Kilisin en eski eğlencelerinden biri olan hikaye anlatıcılarının, o günleri yaşayan Kilisli vatandaşların gönlünde tatlı bir hatıra olarak yerini koruduğu görülüyor.
O günleri yaşayan birçok Kilisli, Ramazan ayında kahvehanelerde anlatılan hikayeleri çevrelerindeki herkese büyük bir keyif ve özlemle aktarıyorlar. Ramazan Ayının ilk günü başlayıp sonuna kadar devam eden bu sosyal etkinliği Kilislilerin büyük ilgi ile takip ettiği ifade ediliyor. İşte o tarihlerde anlatılan kısa bir hikaye:
Zamanın birinde Padişah ve veziri tebdili kıyafet yapıp halk arasında dolaşmaya çıkmışlar. Sıcak bir yaz günü tam da yorgun düştükleri bir anda, sokakta bir şerbetçinin söylediği mani dikkatlerini çekmiş. Yaklaşmışlar Padişah ve vezir şerbetçinin yanına ve birer bardak şerbet istemişler ama söylediği kafiyeyi tekrarlaması şartıyla, şerbetçi
Adım Habip ben Habip
Şerbet satarım şebip
Uzun boylu kuyu eşen
Yüzü üstü genni düşer
deyip vermiş şerbetleri tebdili kıyafet yapan padişah ve vezirine. Padişah afiyetle içtiği şerbetin ardından şerbetçiye dönmüş ve şöyle demiş: Ben Padişahım bu da vezirim. Söylediğin kafiyeyi çok beğendim. Senden hergün saraya gelip aynı maniyi söyleyerek bana şerbet vermeni istiyorum
Şerbetçi kısa bir şaşkınlık geçirdikten sonra, Padişahın isteğini kabul etmiş. Padişahtan emri alan şerbetçi her gün yükünü yüklenip erkenden sarayın yolunu tutmaya başlamış. Kendisine gösterilen yerde padişahın gelmesini bekler, padişah geldikten sonra da manisini söyleyerek şerbetini padişaha sunarmış. Ve padişah şerbetçiye bu hizmeti karşılığında bir altın verirmiş.
Şerbetçi günler aylar boyunca padişaha şerbet vermeye ve karşılığında bir altın almaya devam ederken, bu durum vezirin zoruna gitmeye başlamış. Şerbetçinin hergün aldığı bir altın vezirin gözüne batmaya ve onu rahatsız etmeye başlamış. Vezir düşünmüş taşınmış ve şerbetçiye bir oyun hazırlamış.
Şerbetini vermek üzere erkenden saraya gelen şerbetçinin yanına yaklaşan vezir, Bak, iyisin hoşsun ama padişah senden şikayetçi demiş. Bu duruma şaşıran şerbetçi nedenini sorunca vezir Ağzın kokuyormuş, padişah rahatsız oluyor diye cevap vermiş.
Bunu duyan şerbetçi o sabah padişaha şerbeti verirken yine manisini söylemiş ama ağzının kokusundan rahatsız olmasın diye yüzünü çevirmiş. Bunu gören padişah merak etmiş, şerbetçi
gider gitmez veziri hemen huzura çağırmış ve sormuş. Vezir şöyle demiş Efendimiz, ağzınız kokuyormuş, şerbetçi de bundan rahatsız olup yüzünü dönüyormuş.
Bu cevabı işiten padişah Yarın gelir gelmez o şerbetçinin kellesini vurun diye emir vermiş. Vezir hemen işe koyulmuş, şerbetçinin malzemelerini bıraktığı odaya bir cellat yerleştirip, cellata buraya kim girerse onun kellesini vuracaksın diye emretmiş.
O sabah şerbetçinin mahallesinde cenaze olduğu için şerbetçinin annesi oğlunu saraya göndermemiş. Bundan haberi olmayan vezir bir süre sonra hiç sevmediği şerbetçinin ölüsünü görmek için odaya kafasını sokar sokmaz, cellatın keskin kılıcı altında can vermiş.
Ertesi sabah saraya gelen şerbetçi olanlardan habersiz padişaha şerbetini yine yüzünü dönerek sunmuş. Padişah sormuş, bana şerbet verirken neden yüzünü dönüyorsun Efendim sizin vezir ağzımın kokusundan rahatsız olduğunuzu söyledi. Ben de size hürmeten şerbetimi yüzümü dönüp verdim.
Bunu duyan padişah işin aslını öğrenmiş ve şerbetçinin manisindeki gibi Eşti de düştü, tuluğunu bırak sağ vezirimsin demiş. Bu vakitten sonra şerbetçi padişahın sağ veziri olmuş.









