Kendine dışarıdan bakmak


Geçenlerde yolda yürürken, 7 yaşlarında, sarı saçlı, prensesler gibi giyinmiş bir kız çocuğu gördüm. Beyaz şifon, pileli çok şık bir elbise giymiş, saçları özenerek yapılmış, çok bakımlı bir görüntüsü vardı. Küçük prensesin elinde dondurma yemesi dikkatimi çekti. Ağzı burnuna kadar kakaolu dondurma olan bu kız çocuğu bu kirliliğin farkına varmadan, elbisesinin güzelliği ve tatlı tavırlarıyla, bütün genç kızlara meydan okuyordu.

Yanından akli dengesi yerinde olmayan bir meczup geçti. O da şalvarın üzerine giydiği gömleğe taktığı kravatla, kendinden o kadar emin geçti ki, görülmeye değerdi.
Bir an için düşündüm. Biz onlara bakarken ne düşünüyoruz, onlar kendilerine bakarken ne düşünüyor?

Her insan, kendi iç aleminde benliğini tanımlar, şahsına kendi gözüyle bakar. Kendini çok güzel bulanlar, kendi bilgisiyle kendine kütüphane olanlar, imanını ölçü yapanlar, büyüklük kompleksiyle olgunluk taslayanlar…

Bu pencere çok dar bir penceredir. Bu tür insan toplulukları marjinal bir sınıf olup, halk tarafından kabul görünmeyen ve ciddiye alınmayan bir guruptur. İnsanın yaptığı fiillerde, ya da ortaya koyduğu fikirlerde, çoklu düşünüp, kendine her pencere den bakabilmesi, kalite bir yaşam standartlarını ortaya koyar. Bunun adına hem empati, hem sezgisellik, hem de duyarlılık diyebiliriz.

Biz bir şeyleri yaparken, ya da söylerken, kendimizden soyutlanıp, bizimle muhatap olan kişi olarak kendi içimizde kendimizi eleştirebilmeliyiz.

Hani halk arasında bir tabir vardır ; ” 10 düşün, 1 konuş” derler.
İşte buradaki düşünme süreci, bizim karşı tarafa söyleyeceğimiz şeyin onun üzerinde ne etki yaratabileceğini kavramaktır.

Bu bir meziyettir.

Aynaya baktığınızda gördüğünüz ve yorumladığınız siz, karşınızdaki insan tarafından da uyuşuyorsa, bu meziyet size kalite getirir. Yoksa ya çocuk gibi sizi tatlı bulurlar ve gülüp geçerler. Yada deli deyip, ciddiye almazlar.

Ve işin enteresan yanı, siz bunun farkında bile olmaz, kendinizi mükemmel zannedersiniz.

Behiye Alioğlu