GURBETTE BAYRAM VELİLERİMLE BAYRAMLAŞMA / Bölüm  : 3


" HAYAT ESİNTİLERİ" Romanımdan.

17 yıldan beri ilk defa ailemden ayrı geçirdiğim buruk bir Kurban Bayramının ilk günü bitivermişti. 

Akşam yemeğinden sonra evime çıktık abimle. Abim yorgun olduğu İçin erkenden uyudu. Ben de teneke sobamda çatırdayarak yanan odunların ateşinin ve karın aydınlattığı odamda yatağıma uzanarak hüzünlü gurbet temalı bir şiir yazdım.

Yazdığım sayfalar dolusu şiiri kim bilir kaç defa yırtıp attım. Sonra da onları sobada yaktım. Şu son dört gün içinde yaşadıklarımı gözlerim kapalı olarak, film şeridi gibi gözümün önünden geçiriyordum.

4 gün önce askerden terhis olan abim yanıma geliyor... Ertesi günü Kurban Bayramına ve Bayramı müteakip sömestr tatiline birlikte memleketim olan Kilis‘e gitmek üzere yola çıkacağınız gün kar daha da yoğunlaşıyor. Umudum iyice yok oluyor Abime bu havada yola çıkmanız imkânsız diyorum.

Lakin O asla gitmekten vazgeçmiyor. Sonunda gidebiliriz sanarak Ahmet Abi ‘  nin traktörünün römorkunun üstünde yola koyuluyoruz. Köyü 10 Km. gitmeden traktör Tohma Çayı' nın bitiminde dağın eteklerinde kara saplanıyor.  O tipide tam 9 saat dağda kalıyoruz...

Ahmet Abi' nin karları eşeleyerek bir ağılı buluşu, ağıla sığınmamız, ağılda çobanların bıraktıkları birkaç çalı çırpı ile ateş yaktığımız, soğuktan artık soğuğu hissetmeyen ellerimizi ateşe uzattığımızda vücudumda bir karıncalanma ile oraya yığılıp kalışım...   (donmuş ve baygın olarak ölümle yaşam arasındaki sınırda Hulusi Ağa' nın evine getirilişim, köylülerin beni ayıltmak için çabaları, köyde benden iki yıl önce öğretmenlik yapmış, köye misafir olarak gelen Müslüm  Öğretmen' in  talimatları  ile köydeki kadınların beni kar ile ovarak hayata döndürmek için uğraşmaları,  kendime geleyim diye sille tokat vurmaları, öldüm sanarak başımda ağıtlar yakarak ağlayışları, vücudu bana göre kara ve soğuğa daha dayanaklı olan abimin yarı baygın oluşu dışında kadarki yaşadıklarımı ) her şeyi hatırlıyorum.

Üzerimden bir kamyon geçmiş gibi takatsiz halde iki gün yataktan çıkmayışım, halen yağmakta olan karın bitip tükenmeyişi... sonunda... memlekete gidemeyişim, bayramda karın tutsağı olarak köyde kalışımız...

İşte sonuçta yine kördeyim. Bayramın 2. günü... Horoz sesleri ile gözümü açıyorum. Camdan dışarı bakıyorum. Kar kesilmiş ne güzel...  Pırıl pırıl Güneş ışıkları yerlerdeki, evlerin çatılarındaki karların üzerine yansımış, göz alıcı kar aydınlığı gözlerimi kamaştırıyordu. Kapının önündeki karları kürekle temizleyen Ali Amca' ya seslendim:

- Günaydın Ali Amca... Nasılsın?  Yollar açılmış mı, giden gelen var mı Darende ‘ye?

  “ Yok hoca... daha giden de yok, gelen de... yollar kapalı. Belediye  duz serpmeden de  goley goley açılmaz gayrı."

Umutsuzca camı kapattım. Abim sobayı yaktı. Kahvaltımızı yaptık. Ev sahiplerine daha fazla yük olmak istemiyordum. Öğrencilerim bugün annelerinin benimle bayramlaşmaya geleceklerini söylemişlerdi. Misafirlerime ikram için bir şeyler hazırlamam gerekti. İki tepsi kek çırparak ev sahiplerinin kuzine fırınına sürdüm. Koca bir kazan patatesi haşlayıp bir tepsi de patates salatası yaptım. Arkadaşım Döndü de bir tepsi kömbe yapmıştı sağ olsun.

Öğlen saatlerine yakın kapım çalındı..20-25 kişi bayan velilerim geldiler… Kiminin elinde et, kiminin elinde bir çıkın yufka ekmek, kiminin bir sitil yoğurt, kiminin süt, kiminin tereyağ, kiminin elinde bir torba kuru kayısı... 

Bayramlaştık. Ayşe teyze' yi de çağırdım. Nuriye ve gelen velilerimin genç kızları çay dağıttılar.  Bir çoğu da benden kek tarifi aldılar.  Bir ara Hatice Teyze : - “ Hoca yarın düğünümüz başlıyor.. geleceksin değil mi düğünümüze? Dedi.

Bizim çocuklar sana okuntu getirdiler değil mi?

-Getirdiler sağolun, Ayşe Teyzeye’ de getirdiler. Birlikte kısmet olursa, yollar  açılmaz da gidemezsen gelirim Hatice Teyze. 

“ Daha 3-4 günece açılmaz... gelirsin, gelirsin... “ dedi.

İçimden  :  - Eyvah  !  yine kaldım buralarda...!  Diye geçirirken,

- Tabii, gelirim dedim.

İçlerinde torununu okuttuğum, köyün ağasının hanımı Zöhre Teyze ,

“  Bak hoca... evde yalnız oturma, bizlere de gel..

-Gelirim, sağolun, ayaklarınıza sağlık.  Hediyeleriniz için teşekkür ederim. Zahmet etmişsiniz.. hiç gerek yoktu dedim.

“ Olur mu? Bizde adettendir. 

Onları yolcu ettikten sonra velilerimin hediyelerini ev sahiplerine indirdim. O kadar yiyeceği ben tek başıma nasıl yiyecektim? Hem kim bilir belki de yollar açılır gidebilirdim de... Böyle bir ihtimale kendimi inandırmaya çalışıyordum ama, imkansız olduğunu da biliyor, hissediyordum. Biraz dinlenmek için yukarı evime çıktım. Düşünüyordum bir yandan tabakları ve bardakları toparlarken köyde kalışım, köy halkının beni benimseyip sevmelerini, bana ne kadar değer verdiklerini anlamamı sağlamıştı. ve... çok mutluydum... Her şeye rağmen! 

Birden TSM den çok sevdiğim bir şarkı geldi aklıma...

Bu şarkıyı daha 6 ay önce mezuniyet gecemizde Müzik hocamız Rahmetli Sünel Kalyoncu’ nun çaldığı piyano eşliğinde söylemiştim... Sanki başıma gelecekleri bilmişim gibi!

Şarkının sözleri şöyleydi:

GURBET O KADAR ACI Kİ,

NE VARSA İÇİNDE...

HERŞEY BANA YABANCI,

HER ŞEYBAŞKA BİÇİMDE...

NE BİR ARZUM, NE EMELİM,

YARALANMIŞ BİR ELİM!

BEN GURBETTE DEĞİLİM!

GURBET BENİM İÇİMDE!

Ayser Masmanacı Beşoğlu.