Pandemi Döneminde Yüz Yüze Eğitim


Korona pandemisinin başlamasıyla insanların sadece sağlıkları değil aynı zamanda eğitim ve çalışma hayatları da etkilendi. Hatta bütün yaşam alanları kovit-19’dan etkilendi. 


Başlasın mı başlamasın mı derken okullarda yüz yüze eğitim başladı. Öncelikle hayırlı uğurlu olmasını dilerim. Eğitim olmazsa olmazımızdır. Bilimin tecrübenin medeniyetin nesilden nesile aktarılması eğitim yoluyla olmaktadır. Yetmedi eğitim ile birlikte başta çocuklarımız olmak üzere insanlar daha sosyal, daha verimli olmaktadır. Ruhi ve fiziki sağlığa da yüz yüze eğitim hayatının katkıları vardır. Bütün bunları bir teorik bilgi olarak değil, bizatihi yaşanan gerçekler olarak görüyoruz. 


Yüz yüze eğitimdeki aksama, öğrencilerin moral değerlerini de etkiledi. Akademisyen ve sağlık sektöründe bulunmamız hasebiyle birçok insandan şikâyet alıyoruz. Çocuklar evden çıkmıyor, kitap da okumuyorlar, online eğitim onları motive etmiyor şeklinde. Yapılan araştırmalara göre çocukların okuduklarını anlama oranlarında da ciddi düşüşler tespit edilmiştir. Fiziki olarak daha durağan bir yaşam söz konusu olunca, hareketsizlik, obezite daha yoğun görülmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak da hastalıklarda artış gözlenmiştir. 


Korona döneminde yüz yüze eğitim konusunda her devlet kendine göre farklı uygulamalar yaptı. Kimisi okulları açtı, kimileri kapattı, kimileri bazen açtı bazen kapattı; kimileri ise eğitime ara vermedi ama kapalı alanları değil de açık alanları eğitimde devreye koydu. 


Bizim ülkemiz bu dönemde daha çok okulları kapatmayı, eğitimi yüz yüze değil de online olarak yürütmeyi tercih etti. Ancak online eğitim için gereken alt-yapı ve sosyo-ekonomik zorluklardan dolayı eğitimde fırsat eşitliği daha da zarar görmüş oldu. Dünya çapındaki rakamlara baktığımız zaman bulunduğumuz ‘lig’ hiç de iç açıcı değil. Ülkemiz, OECD ülkeleri içerisinde okulların en çok kapalı olduğu Slovakya, Kostarika ve Kolombiya gibi ülkelerin yanında ilk 5'te yer aldı. Bu durumu ifrat ve tefrit ifadeleri ile anlatabiliriz. Kolaycılık, sorumluluktan kaçma, eğitimin önemini kavrayamama şeklinde de yorumlayabiliriz. Salgının ilk başladığı dönemde elbette okulları kapatmanın bir açıklaması olabilir. Ancak salgın hakkında bilgiler ve tecrübeler arttıkça, kapalı kalma dönemi bu kadar uzamamalı idi. Okullar ilk açılan, ancak son kapatılacak kurumlar olacak şekilde tedbirlerin alınması gerekirdi. 


Okullar öğrenciler, öğretmenler, yardımcı personel, tedarikçiler ve çözüm ortakları ile toplumun özetidir. Önemine paralel, tedbirlerin de bu ciddiyette ele alınması gerekmektedir. 

Öncelikle yapılması gereken risk gruplarının belirlenmesi ve bunlara uygun uygulama modellerinin ortaya konmasıdır. Ayrıca okulları bütünsel olarak kapatıp açma değil, bölgesine, şehrine hatta semtine göre gerekirse daha modüler yaklaşımlarla çözüm üretilmelidir.