Kerbela cephesinde zulüm hala devam ediyor


Her Muharrem ayı girdiğinde hüznümüz artar. Muharremin 10'u peygamberimizin ciğerparesi Hz. Hüseyin efendimizin şehadete yürüdüğü gündür. Kerbela vahşeti daha önceden peygamber efendimiz tarafından haber verilmiştir. Hz. Hüseyin efendimiz de olacakları bilmektedir. Bu mücadele, Ehl-i Beyt yarenlerine örnek insan modeli olarak kıyamete kadar baki kalacaktır. Yezid, İslam toplumunun başındadır ancak uygulamalarının İslam ile ilgisi yoktur. Müslümanların tevhidi zarar görmektedir. Hak değil, güç esas alınmaktadır. Maslahat hastalığı yani durumu idare etmek bulaşıcı bir mikrop olarak ortaya çıkmıştır. Maslahat hastalığını, bana dokunmayan yılan bin yaşasın olarak ifade edebiliriz. Muaviye döneminde olsun, yezid döneminde olsun yaşananlar bütün müslümanları rahatsız etmektedir. Öyle bir noktaya gelinir ki Kûfeliler başta olmak üzere halk Hz. Hüseyin'e çok sayıda mektup göndererek O'nu göreve çağırmaktadır. Netice de Hz. Hüseyin efendimiz gelişmeler karşısında Kûfe'ye gitmeye karar verir.

Burada asıl mesele tevhid'in önündeki engellerin ortadan kaldırılmasıdır. İmam Ali efendimiz birliğin temini için nasıl başa geçinceye kadar sessiz kalmış ise, o günün koşullarında Hz. Hüseyin efendimiz de tevhid için Kûfe’ye yolculuk ve aksiyon kararı almıştır.

Hz. Hüseyin efendimizin, Kûfe yolundayken karşılaştığı Ferezdak'ın Kûfelilerin durumunu özetleyen "İnsanların gönülleri seninle, ancak kılıçları sana karşı" ifadesi çok anlamlıdır. Toplumu ifsat eden sosyolojik, psikolojik mikrop bu işte. Bu hayatın her sahasına nüfuz edebilen bir hastalık. O günden bu güne bakıldığı zaman insanların gözünün ve gönlünün önündeki engelin, bağın da bu olduğu görülüyor. İnsanlar kendilerini bu maslahat ile avutuyorlar. İşte Kerbela bu göz ve gönül bağının sökülüp atılması anlamına geliyor aynı zamanda.

Hz. Hüseyin efendimiz yanındakilere ayrılabileceklerini söyler. O kararlıdır, O sayısal güce değil, hakka inanmaktadır. O hak mücadelesini vermektedir. Nitekim öyle de yapıyor, 72 yareni ile birlikte şehit oluyor. Bir tarafta Allah için eziyet çile çeken Ehl-i Beyt diğer tarafta ise şahsi ihtiraslarının kurbanı yöneticiler ve durumu idare eden maslahatçılar.

Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, bugün de geçerli olan bu kurallardır. İnsanlar denenmektedir. Neticede varılacak menzil, mahkeme-i kübradır.

Yerel uygulamalardan tutun da, genel uygulamalara kadar yapılanlara birer örnek verelim.

Kerbela münasebetiyle etkinlikler yapılıyor. İfadeler aşağı yukarı benzerlik gösteriyor. Bütün müminler kardeştir, Hz. Hüseyin hukuk, adalet adına baş koydu, İslamın evrensel değerlerini yaşatma adına varoluş mücadelesi verdi, kıblemiz, hüznümüz duamız bir ve buna benzer ifadeler kullanılmaktadır.

Bunlar durumu idare etmek üzere söylenen sözler, özü ifade etmiyorlar. Bir kere Hz. Hüseyin'in karşı çıktığı o dönemde İslamın halifesi sıfatını taşıyan yezid'dir. Yetmedi Hz. Hüseyin'i şehit edenler namaz kılan kişilerdir. Yetmedi gönülleri Hz. Hüseyin efendimiz ile olan cephede bile onun arkasında namaz kılan kişilerdir. Özet olarak gönüllerin Hz. Hüseyin ile olması kurtuluş ve necat gerekçesi değildir. Önemli olan ortaya konan aksiyondur. Kişinin yönünü ve yerini belli etmesidir. 

Bir başka açıdan bugün İslam alemini tarumar eden projeler yoğun olarak yaşanıyor. Büyük Ortadoğu projesi, Arap baharı ve adı ne olursa olsun işgal projeleri yaşanıyor. Günümüzde sinirbilimin (nörobilim), psikoloji, sosyoloji ilminin gelişmesi ile yapay zekanın gittikçe artan şekilde günlük hayata girmesi ile birlikte "algı" daha kolay yönetilmeye başlandı. Emperyalist güçler bunu kullanmaktadır. İşgal ederken de, geri çekilirken de algıyı yönetmekte her geçen gün etki sahasını daha da arttırmaktadır. Buradan nemalanmak adına maslahat üzere hareket edenler kim olursa olsunlar Hz. Hüseyin'e karşı olanlardır.

Kerbela'da verilen savaş bitmemiştir, Kerbela yaşanmaya devem etmektedir. Biz kimin yanında yer alacağız, cevap verilmesi gereken temel soru budur. Bir kez daha altını çizelim. Tevhid demek birlik ve beraberlik demek çoğunluğun yanında yer almak, statüyü devam ettirmek değildir. Tevhid az veya çok hakk’ın yanında olmaktır. Hak ifadesi çoğunluk ile ölçülen bir kavram değildir. Hak Kuran demektir, Ehl-i Beyt demektir, hakkaniyet, adalet demektir, insan hakları demektir.

Ehl-i Beyt konusunda Kerbela ateşi hakkında maslahata karşı hayatı boyunca verdiği mücadele ile hak ve adalet kavramını yaşayan ve yaşatan üstadımız Prof. Dr. Haydar Baş hocamızı da minnet ve hasretle anıyorum.