Dinlerarası Diyalog’dan Deizm Tuzağına-II

Dinlerarası Diyalog'dan Deizm Tuzağına-II

Bir önceki yazımızda Deizm'in 'bir yaratıcının olduğunu' kabul eden ama yaratıcının yaratmış olduğu evrene/dünyaya müdahale etmediğini ilke edinen dolayısı ile peygamberleri, kitapları ve dini reddeden bir anlayışı ifade ettiğini, başka bir deyimle Deist için bir ilaha inanan 'dinsiz birey' denilebileceğini belirtmiş ve;

03 Ocak 2019 - 09:23 - Güncelleme: 03 Ocak 2019 - 12:25

1- 'Bir Deist de Allah'a inanmaktadır' yalanı,

2- 'Bir Deist de ahiret gününe inanmaktadır' yalanı

 

başlıkları altında değerlendirmelerimize başlamıştık. Bir önceki yazımıza www.yenimesaj.com.tr adresinden erişebilirsiniz. Yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

3- 'Bir Deist, bir dine değil ama dinlerüstü ortak paydaya (bir ilaha) inanmaktadır' yalanı:

 

Kırk yıla yakın bir süredir Dinlerarası Diyalog altında deyim yerindeyse 'İsevi Müslüman' modeli ortaya koymaya çalışan mantığın yeni tuzağıdır bu aslında. Bir bakıma Musevilik, Hristiyanlık, İslamiyet ile birlikte Budizm, Şintoizm gibi kendi deyimleri ile 'yeryüzü dinlerinin' sözde ortak paydasından bahsedilerek Müslüman'ın yine inanç zaafiyetinden faydalanılarak sözde İslamiyet'i de kapsayan sözde yüksek bir modelmiş gibi sunulmaktadır.

 

Modern insanın 'diğer insanlardan ayrışma, farklı olma, öne çıkma' duygularının dini inancı ile birlikte kendisine karşı kullanıldığını görmekteyiz tam da bu aşamada. Popüler olmanın, ayrışmanın  yaygın bir şekilde kazındığı zihinlerin inançlarındaki zaafiyet kalbini de 'farklılaşma' adına bu tür akımlara açık hale getirmektedir. Bir sonraki aşama ise daha kolaydır zira 'dinlerüstü din' terimindeki sözde üstünlük hissinin yerleştirilmesi yeterlidir.

 

Kendisini hala yarı Müslüman olarak gören birey güya İslamiyet'i de kapsayan ortak bir dine inandığını zannetmektedir. Deizm'in ilkesel olarak tüm dinleri reddettiğini bu aşamada görmesi bile mümkün olmayabilir.

 

Amaç doğrultusunda bireyin iyi bir Deist olup olmadığının da aslında bir önemi de yoktur – önemli olan Müslüman olmamasıdır. Bu noktada kişi zaten Müslüman da değildir– zira bir Müslüman için Allah, sıfatları İhlas suresinde ve Kur'an'ın tümünde belirtilen yaratıcı, din ise Resulullah'ın bizatihi yaşadığıdır.

 

Deist rıhtımına çekilen kişinin geldiği noktada ise artık sıfatları belirsiz 'herhangi' bir ilah ve özde dinsizlik mevcuttur. Başka bir deyimle kişi farklılaşarak üstün olma hissiyatı altında ufak bir bedel karşılığında Müslümanlığını değişmiş durumdadır.

 

4- 'Bir Deist, İslamiyet ile de ortak ahlaki paydaları yaşamaktadır' yalanı:

 

Burada Deizm'in aslında Hümanizm ile ortak bir paydaya geldiğini söylersek doğru bir ifade kullanmış oluruz. Tam da bu noktada Müslüman bireylerin 'yaratılanı severiz Yaratandan ötürü' inancı sömürülmekte ve Müslüman'ın gerçekte Allah sevgisinden gelen merhameti zaafiyet olarak kendisine karşı kullanılmaktadır.

 

Bir Müslüman şüphesiz merhametlidir, kişilere ve olaylara hüsn-ü zan ile yani iyi niyetle bakar ama bir Müslüman Allah'tan daha fazla merhametli de değildir ya da başka bir deyimle Allah'ın, cehennemi hak ettiğini bildirdiklerini ateşten kurtarabilecek bir merhamet de, güç de var olmamıştır ve olamayacaktır da.

 

Ayrıca bir mümin birey için yalan söylememek, fakire yardım etmek gibi İslamiyet'in emri veya tavsiyesi niteliğindeki iyilikler Allah'ın rızasını kazanma niyeti taşırken bir Deist için iyilikte bulunmak özünde ve tepe noktada bile ancak Hümanist bir yaklaşım içermektedir ve insan merkezlidir, insanların hoşnut olması esasını taşır. Ayrıca her bir Deist ve her bir Hümanist farklı bir hoşnutluk anlayışı taşıması sebebi ile de kendi içinde de ortak bir paydaya sahip değildir.

 

Tüm bunlara ilaveten mümin birey için 'doğru olanı' Allah belirler ve 'doğrular' vahiy kaynaklıdır, bir Deist için ise 'iyi olan' Hümanizm kaynaklı, insan merkezli ve aynı zamanda kişilere göre de değişkendir. Allah'ın 'onlar diridirler' dediği ve cennetini vaad ettiği şehitlik makamı hangi Deist için gerçekten bir anlam taşıyabilir ki?

 

Sonuçta birey ortak ahlaki payda cümlesinin çekiciliği altında Allah'ın rızasını arayan Müslüman olmaktan çıkartılarak insanların rızasını arayan bireye dönüştürülür ve ahlaki yönden de İslamiyet'ten hızla uzaklaşması sağlanır.

 

(Devamı bir sonraki yazımızda...)

Cem Kayalı

Yeni Mesaj Gazetesi

(Kilis Postası Haber Merkezi)

Bu haber 489 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kilis'te Üniversite Tercih Danışma Büroları Oluşturulacak
Kilis'te Üniversite Tercih Danışma Büroları Oluşturulacak
Musabeyli'de Hz. Aişe Camisi Törenle Açıldı
Musabeyli'de Hz. Aişe Camisi Törenle Açıldı