Kimlik bunalımından kurtulmalıyız


Son devrin insanının en çok yaşadığı sorunların başında, kimlik bunalımı gelir. Gerçekten insanlar ne fıtratının, ne mesleğinin, ne makam ve mevkiinin gereği olan davranışı sergileyememektedirler.

“Örnek bir Türk insanının fikir yapısı, davranış ve kıyafet şekli nedir?” Denilse…

Bunu tespit etmenin imkânı yoktur.

Küreselleşmenin getirdiği “dünyalı kimliği” kişileri kimliksiz olmaya zorlamıştır ve istenilen neticeye varılmıştır. 

İnsanlar, bırakın kendi cinsiyetinin ve kişiliğinin gereğini yerine getirmeyi, karşı cinsin kıyafet, tavır ve davranışlarını dahi taklit etmekten geri durmamaktadır.

Çok açık bir şekilde diyebiliriz ki kadınlar erkeğe, erkekler kadına benzeme yarışındadır. Zaten bu kıyamet alameti olarak bizlere peygamberimiz tarafından haber verilmiştir.

“Erkekler kadınlara benzeyecek; kadınlar erkeklere benzeyecek...”

Biz bu sorunu ortaya koyarken, ötekileştirmek adına değil, sosyolojik analizin gereğini ortaya koymak için bu tespitleri aktarıyoruz.

Çünkü farkındalık adına gelişen benzeme yarışı, toplumsal başarıyı etkileyen bir unsur olarak karşımıza gelmektedir.

İster farkında olalım ister olmayalım benzeşme kültürü, kimlik ve kişilik bunalımının çok bariz göstergesidir.

Aslında yaratılıştan gelen cinsiyetinin gereği olan tavrı sergilemeyenler, mesleki kariyer ve başarılarına da katkı sağlayamamaktadırlar. 

Örneklendirelim müsaadenizle: Bir televizyon habercisinin gerçek görevi, en bilgili en gerçekçi haberler hazırlayıp en güzel konuşmasıyla program sunmasıdır.

Ama bunun aksine habercinin dikkat çeken yönü yakışıklı olması, kadınsa cinsiyetinin daha önde olması, daha süslü kıyafet giymesi olarak dikkat çekiyorsa, burada sorun var demektir.

Buradaki sorun, o kişinin mesleği yönündeki eksikliğini, başka şeylerle doldurmaya çalışmasıdır. Kişinin mesleki olgunluğunu başka şeylerle doldurmaya kalkışması, bir kimlik bunalımıdır.

Kişiler, kıyafet ve dış görünüş olarak farkındalık yaratacağına, kendi mesleki gücüyle, becerisiyle, kudretiyle farkındalık yaratması gerekir.

Böylece kişinin kimlik bunalımından kurtulmasının da önü açılmış olacaktır.

Fertlerin kendi kimlik ve kişiliğinin gereği olan davranışı sergilemediği zaman, o kişi aslında en büyük saygısızlığı kendine yapmış olmaktadır.

Kişilik gelişimi ile alakalı uzman görüşleri, kişinin olduğu gibi görünmemesi o kişinin içindeki iç çatışmayı körükleyerek kendi kendisiyle kavgaya tutuşacağını dile getirmektedirler.

Fazla uzağa gitmeye gerek yok, herkes kendi kendisiyle yüzleşince, görecek ki olduğu gibi görünmemek; o kişide çok ciddi hastalıkların meydana çıkmasına sebep olacaktır. O kişiye, olduğu gibi görünmemek, huzursuzluk olarak geri dönecektir. İnsanların çoğunluğunun yaşadığı sorun da tam buradadır.

Hz. Mevlâna bakınız bu mevzuda çözümü ortaya koyuyor ve iç çatışmayı direk ortadan kaldırmaya yönelik bir söz söylüyor: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Bu sebeple kişinin kendini bilmesinin, gerçek kimliğine kavuşmak olduğunu da Yunus Emre şöyle dile getiriyor:

İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendin bilmezsin / Ya nice okumaktır.

Okumaktan murat ne / Kişi Hak'kı bilmektir / Çün okudun bilmezsin / Ha bir kuru ekmektir.

Fertten topluma iyileşmek isteniyorsa, kimlik ve kişilik sorunlarının da tedavisi şarttır. Yani fıtrata, öze dönmek…