MECBURİ CİMRİLİK


Ülkemizde bugüne kadar yaşanan ekonomik krizlerin toplumsal hayata yansımaları birçok açıdan benzerlik arz eder. Krizlere alışmak istemese de her zaman kendini krizin pençesinde bulan halk, bir süreliğine kendini korumaya çeker. İdareli davranmak, planlarını ertelemek ve hatta mecburi ihtiyaçlarından kısmak gibi önlemler alır.

 

Şiddeti ve süresi itibariyle geçmişteki örneklerini mumla aratır hale gelen mevcut ekonomik krizin ise, toplumumuz ve insanımız üzerindeki yıpratıcı ve yıkıcı etkileri daha farklı bir şekle bürünmeye başladı. İnsanlar kriz dönemlerinde aldıkları koruyucu ve kurtarıcı önlemlerin ötesine geçerek, ciddi bir cimrilik psikolojisi ile bütünleşmeye başladılar. Mecburi bir cimrilik anlayışıyla hareket etmeye başlayan insanlar, ekonomik kıskaç daha da daralmaya başlayınca kendilerine ve ailelerine karşı da cimrileştiler. Haddinden fazla bir kısıtlama ile hayatı kendilerine ve çevrelerine zehir eden bu insanlar adeta cimriliğin maksimum noktasına çıkıyorlar.

 

Toplumsal cimrilik giderek toplumda yayılıyor. Birbirlerine yemek ısmarlayan, tatlı ikram eden, hediyeler alan insanların sayısı gün geçtikçe azalıyor. Toplumsal münasebetlerin temelini oluşturan, insanlar arasındaki dostluk ve arkadaşlık ilişkilerini sağlamlaştıran bu tür hediyeleşme ve ikramların azalması ile birlikte, insanlar arasındaki uçurum da her geçen büyüyor. Arkadaşlar veya akrabalar arasında yaşanan parasal konulardaki anlaşmazlıkların kırıcı boyutlara ulaştığının görülmesi insanlar arasındaki bağların giderek zayıfladığına dair önemli bir delildir. Bu şekliyle içinde bulunduğumuz süresi ve şiddeti giderek artan krizin, insanımızın sıkıntılı günler yaşamasına neden olduğu ve aynı zamanda insanların ve toplumun ahlak ve yaşantısında ciddi tahribatlara yol açtığı inkâr edilemez bir gerçektir.        

 

Bırakın ekonomik krizi savaş halinde dahi elindekini paylaşmaktan, vermekten, ikram etmekten geri durmayan ülke insanımız, içinde bulunduğumuz durum neticesinde kendi kendine dahi cimri olmaya başladı. Üç beş kuruşun hesabını yaparak yaşantısını devam ettirme çabası içerisindeki insanlar elbette içine düştükleri durumdan rahatsızlar. Yaşadıkları hayatın kendilerine layık olmadığı inancını hep birlikte paylaşıyorlar.

 

Ancak şu iyice anlaşılmalıdır ki, ülkede kriz yok, bize dokunmaz, teğet geçer diyenlerin milletin bu haline duyarlı olması ve çözüm getirmesi elbette mümkün değildir. Bu işin üstesinden yine milletin kendisi gelecektir. Oyunları ters yüz edecek, yanlışı doğrudan, gerçeği sahtesinden ayırt edecek yine milletin ta kendisidir. “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünün gerçek manasını kavrayanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.

 

Hangi hal ve ahval içerisinde olursa olsun, bütün zorluklara karşı koymayı bilen, istenmeyen durumlardan bir çırpıda sıyrılan ve özünde mevcut güzel hasletlere ulaşması an meselesi olan bir millet olduğumuz akıldan çıkarılmamalıdır. Bütün bu güzelliklerle donatılmış bir millet olarak bize düşen vazife ise, elhamdülillah iyiyiz, kriz bize dokunmaz diyenlere karşı “cimri”, yabancılara peşkeş çekilen zenginliklerimizi halkıma dağıtacağım, fakirliğe elveda diyeceksiniz, geleceğinizden endişe etmeyeceksiniz diyenlere karşı “cömert” olmaktır.

 

Selim BAYTÜRKMEN