• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Ekonomi
  • İslam
  • İlçeler
  • Kilis Güncel
  • Ulusal Kongreler
  • Analiz
  • Eğitim
  • Siyaset
  • Vefat
  • Spor
  • Bitki Rehberi
  • Güncel Haberler
  • Kültür & Sanat Teknoloji Sağlık Dünya Türkiye Videolar
  • Ara
SON DAKİKA:
12:34
BTP Kütahya Teşkilatı Yoncalı’da halkın nabzını tuttu
10:23
Son şampiyon Arjantin yarı finalde
10:18
Norveç eve,İngitere yarı finale gidiyor
10:10
BTP, Yalova’da vatandaşla buluştu: İlgi ve katılım yoğun
10:08
BTP Trabzon İl Başkanlığı’ndan TTSO ve Emniyet Müdürlüğü’ne ziyaret
10:05
BTP lideri Hüseyin Baş: 'Bu soykırımı unutmadık, unutmayacağız'
10:03
BTP Sarıyer'den İYİ Parti’ye ziyaret
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
  1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Arap Baharı ve Türkiye
Siyaset
Yayınlanma: 11 Ekim 2012 - 15:24
Güncelleme: 08 Mayıs 2013 - 12:35

Arap Baharı ve Türkiye

Kilis Postası ve Yeni Mesaj Gazetesi yazarlarından Op.Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi ile İcmal Dergisinin yaptığı röportajı derleyerek sizlerle paylaşıyoruz.

Siyaset
11 Ekim 2012 - 15:24
Güncelleme: 08 Mayıs 2013 - 12:35
TAKİP ETTAKİP ET
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Arap Baharı ve Türkiye

ARAP BAHARI SÜRECİNDE YIPRATILAN TÜRKİYE

Yaşadığımız zaman diliminde, dünyada ve ülkemizde yaşananlar itibarıyla tarihi bir süreçten geçiyoruz. Bu çağda yaşayan her insan yaptıkları ve olaylar karşısında verdiği tepkileriyle tarihe not düşmektedir. Çünkü yaptıkları ve yapamadıklarıyla sadece kendi hayatını değil, aynı zamanda toplumun ve devletin de geleceği konusunda fiili reyini kullanmış olmaktadır. Şartların bu kadar nazik olduğu bu dönemde, her zamankinden daha çok hal ve hareketlerimize dikkat etmemiz gerekmektedir. Bunun yanında doğru bildiklerimizi en yakın çevremizden başlayarak ulaşabildiğimiz kesimlere ulaştırmalıyız. Bu gerek konuşarak, yazarak gerekse yazılı matbuatı muhataplarına taşıyarak olabilir.

Yaşanan olaylar çok çabuk gelişiyor. Olayların perde arkasının kısa süre içerisinde deşifre olması da bu çağa mahsus bir durum olsa gerek. 

DECCALİYET

Son dönemki  hadiselere ‘deccaliyet’ damgasını vurmuş durumdadır.  Deccalin en büyük vasfı hakkı batıl, batılı hak gösterir olmasıdır. Kıyamet ile ilgili hadis-i şeriflerde deccalin vasıflarından teferruatlı olarak bahsedilmektedir. Deccalin özelliklerinden bazıları "yalancı, hilekâr; zihinlerde, iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen; her yeri dolaşan kötü ve uğursuz kişi" olmasıdır. Bakıyorsunuz ki, deccaliyet içinde gırtlaklarına kadar batmış olanlar bile deccali uzaklarında aramaktadırlar. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. İslam’ın ölçüleri açık ve nettir. Kuran ve sünnet çizgisi dışına çıkanlar, Ehl-i Beytin hayat ölçülerine ters düşenler deccaliyetin içine düşmüş demektir.

ARAP BAHARI BİR DECCALİYET PROJESİDİR

"Arap Uyanışı ve Orta Doğu’da Barış: Müslüman ve Hristiyan Perspektifler" konferansında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de yaşananları mezhepçilik temelinde ele aldı. O konferansa 100’ü aşkın konuşmacı katıldı. Katılanlar dinlerarası diyalog sahasında ün yapmış kişiler. Hıristiyan âleminden ise her kademeden gayrimüslim katıldı. Başpiskoposlar,  Kutsal Topraklar Hıristiyan Ekümenlik vakfı mensupları, Kudüs Hıristiyan Ortodoks Kilisesi Piskoposu, Ermeni Ortodoks Piskoposu Yardımcıları, Kudüs Patrikliği mensupları,  Ürdün ve Kutsal Topraklar Evanjelik Lüteryen Kilisesi papazlığı mensupları, Kıpti Katolik Kilisesi Piskoposları, papazlar ve daha neler neler katılanlar arasındaydı.  

Günümüzde ABD başkanı Bush’un ilan ettiği gibi bir haçlı seferi yaşanmaktadır. Müslüman aleminin bütün mağduriyetine rağmen, yapılan konferansta gayrimüslimle ortak payda aranmıştır. Üstelik, Sayın Erdoğan bölgenin asıl sahipleri Şiileri, ayrılıkçı unsur olarak ilan etmiştir. Daha da ileri gidip "Kerbela’da yaşanan neyse, açık söylüyorum bugün Suriye’de de yaşanan odur" diyebilmiştir. Sayın başbakan, Kerbela hakkında ya hiçbir şey bilmemektedir veya bile bile saptırma yapmaktadır. Bir kere Kerbela, Hakk’ın iadesi için batıla karşı bir duruştur. Suriye’de yaşananlar ise, ABD ve yandaşlarının işgal hareketi ve buna karşı verilen mücadeledir.

Suriye işgal hareketi bölgesel işgalin bir parçası olarak yaşanıyor. Baş aktör Amerika’dır.  ABD’ye yardım eden ise başta Türkiye ve Katar’dır. Bunun yanında Suriye halkının dostları adı altında devletler de desteklerini devam ettiriyorlar. Gün gibi açık olan muhaliflere desteğin bilgi ve belgelerini yine internet üzerinden isteyen herkes izleyebilir. Buna rağmen Sayın Başbakan’ın Suriye’deki işgali hiçbir dış müdahale olmadan yaşanan bir halk ayaklanması olarak ifade etmesini ancak kendi ruh sağlığı açısından değerlendirmek gerekir.

Sayın Başbakan’a ve arkadaşlarına Sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in Ehl-i Beyt külliyatını okumalarını tavsiye ederim. Sayın Baş, gerek eserleriyle gerekse öncülüğünü yaptığı uluslararası Ehl-i Beyt sempozyumlarıyla Ehl-i Beyt’in İslam’ın kurtuluş gemisi olduğunu, birliğin adresi olduğunu, Kerbela’nın ayrılıklara, işgale ve bozgunculuğa karşı verilen bir mücadele olduğunu ispatlamıştır.

Bugün kim hangi safta diye soracak olursak, aşikâr olan işgalcilerin Yezid’in tarafında; işgale karşı mücadele verenlerin ise İmam Hüseyin Efendimizin safında olduğudur.

TBMM DE KABUL EDİLEN TEZKERE İLE TÜRK ASKERİ, ARAP BAHARININ ASKERİ YAPILMAK İSTENİYOR

Günümüze damga vuran bir başka gelişme AKP ve MHP’nin müştereken çıkarmış olduğu savaş tezkeresidir. Suriye’ye karşı her an parmaklar tetikte beklemektedir. Daha düne kadar Suriye devlet başkanı ile ailecek tatile gidecek kadar samimi olan başbakan Erdoğan’a ne oldu da bu kadar hasım olabildi. Hadi sayın başbakanı bir kenara bırakalım, beraber bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar samimi olan bakanlar kuruluna ne oldu? Suriye devleti de başkanı Esat da değişmedi. Peki, Sayın Erdoğan ve kabinesi nasıl bu kadar değişebilir. Gerçi Sayın Erdoğan’ın ilk defa çark edişi değil bu. Bu haline artık alıştık diyebiliriz. Bu hali Sayın Erdoğan’ın ruh halinde mi aramak gerekir yoksa stratejik olarak ortak olduğu iradenin yönlendirmesinde mi aramak gerekir bu sorunun cevabı bulunmalıdır.

Başbakanın imzasıyla teklif edilen ve kabul edilen tezkere, AKP’nin Müslüman ülkelere karşı haçlı adına savaşma yetkisi almasıdır. Müslüman ülkelere karşı dememizin sebebi şu: Tezkerede gerekçe olarak Suriye’nin adı geçmiş olsa da, "hudut, şumul, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, TSK'nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi" için TBMM’den yetki alınmıştır, deniyor. Yani bir değil, birçok ülke söz konusu burada.

Amerika’nın BOP eş başkanı olan bu hükümet, hiçbir kural ve kaide dinlemeden görevine devam etmektedir. Bu sayın başbakan Erdoğan’ın ve AKP hükümeti mensuplarının kendi tercihleridir. Elbette gereken risk hesaplamalarını yapmışlardır, hükümet olma adına veya gizli ve açık idealleri uğruna yollarına devam edebilirler. 10 yıllık iktidarları döneminde toplumun özünden, dini hayatın nasıl uzaklaştığına hepimiz şahidiz. Din adına çıkılıp da İslam’a verilen büyük çapta bir zarara tarih tanıklık etmektedir.

DİN VE MİLLİYETÇİLİK İSTİSMARINDAN BU MİLLET ÇOK ÇEKMEKTEDİR

Ülkemizde iki çizgiye dikkat etmek gerekir. Din adına yapılan siyaset ve milliyet adına yapılan siyaset. Her iki çizgi din ve milliyetçiliği kendi tekellerine alarak din ve milliyete en büyük zararı vermişlerdir. Elbette her iki akımın tabanında ve teşkilatlarında samimi ve özverili insanlar vardır. Ancak bu insanlar partilerinin yanlış istikamete gidişine engel olamamışlardır.

Tezkere sürecinde en ciddi muhalefetlerden bir tanesini MHP’nin yapmış olmasına rağmen tezkereye kabul oyu vermelerini iyi okumak gerekir. MHP sözcüsü Oktay Vural, Türkiye’nin kritik bir dönemden geçtiği çok açıktır diyor. Dış politika iflas etmiştir, diyor. Fiili bir tehdidi engellemeyen bir diplomasinin iflasıdır, diyor. Sayın Bahçeli ise sınır ötesi müdahalesi için dış politikada iflas etmiş, diplomaside esamesi okunmayan hükümete yetki verme tarafında yer aldığını açıklarken fenersiz yakalanıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Bunun adı karakolda doğru söyleyip mahkeme de şaşmaktır. Bir başka ifadeyle halka farklı konuşmak, mahfillere farklı mesaj vermek demektir. AKP sıkıştığı her kritik adımda, MHP’nin desteğini yanında bulmuştur. Hatırlanacağı gibi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Sayın Gül’e en büyük destek MHP’den gelmişti.

MHP görünüşte tutarsız bir siyaset izlemektedir. Bu tutarsız siyasetin de sorumlusu Sayın Bahçeli’dir. Söylenen bu. Yani Sayın Bahçeli günah keçisi yerine konmaktadır. Aslında doğru olan bu değildir. MHP kendi içinde tutarlı bir politika izlemektedir, izlenen politikada Amerika’nın menfaatleriyle uyum içindedir. Yıllardan beri MHP içindeki sağduyu sahibi arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde Bahçeli gidecek, MHP gerçek çizgisine oturacak denmiş olsa da bunun bir oyalamaca olduğunu öngörüye gerek kalmayacak şekilde hadiseler ortaya çıkartmıştır. 12 Eylül öncesi vatan, millet adına mukaddesat adına canı dâhil varlığını feda eden ülkücüleri hatırlayınca içim acıyor.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Akçakale'ye düşen top mermisi nedeniyle hayatını kaybedenlerin yakınları ve Türk halkına başsağlığı diledi ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ama bu bile AKP’yi hedefinden alıkoyamamaktadır.

Sayın Başbakan’a sormak gerekir, İsrailliler Mavi Marmara gemisindeki masum vatandaşlarımızı katlettiler, bir özür bile dilemediler, peki buna karşı niçin bu kadar sessiz kalabildi?

Sayın Başbakan şunu unutmasın, tarihin sayfalarında da defteri amalinde de bu yaptıkları peşini bırakmayacaktır. Özrün kabahatten büyük olduğu durumlar vardır. İşte o durumlardan bir tanesi de Erdoğan’ın Suriye politikasına gösterdiği mazerettir.

… HATTA ONLAR (YAHUDİ VE HIRİSTİYANLAR) KERTENKELE DELİĞİNE GİRSELER, SİZ DE PEŞLERİNDEN GİRECEKSİNİZ

AKP hükümetinin uyguladığı dış politika iflas etmiş durumda. Sağduyulu halkın, hükümetin sürekli eleştirildiği konulardan birisi, İslam ülkelerinde Amerikan emperyalizmine hizmet etmesidir. Bilindiği gibi NATO tamamen Amerikan’ın güdümüne girmiş durumdadır. Sayın Erdoğan’ın savunması geçersiz bir mantığın eseridir. Erdoğan diyor ki, "4 kıtada şehitliği olan bir millete sizin Afganistan’da Somali’de ne işiniz var diyemezsiniz. Ak Parti olarak mazlum, her halka yardım götürüyoruz." Sayın Erdoğan burada yanılmaktadır veya yanıltmaya çalışmaktadır. Ecdadımız İlayı Kelimetullah adına Allah’ın adını yüceltmek için hayatını cihat mantığıyla yaşamıştır. Hükümet ise, NATO istedi diye Birleşmiş Milletler istedi diye dış politikayı şekillendirmektedir. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar batıya yine yaranamamaktadırlar. Şunu unutmamak gerekir yıllar geçiyor ve her geçen zaman dilimi bütün mahlûkatı öte dünyaya yaklaştırıyor. Yaptıkları belki bu dünyada kişinin yanına kar kalabilir ama ahirette yanlış sahibinin yakasını bırakmayacaktır. Şunu iyi bilin ki dünya hayatı hiç de zannedildiği gibi uzun değildir, sayılı her şey tükenmeye mahkûmdur. Ezeli ve ebedi olan sadece Allah Zülcelâl hazretleridir.

BATILI KUTSALLARIMIZA SAYGI DUYMAMAKTADIR

Arap baharı adı altında yaşananlar bir kardeş kavgasıdır. Sebep ne olursa olsun Müslüman Müslümana kırdırılmaktadır. Maalesef AKP hükümeti tam kadro bu ateşe odun taşımaktadır. Burada hiçbir İslam ülkesi kazanan tarafta değildir, kazanan tamamen bölge üzerinde emperyalist emelleri olan ABD’dir. ABD’yi yönlendiren Yahudi zihniyetidir. Adına taşeronluk yapılan batı bizim değerlerimize ne kadar saygı duymaktadır. Maalesef koca bir hiç.

Peygamber Efendimiz ve dinimiz gizli değildir. Efendimizin her anı hatta aldığı nefes bile bilinmektedir. Zaten biz Müslümanların en büyük ideali, Peygamberimizin Sünnet’ini, yani Efendimizin hal ve hareketlerini kendi hayatımızda tatbik etmektir. Güzelliğin, kardeşliğin, barışın kaynağı dinimiz İslam’dır. Bütün bu güzelliklerin kaynağı olan Peygamberimiz yanlışın yapılmasına da müsaade etmeyen bir kişilik sahibidir. "Kötü bir şey gördüğünüzde onu elinizle düzeltiniz, gücünüz yetmezse dilinizle düzeltiniz, buna da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz ediniz" diyen sevgili Peygamberimizdir. Peygamberimiz hakkında çekilen film Müslümanlar adına bir gerçeği yansıtmamaktadır. Ancak bu çirkin sürecin içinde olanları bize tanıtmaktadır. ‘Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler’ sözü boşuna söylenmiş değil. Bu ancak onların ne kadar seviyesiz olduğunu gösterir.

Halk niçin iftiralarla dolu bu çirkin filme bu çapta tepki vermektedir? Elbette yel kayadan ne koparır, ancak İslam ülkelerindeki hükümetlerin etkin tepkiyi verememesi, halkın tansiyonunu daha çok arttırmaktadır. Güya İslam ülkelerine insan hakları getirmeye soyunan batı ve işbirlikçileri dinimiz İslam ve kutsallarımıza karşı gereken hassasiyeti göstermemektedir. Sonra olayın zamanlaması da çok ilginçtir. Bu gelişmeler tam da 11 Eylül İkiz Kule saldırılarının yıldönümünde yaşanıyor. Bu saldırıların ardından dönemin ABD Başkanı Bush, kamuoyuna bir açıklama yaparak ‘Haçlı Seferi’ni başlattığını ifade etmişti. Bundan sonra İslam ülkeleri tek tek işgal edilmeye başlandı. Batı, İslam coğrafyasını tamamen eline geçirmeden bu girişimlerinden vazgeçmeyecektir. İşgalini haklı gösterecek senaryolar üretmeye devam edecektir. ABD’de yaklaşan seçimler için kendi halkına dönük mesajlar vermek isteyecektir. Amerikan’ın kendi vatandaşları da uygulanan Ortadoğu politikaları konusunda rahat değiller. O halk da bir avuç Yahudi sermayedarın sömürgesi durumundadır.

Bakın burada oynanan iki oyun var. Bir taraftan kendi halkına yönelik "Bakın görün, bunlar bize karşı saldırı halindeler; bunların ağzının payını verin" diyorlar. Diğer taraftan, İslam ülkelerindeki sözcülerine dönüp, dinlerarası diyalog çalışmalarını teşvik ediyorlar. Diyalog çalışmalarıyla Müslüman iğdiş edilmekte, kendi milletine ve din kardeşlerine karşı yabancılaştırılmaktadır. Bu iki davranış şekli işgal sürecinde birbirini beslemektedir.

Bütün bu yaşanan gelişmeler bölgemizde suların kısa sürede durulmayacağını gösteriyor. Önümüzdeki günler bugünleri de aratacak gibi görülüyor. ABD bölgemizdeki hesaplarından vazgeçmeyecektir. Buna karşılık, ABD’nin bölgede karşılaştığı direnç daha da artacaktır. Bölge halkı Arap baharından önceki günlerini aramaktadır. Örneğin yandaş basın yayın, Suriye’den göçen bütün Arapları, Esad karşıtı olarak göstermektedir. Oysa hiç de öyle değildir. İnsanlar evlerinden barklarından ortam sakinleşinceye kadar ayrılmıştır. Bölgeyi karıştıran ABD ve işbirlikçilere karşı sitemleri vardır.

Libya’daki elçilik baskınından sonra açıklama yapan Clinton, "Bugün birçok Amerikalı, hatta ben bile bu, özgürlüğünü kazanmasına yardım ettiğimiz bir ülkede, yıkımdan kurtardığımız bir kentte nasıl olabildi diye soruyor. Bu soru, dünyanın ne kadar karmaşık ve bazen de ne kadar şaşırtıcı olduğunu yansıtıyor" derken ne demek istiyor. Ortadoğu’nun ABD için bir bataklık olduğunu ifade ediyor.

Bu yaşanan olaylarda bir kere daha görülmüştür ki, İslam âleminin ABD’nin işgalci yüzü ile uyumu söz konusu değildir. Burada aracılara ihtiyaç vardır. İşte tam bu aşamada ABD daha fazla maşa kullanacaktır. Avcı kekliklerinin sayısını ve iş yoğunluğunu arttıracaktır. Gerek ülkemizdeki gerek İslam ülkelerindeki siyasiler bölge halkına rağmen böyle bir taşeronluk görevinden uzak durmalıdır.

GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ

Günümüzde yaşanan değişim ve dönüşümler Wilson İlkelerinin (1918) bir açılımıdır. Wilson projeleri adım adım gerçekleşmektedir. Wilson, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini bu ilkelerle açıklamıştı. Bilindiği gibi Sevr anlaşması ile gün yüzüne çıkan bu anlaşmalar, milli mücadele ile rafa kaldırılmıştı. Ancak emperyalist güçler hedeflerinden vazgeçmiyorlar. Wilson ilkeleri çerçevesinde ülkemiz toprakları üzerinde kurmak istedikleri Ermenistan ve Kürdistan projeleri bu defa yeniden masaya getirildi. Yine bu son gelişmeler, Amerika’nın hedefinin önünde engel gördüğü unsurları devre dışı bırakma operasyonlarıdır. Siyasetle de olsa hukukla da olsa bürokrasiyle de olsa engelleri bir bir aşarak Wilson projelerini gerçekleştirmede son perdeye doğru gidiliyor.

Çözümün yolu öncelikle terörü bitirmek için kararlı olmaktır. Kararlı olmak demek terörün arkasındaki güçleri deşifre etmeyi ve buna göre muamele etmeyi gerektirir.

ZİFİRİ KARANLIKTA DOĞAN GÜNEŞ

Bütün bu yaşananları millet olarak nasıl yorumlayacağız. Bir defa nasıl bu vatanı dedelerimiz bize emanet etmişse bizde torunlarımıza emaneti devredebilmeliyiz. Aynı zamanda ekonomik, sosyal ve siyasal olarak yaşanabilir ülke koşullarına kavuşmamız gerekmektedir. Artık görülmüştür ki,  AKP’nin de mecliste bulunan partilerin de böyle bir hedefi de yoktur, çözüm projeleri de yoktur. Onların işi dil dalaşı yapmaktan öte geçememektedir. Kim daha yüksek sesle, daha usturuplu hakaret edecek, bunun yarışı yapılır hale gelmiştir.

Yaşanan bunca sorunu yıllar öncesinden gören ve haber veren tek lider Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur. Sadece sorunları görmemiş, aynı zamanda çözüm paketlerini de yıllar öncesinden göstermiştir. Milli Ekonomi Modeli olsun, Sosyal Devlet Milli Devlet projesi olsun, Ehl-i Beyt açılımı olsun, insanı çözümün odağına yerleştirmesi olsun, bunların her biri çağa damgasını vuran çözümlerdir. Sayın Prof. Dr. Haydar Baş beyin projeleri dünya kamuoyunda yankı bulmuştur. Dünyanın ekonomik gidişatına, siyasi gelişmelere etki etmektedir. Özellikle Rusya’nın Milli Ekonomi Modelini kısım kısım uygulamaya koyması, dünyadaki konumuna etki etmiştir. Ehl-i Beyt açılımı kapsamında Alevi, Şii - Sünni kardeşliğini akademik çalışmalarıyla temellendirmesi İslam alemi için körüklenen bir iç savaşın önüne geçmiştir. ABD’nin İslam ülkelerini işgal projesi olan Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) öldürücü darbesi, bir Alevi, Şii - Sünni çatışmasını gerçekleştirmektir. Bunu önceden gören ve gerekli uyarıyı yapan, Alevi, Şii - Sünni kardeşliğini gündeme getiren Sayın Prof. Dr. Haydar Baş bu milletin evladıdır. O hem Türk milletine hem de bütün Müslümanlara sahip çıkmaktadır. Onun söz sahibi olması bütün insanlık için bir kazanç olacaktır.

O halde bütün milletimize çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen çelik çomak oynamaktan vazgeçin; siz isterseniz her şey olur, kendinize güvenin. Biliyorum tek tek hepiniz sayın Prof. Dr. Haydar Baş beyi seviyorsunuz ve güveniyorsunuz. O halde gelin bu sevgi ve güveninizi desteğe çevirin. Siz de kurtulun biz de kurtulalım, nitekim hepimiz aynı gemi içinde bulunuyoruz.

Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi

Bu haber 1850 defa okunmuştur.
İlginizi Çekebilir
BTP Kütahya Teşkilatı Yoncalı’da halkın nabzını tuttu
BTP Kütahya Teşkilatı Yoncalı’da halkın nabzını tuttu
BTP, Yalova’da vatandaşla buluştu: İlgi ve katılım yoğun
BTP, Yalova’da vatandaşla buluştu: İlgi ve katılım yoğun
BTP Kayseri İl Başkanı Rüştü Karataş’ın acı günü
BTP Kayseri İl Başkanı Rüştü Karataş’ın acı günü
BTP Trabzon İl Başkanlığı’ndan TTSO ve Emniyet Müdürlüğü’ne ziyaret
BTP Trabzon İl Başkanlığı’ndan TTSO ve Emniyet Müdürlüğü’ne ziyaret
Son Haberler
BTP Kütahya Teşkilatı Yoncalı’da halkın nabzını tuttu
BTP Kütahya Teşkilatı Yoncalı’da halkın nabzını tuttu
Son şampiyon Arjantin yarı finalde
Son şampiyon Arjantin yarı finalde
Norveç eve,İngitere yarı finale gidiyor
Norveç eve,İngitere yarı finale gidiyor
BTP, Yalova’da vatandaşla buluştu: İlgi ve katılım yoğun
BTP, Yalova’da vatandaşla buluştu: İlgi ve katılım yoğun
BTP Kayseri İl Başkanı Rüştü Karataş’ın acı günü
BTP Kayseri İl Başkanı Rüştü Karataş’ın acı günü
Temizlik İşçileri, Çekilişle Belirlendi
Temizlik İşçileri, Çekilişle Belirlendi

Ana Sayfa
Ekonomi
İslam
İlçeler
Kilis Güncel
Ulusal Kongreler
Analiz
Eğitim
Siyaset
Vefat
Spor
Bitki Rehberi
Güncel Haberler
Kültür & Sanat
Teknoloji
Sağlık
Dünya
Türkiye
Videolar
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Vefatlar
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Analiz
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • İlçeler
  • İslam
  • Kilis Güncel
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Siyaset
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Vefatlar
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

kilispostasi.com Haber Portalı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir.