GURBETTE BAYRAM / BÖLÜM : 2


HAYAT ESİNTİLERİ ROMANIMDAN

Sabahın erken saatlerinde yüzümün, kollarımın buza kestiğini hissederek uykudan uyandım. Gece  sobamda  çatırdayarak yanan odunlar sönmüş, oda buza kesmişti sanki. Yarısı karlarla kaplı penceremdeki camlar rüzgarın  ıslık çalan şiddetinden sallanıyor, kar fırtınası   halen devam ediyordu. Yattığım somyeden usulca  kalktım, yer yatağında başından yorganı çekmiş  yatan abime baktım. Halen uyuyordu.

Canım abim, ne umutlarla askerden terhis olmuş yanıma gelmişti...

Her ikimiz de karın tutsağı olmuş , ilk defa bir bayram gününü memleketimizden, ailemizden ve evimizden uzak yerde gurbette geçiriyorduk. Sahi bugün bayram mı? dedim kendi kendime...O kadar üşümeme rağmen içimde bir yangın vardı sanki... İşte o ateş yüreğimi yakıyordu...Penceremin camından boynumu bükerek  rüzgarların savurduğu kar yağışını seyrettim.

O kar fırtınasının sesine rağmen gürüldeyerek akan Tohma Çayı'nın her iki yamacında  kıyı boyunca sıralanıp giden kavak ve kayısı ağaçlarının çıplak  dalları üstlerine yüklenen yoğun karın birikmesi ile yere doğru eğilmiş bembeyaz dallar yerle ve gök arasında bir  sınır olmuştu.

Uzanup giden sonsuz beyazlığı seyrederken gözümün önünde evimizin bahçesi canlandı. Şimdi anneciğim kurban etlerini koyacak bakır leğenleri havuşa( evimizin bahçesine) dizip sıralamıştır. Kurban edileceğini hisseden koyunumuz ile komşuların koyunlarının feryat eden meleme  sesleri sokağımızı çınlatıyordur....

İçimi çeke çeke beyaz manzarayı seyreden gözlerimden yanaklarıma iki damla sıcak gözyaşı süzüldü . O an  odamın kilitli olan tahta kapısının vurulması ile irkildim.

Ev sahibimin Kızı  Nuriye :  "Hocaaaa.. uyandın mı .. odun getirdim kapıyı aç.. “

-Tamam Nuriyecim açıyorum.

 Kucaklayarak getirdiği odunları teneke sobanın yanındaki koliye boşaltırken

" Amma soğukmuş burası haaa...Sıkı sıkıya sarındığım şala bakarak çok üşümüşsün herhal hoca. Sen bizim gibi soğuğa çok alışık değilsin, dur hemen yakam sobayı.

- Yok sen zahmet etme ben yakarım .

Halbuki ben onun kadar çabuk ve güzel yakamıyordum. O arada abim sesimize uyanmış ve yataktan kalkmıştı.

 “ Durun ben yakarım “ dedi . Aşağıdan koyun melemeleri , dana sesleri geliyordu . Belli ki Ali Amca aşağıda kurban  kesiyordu. O sırada tekrar kapım çalındı.  Gelen ev sahibimin oğlu aynı zamanda dördüncü sınıf öğrencim  Mahmut’ tu.

- “ Günaydın öğretmenim. Babam sizi aşağıya çağırıyor , bizim ev çok sıcak, anam çoktan sobayı yaktı , orada üşümesinler “ diyo..

- Tamam Mahmut biraz sonra giyinir  geliriz. İki kardeş gidince giyinip aşağıya indik. Abimin de yüzünü bir keder  kaplamıştı .Pencereden dışarıya bakarken,

- “ Allah , Allah daha halen  kar yağıyor “ diye söylendi . Ayşe Teyze de Ali  Amca' nın yanındaydı besbelli . Selim, Hüsne ve Mevlüdiye   Sobanın yanına  dibidibine serili yer yataklarında uyuyorlardı. Şerif bir köşeye sinmiş bize bakıyordu.  Hepsinin aralarında iki yaş vardı. Hüsne' de benim öğrencimdi.

İkinci sınıfa gidiyordu. Çok akıllı ve Çalışkan bir kızdı. O arada gözüm Selim ‘ e takıldı. Yastığının altına bir şey saklamıştı sanki. Meğer bayramlık ayakkabısıymış ! Öyle masum bir yüzü vardı ki, tombiş yanaklarından kan dökülüyordu sanki.uzun kıvrık kirpikleri yanağının yarısını kapatmıştı sanki.

İçimden gülümsedim ona bakarken.  “ Tombul Selo “ derdim ona. O ‘ nu ne zaman görsem, elinde bir kaşık, önündeki sahandan ha bire pilav ya da yoğurt kaşıklardı. Sonra gözüm melekler gibi uyuyan Hüsniye’ ye takıldı.  Omuzlarına dökülen düz sarı saçları yüzünün yarısını kapatmıştı. Çocuk yaşta olmasına rağmen bir genç kız edası vardı onda. Kibar ve zarif bir kızdı. Okumayı, öğretmen olmayı çok istiyordu. Ben onun idolüydüm. Ev sahipleri gelinceye kadar sobanın başında ısındık. Ev sahibimin büyük oğlu Bekir içeriye girdi. "Hoşgelmişsiniz Hocam, Cemal Abi hoşgeldiniz bayramınız mübarek olsun “.

Abimle birbirimizi üzmemek için gülümsemeye çalışıyorduk.  Bekir gitti ocağa çay koydu. Epey ısınmıştım. Ev sahibimle madem ki altlı üstlü oturuyordum, madem ki bu bayram gününde bizi yalnız bırakmamış, yanımızda olmuş, garipliğimizi hissettirmemişler, o zaman benim de işin bir ucundan tutmam gerekirdi. Öncelikle ilk yapacağım iş ; bayramdan bir hafta önce Ayşe Teyze' nin gelini Döne ile  üvey  kızı  Döndü Abla'nın özene bezene  açıp pişirdikleri yufka ekmekleri sulamaktı.

Nuriye ‘  yi çağırdım yardım istedim. Yere açtığımız temiz bir örtü üzerine kat kat  bir karnabaharı andıran  incecik ekmekleri avucumuza su  alıp   hafif hafif su püskürterek suladığımız ekmekleri üst üste getirerek çıkının ağzını örterek bekletip yumuşatmaya bıraktık. Evin bahçesinde yetiştirilen karın altından topladığımız  soğan ve maydanozları güzelce yıkayarak Kilis usulü pivaz yaptım.

Kurutulmuş patlıcan ve kırmızı biberleri sıcak suda beklettikten sonra doğrayıp , tereyağında kızartıp sosladım. Daha önce bunları kahvaltıya hazırlayamıyordum.  Erkenden okula koşturuyordum. Sabahları da erkenden ev sahiplerim bostana, tarlaya gidiyorlardı. 

Bu bayram sofrası olacaktı.  Kahvaltı sofrasını hazırladığım esnada ev sahiplerim içeriye girdiler.  Önce abim sonra ben Ayşe Teyze' nin ve Ali Amca’ nın  ellerini öperek bayramlaştık.  O an yağmur damlacıkları dolu bir bulut gibiydim.   Ali Amcanın :

“ Sizin de Bayramınız mübarek olsun kızım demesiyle ve sarılıp öpmesiyle birden  hıçkırmaya başladım. .. çocuklar gibi ağlıyordum.  Uzun bir süre burnumu çeke çeke  ağlamışım. Sonra Ayşe Teyze :

 “ Aman be  gızım ağlama artık , bah bizi de ağlatacan  şimdi... biz n'apak! Bir oğlum er, öteki gurbette ne edek anam.. gelemediler işte!! "diye tülbentinin ucu ile gözlerini silince sustum. Çocukluk ettiğimi anladım.

- Kusura bakmayın ne olur, sizi de üzdüm.. Özür dilerim dedim.

“ Bah  gızım ,sen bize ananın  emanetisin. Sen de  gızımız sayılırsın. Kısmet değilmiş, bayramda memlekete gidemediniz ama , burası da evin. Bizleri ana, baba  belle  , gariplik çekme !"

Bayramda beraber olduğumuz için biz çok memnunuk  halımızdan.. karlar eriyince gidersiniz . Burada kavurmamızı yapar keyfimize baharıg, tamam mı gözel gızım ! “

DEVAM EDECEK

AYSEL MASMANACI BEŞOĞLU

 1. 11 . 2017