Boğazım Düğümlendi Karnım Ağrıyor !


Toplum bireylerden oluşur. Bir çocuğun maddi manevi pek çok ihtiyacı vardır. Ama günümüzde biz anne babalar çocuklarımızı iyi okul ve dershanelere göndermekle, her istediklerini satın almakla üzerimize düşenleri yerine getirdiğimizi zannediyoruz.

Ne yazık ki; çocuğun her maddi isteğini yerine getirmek gelişimi için yeterli olmayacak belki de zarar verecektir. Unutmayalım ki; ebeveynin her türlü davranışı, sözü çocuğun geleceğini etkiler. Kişiliğin oluşumu, bir binanın, bir inşaatın oluşumu gibidir. Çocuk doğduğu günden beri hatta anne karnında iken bile duyduğu gördüğü duyguları, görüntüleri, sesleri, mimikleri, her şeyi kaydeder. Sonra bunlar demir olur, çimento olur, kum olur, çakıl olur, boya olur, badana olur ve bina oluşur. Dolayısıyla binayı oluşturan malzemeler ne kadar kaliteli ise sonuç o kadar güzel olacaktır.

Günümüzde çok karşılaştığımız fibromiyalji ( yaygın kas ağrıları yaşayanlar) ve Hipokondriyazis (hastalık hastası ) hastaları var. İrdelediğimizde kimdir bunlar; hemen herhangi bir stresle, zor durumla  karşılaştıklarında oram buram ağrıyor diyen insanlar. Karın ağrısı, boğaz düğümlenmesi, nefes alamama, kalp çarpıntısı bu kişilerde en çok görülen şikayetlerdir. Ama doktor doktor dolaşırlar; bu şikayetlere çözüm bulamazlar. Ama bu şikayetleri gerçekten yaşarlar.

Bakınız şimdi ebeveynlerin günlük hayatta çok fazla kullandığı bir kaç kelime öbeğine dikkat çekmek istiyorum. Nedir bunlar?  

Boğazım düğümlendi

Karnıma hançer saplandı

Karnımı ağrıttın

Göğsüm sıkıştı

Ömrümü çürütttün

Beni kanser ettin

Beni verem ettin

Kalbimi kırdın

Ortak noktaları görebildik mi?

Bizim artık dilimize yerleşmiş, çok kullandığımız organ ve vücut bölümlerinin isimlerini içeren bu ifadeler; sonraki yıllarda, büyüyen çocukta ilk sıkıntıya düştüğünde, ilk stres yaşadığında yaşadığı veya yaşadığını zannettiği problemlerle ortak.

Çocuklara bu cümleler hep geçiyor, bilinç altlarında birikiyor.

Ve sonra yıllar sonra hemen strese giren kişinin hemen göğsü sıkışıyor, kalp çarpıntısı oluyor.

Sınav öncesi çocuğumuzun karnını ağrıtan, boğazını düğümleyen o daha çocukken onun yanında kullandığımız sözler.

Ona bu davranışları ilkleriyle biz kendimiz tanıştırdık da haberimiz bile olmadı...

Bakınız, doğuştan zannedilen davranışların, insana daha küçük yaşlarda en yakınları tarafından bilinçsizce nasıl aşılandığını görüyor musunuz!

 “Adamın biri eşkıyalıkta nam salmış, bir âlem onun elinden bizar olmuş, neticede suçları bayağı çoğalmış ve bir gün yakalanarak idamına karar verilmiş. Tabii, darağacı kurulur ve eşkıyaya son arzusu sorulur, adam da ‘Bana annemi getirin ona bir çift sözüm olacak’ demiş. Eşkıyanın annesi getirilmiş, adam annesine yaklaşmasını ve dilini uzatmasını söylemiş. Kadıncağız da, olacaklardan habersizce dilini uzatmış. Tam o esnada eşkıya, birden uzanarak annesinin dilini ısırarak kopartmış. Sonra da, ‘Benim bu hâle gelmemin sebebi annemdir’ demiş ve şöyle açıklamış, ‘Ben küçücük bir çocukken komşumuzun kümesinden bir yumurta çalmıştım. Eve getirdiğimde annem bana yaptığım işin mahiyetini anlatmadı, aksine beni teşvik etti. İlk yumurtadan sonra diğer yumurtalar, sonra tavuklar sonra başka başka şeyler derken, ben; çalan çırpan, alan, vuran bir adam oldum çıktım. Neticede de darağacını boyladım. İşte onun için annemin dilini kopardım’ demiş...”1

Bakınız şimdi de  veli bir zatın hayatından örnek anlatacağım.

 "Bu veli zatın bir oğlu var. O zaman henüz İstanbul'a çeşmeler yapılmadığı için evlere hayvan sırtında su taşıyan sakalar var. Kırba dediğimiz eti yenen hayvanın derisinden tabak­lanarak elde edilen tulumlar içerisinde su taşıyorlar. Bu zatın çocuğu da yolda gördüğü sakaların kırbalarını iğne ile deliyor ve akan suları ağzını dayayıp içiyor. Uzun süre bu durumu sevilen bir kişi olduğu için kimse çocuğun babasına söyleyemiyor.

Sakalardan (Sucu) bir tanesi artık dayanamayıp durumu çocuğun babasına açıyor.

Oğlunun böyle çirkin bir iş yaptığını öğrenen veli zat çok üzülüyor. Kırbası delinen ne kadar saka varsa hepsini çağırıp zararlarını ödüyor ve gönüllerini alıyor.  

'Bir daha olmaz inşallah, suç çocukta değil, mutlaka bizdedir. Ya anası bir hata işledi yahut bende bir kabahat var'  diyerek sucu­ları gönderdikten sonra, hanımını çağırıp meseleyi anlatır:

 

'Hanım kabahat ya sende ya bende… iyi düşün çocuğa hamile iken veya emzikli iken haram bir şey yedin mi?' diye sorar.

Hanım efendi gayr-i meşru hiçbir şeyi yemediğini yalnız, çocuğa hamile iken komşunun bahçesindeki nardan canı çektiğini ve iğne ile delerek bir damla emdiğini söyleyince, Veli zat sevinir.

'Elhamdülillah hastalık teşhis edildi'

diyerek gidip komşudan helallık diler.

Ve bu mesele hallolduktan sonra hakikaten ondan sonra çocuk, değil elindeki iğne ile sucuların kırbasını delmek, dönüp onlara bakmaz bile"2

Dinimizin çocuk eğitimine bakışı işte böyle.

Ne ekersen onu biçersin...

Yrd. Doç Dr. Ali Bestami Kepekçi 07.03.2017

e-posta: alibestami@gmail.com

 

Kaynakça:  

1: Yönümü Arıyorum Uğur Kepekçi / Felhan Yayınları Sayfa:36-37

2: Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi