Bir güleryüzümüz kalmıştı, çok şükür onu da kaybettik. Hanımın altınlarını bozduralı çok oldu. Sanmayın birşey aldık, borçlara gitti hepsi. Alış-veriş yok, kaç defa alıp başımı gideyim dedim, baktım gidecek yerim de yok. Yoklarla dolu bir hayatı sürdürmeye gayret ediyoruz memlekette. Kilisi çocukluğumdan beri iyi bilirim. Her yerini gezerdim sık sık, en ufak çıkmazına kadar. Tanıdıklarla, ata-dede dostlarımızla çaylı, kahveli neşeli sohbetler ederdik.
Şimdi bakıyorum da, yapamıyoruz o neşeli dost sohbetlerini. Hepimizin suratları asık, moraller deseniz bozuk. Kazanamıyoruz çünkü. Erkeksen birşey almaya kalk, yüz defa hesaba oturmak zorunda kalıyorsunuz. Almam da demek olmuyor. İşin içinden çıkamıyorsunuz. Sonrası malum, iki elimizin arasında sancılı başlarımız!
Herkesin şikayeti ortak, canları sıkkın. Bir zamanlar hayatın pek kolay aktığı günleri hatırlayınca, moraller bir o kadar daha bozuluyor. Hayaller ve tatlı hatıraların bile canınızı sıkmaya yettiği bir zamanda yaşıyoruz. Hey hat, kimse bu hayalin içinde çok uzun süre kalmanıza bile müsaade etmiyor. Zamansız kapınızı çalan alacaklı veya faturanızı elinize tutuşturan görevli memur çabucak ayıktırıyor sizi.
Kaderimiz mi kötüdür, yoksa seçimlerimiz mi? Hepimiz bu sorunun cevabını bilecek kadar zekiyizdir değil mi?
Not: Bana bu yazıyı gönderen değerli okuyucum fırtına_cicegi rumuzlu arkadaşamıza çok teşekkür ediyorum.
Yazan: Fuat Can
e-mail: [email protected]









