek mutluluğa eriştirecektir. Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde amellerin en üstünü sevdiklerinizi dahi Allah için sevmenizdir buyurmuştur. O takdirde sevmek, buğzetmek; vermek, almak, çalışmak, evlat ve mal- mülk edinmek… Sadece ama sadece Allah rızası için olmalıdır ki, gölümüz rahat etsin, sürur bulsun.

Evet, doğru olmak hak için sevmek hak için buğzetmek gerek. Tabi bunlar tek başına yetmiyor. Dini özü ile yaşamak nefs denen tehlikeli; yani kötülüğü emreden yanımızı terbiye etmek gerek. Bu da tek başına yetmiyor hakkı ve hakikati tavsiye etmek, yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak gerekiyor. Bu konuyu kuran dili ile Asır süresi bize çok güzel haber veriyor ki, bu süre hakkında İmam Gazâli Hazretleri “eğer Kuran-ı Kerim’in diğer ayetleri gelmeseydi insanların hidayeti için bu süre bile yeterdi.” diyor.

Bir şey istendiğinde çok dua edilir. İstenilen o şeyin olması için her şeyi yaparız ama bir türlü olmaz. İşte bu hallerde bazen gönlümüz Mevla’mıza kırılır. Ama şunu unutmamak gerek biz sadece dua edip beklemek ile mükellefiz. Duanın neticesini Rabbûl Âlemin Hz. Allah belirleyecektir. O bizim için hayırlı olanı bizden daha iyi bilir. Deyip teslim olmaktır bize düşen ve kulluğa yakışan. Rabbim her halinde kendi rızasına uygun davranan Allah katında sevimli kullardan eylesin. Vesselam

Ahmet Benlioğlu