KİLİS TARİHİNDE YOLCULUK


Kilis, tarihi, coğrafi, stratejik, kültürel ve ticari konumu itibarıyla yüzyıllardır bir çekim merkezi olmuştur. Çivi yazısı ile yazılmış bir Asur betiğinde” Ki-li-zi” yerleşiminden söz edilmekte olup burasının “Kilis” olduğu söylenmektedir.

 

Roma İmparatorluğu kaynaklarında Kilis, Azeze bağlı bir köy olarak geçer. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde ise şöyle yazılmaktadır; Yıl 1648, Kilis Halep’in batısındadır, şehrin dört tarafı kale şeklinde yüksek kerpiç duvarlarla çevrili olup bir kalesi vardır, şehre sekiz kapıdan girilir, şehrin beş mahallesi olup dört bin altı yüz altmış hanesi vardır, nüfusu ise 24 bin olarak geçer. Ayrıca Kilis “Şam ucu” adıyla bilinir, başka bir ifadeyle “diyarı Şam” bu bölgenin emin yer olduğunu İslam kaynaklarından öğreniyoruz.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bir gün arkadaşlarıyla oturup sohbet ederken “diyarı Şam emin beldedir” buyurmuşlardır. Kilis hicri 18 de Hz. Ömer zamanında, Ebu Ubeyd’e Bin Cerrah komutasındaki orduyla, üç bin sahabenin şehit verilmesiyle İslam topraklarına katılmıştır.

 

Bu sahabeler arasında Vahiy kâtibi Şurahbil bin hasene, Peygamberimizin hekimi Muhammed el Bedevi, Peygamberimizin Şımart başı Şeyh Mansur gibi… 

 

1250 de Memluk egemenliğine giren Kilis ciddi bir onarımdan geçer, bugünkü kent merkezi olan yerde alışveriş ve ticaret merkezi oluşturulur.24 Ağustos 1516 da Yavuz Sultan Selimle Osmanlı toprağına katılır.  

 

Kilis halkı Horasan ve Türkistan kökenli olup Oğuz boyundandır. XIX. Yüzyıllarında Kilis, sanayi, ticaret ve kültür kenti olduğu vurgulanır. Şehirde 47 camii,12 mescit,24 medrese, 3 kilise, 5 hamam,740 dükkân,7 han, 11 fırın, 120 kumaş dokuma yeri,15 kıraathane ve 1 eczana faaliyet göstermektedir. XX yüz yılın başında Avrupalıların işgaline karşı kahramanca koyduğu mücadelede sayısız kahraman çıkaran Kilis, ne yazık ki 400 köyden 300 nü, topraklarını ve nüfusunun bir kısmını Suriye ye bırakmak zorunda bırakılmıştır.  

 

Genç Cumhuriyetle yaralarını sarmaya çalışan Kilis ve kahraman halkı, uzun zaman tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştır, develerle ticarete başlayan Bezirgân Mehmet ve oğulları, tahta tekerlekli at arabasıyla ticareti ve nakliyatı devam ettirmişlerdir. Yetmişli yılların sonu seksenli yılların başlarında ise kamyon ve tır nakliyatçılığı kendini göstermiştir, daha sonra ihracatçılık öne çıkmıştır, bu gün iki üç fabrikanın faaliyet gösterdiği kentimizde, yetersiz sınır ticareti ne öldürür nede güldürür cinsten, tek devlet yatırımı olan tekel suma fabrikası yandaşlara peşkeşle özelleşince bağcılıkta yok olmakla karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla Kilis emekli yeri tabiriyle anılır olmuştur. Umarız Kilislimiz uyanık olduğunu kısa sürede hatırlayıp hak ettiği yerlere gelecektir.

 

Yusuf YAKUT